İnsanlık tarihi boyunca herkes şu soruları sormuştur: “Neden sabırla imtihan ediliyoruz? Neden her şey neşe üzerine kurulu değil? Neden bazıları zenginlikle, bazıları yoklukla sınanıyor? Ve en çok da: Tanrı tarafından yaratıldığı söylenen bu dünya neden adil değil?”
Bu sorular, insanın varoluşuna dair en derin sorgulamalardır. Kur’ân-ı Kerîm ve hadis-i şerifler, bu sorulara yalnızca cevap vermekle kalmaz; insanın bakış açısını kökten değiştirir.
Kur’ân-ı Kerîm bu gerçeği açıkça bildirir:
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Furkan, 25/2)
Yani dünya, sonuçların alındığı bir ödül yeri değil; niyetlerin ve tercihlerin ortaya çıktığı bir imtihan salonudur. Herkesin aynı şartlarda yaşadığı bir dünya, sınav olmaktan çıkar, sadece bir konfor alanına dönüşürdü.
Allah Teâlâ sabrı öyle yüceltmiştir ki, karşılığını sınırsız bırakmıştır:
“Sabredenlere ecirleri hesapsız olarak verilecektir.” (Zümer, 39/10)
Sabır; sadece beklemek değildir. Sabır, başına gelen şeye rağmen insan kalabilmektir. Kırılmamaktır. Yıkılmamaktır. İsyana sürüklenmeden, Rabbine güvenebilmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Müminin durumu ne hoştur! Onun her hâli kendisi için hayırlıdır. Başına bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)
İyilik, ancak kötülüğün varlığıyla anlam kazanır. Merhamet, acı çekeni görünce ortaya çıkar. Adalet, haksızlık karşısında ayağa kalkınca doğar.
Kur’an bu hakikati şöyle bildirir:
“Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155)
Demek ki zorluklar, Allah’ın unuttuğu kullar için değil; olgunlaşması istenen kullar içindir.
Kur’ân bu farklılığın hikmetini şöyle açıklar:
“Onların dünya hayatındaki geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık. Bir kısmını diğerine derecelerle üstün kıldık ki, biri diğerini hizmetçi edinsin.” (Zuhruf, 43/32)
Zengin olan şükürle, fakir olan sabırla imtihan edilir. Biri parayla sınanır, diğeri yoklukla. Hangisi daha zor? Bunu ancak yaşayan bilir.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.” (Buhârî, Rikâk 15)
Çünkü dünya mahkeme değildir. Burası sınav salonudur.
Adaletin tamamı burada tecelli etseydi, ahiret diye bir kavrama ihtiyaç kalmazdı. Mazlumun hakkı, zalimin hesabı bu dünyaya sığmaz.
Allah Teâlâ buyurur:
“Bugün kimseye zerre kadar haksızlık edilmez.” (Yâsîn, 36/54)
Bu ayet, asıl adaletin nerede tecelli edeceğini gösterir.
Bu dünya, herkesin eşit şartlarda mutlu olduğu bir yer olmak zorunda değildir. Ama insan, hangi şartta olursa olsun adil olmak zorundadır.
Sabır, bizi kırmak için değil; olgunlaştırmak için vardır.
Acı, bizi yok etmek için değil; kim olduğumuzu ortaya çıkarmak içindir.
Ve unutulmamalıdır ki:
Bu dünya geçici, imtihan kısa, fakat karşılık ebedîdir.
Ayrıca üç dakikalık kabir provası ve stres oluyor musunuz? başlıklı yazılarımız için tıklayabilirsiniz.
Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .