Dünyanın Faniliği ve Geçici Hayat Üzerine Bir Muhasebe
İnsan bazen hayattayken bile birkaç kez ölmüş gibi olur; fakat bunu fark etmez. Çünkü zaman geçer, mekân değişir, insanlar dağılır, yaşananlar silikleşir. İlkokul yılları, lise günleri, üniversite dönemi, askerlik hatıraları… Hepsi bir zamanlar içinde yaşarken çok gerçek, çok önemli ve çok canlıydı. Şimdi ise çoğu rüya gibi uzak, sisli ve dağılmış bir hatıra hâline geldi.
Düşünelim: Bir zamanlar her gün bulunduğumuz sınıfları, koridorları, arkadaş çevrelerini, sevinçleri, dertleri şimdi kim biliyor? Kendimiz ve belki birkaç yakınımız dışında neredeyse hiç kimse… O kadar güçlü sandığımız dönemler, sanki hiç yaşanmamış gibi zamanın içinde kaybolup gidiyor. İşte dünya hayatı da böyledir. İnsan burada yaşarken kalıcı zanneder; fakat zaman gösterir ki dünya da anılar gibi çözülüp gider.
Dünya Hayatı Neden Aldatıcıdır?
Dünya, insana sürekli kalıcılık hissi verir. Evler, işler, makamlar, dostluklar, telaşlar ve planlar insanın zihninde çok büyük yer kaplar. Oysa gerçekte dünya; geçici bir duraktır, ebedî bir yurt değildir. İnsan bu fani âlemde bir yolcudur. Yolcu ise konakladığı yeri evi sanmamalıdır.
Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat şöyle bildirilir:
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ile evlat çoğaltma yarışından ibarettir...”
(Hadîd Suresi, 20. ayet)
Bu ayet, insanın dünya ile kurduğu bağın aslında ne kadar zayıf ve geçici olduğunu gösterir. Dünya meşgul eder, oyalayıp unutturur; fakat sonunda elden çıkar. Dün çok önemli görünen nice şey, bugün hatırlanmaz bile. Bugün bizi kuşatan hayat da yarın hatıra olacak, sonra hatıralar bile unutulacaktır.
İnsan Yanında Ne Götürür?
İnsan öldüğünde geride pek çok şey bırakır: evi, malı, makamı, eşyaları, konuşmaları, hatıraları… Hatta bir süre sonra ismi bile az anılır olur. Fakat yanında götürdüğü tek şey amelleridir. Yani yaptığı iyilikler, işlediği günahlar, samimiyeti, niyeti ve kulluğu…
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a selim bir kalp ile gelenler müstesna.”
(Şuarâ Suresi, 88-89. ayetler)
Bir başka ayette ise şöyle denir:
“Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar şer yapmışsa onu görür.”
(Zilzâl Suresi, 7-8. ayetler)
Demek ki bu dünyada hiçbir amel kaybolmaz. İnsanların unuttuğu, zamanın örttüğü, dünyanın değersizleştirdiği şeyler olabilir; fakat Allah katında hiçbir şey zayi olmaz. Dünya silinir, ömür biter, beden toprağa girer; ama amel insanla birlikte kabre iner.
Hatıralar Bile Kayboluyorsa Dünya Nasıl Kalıcı Olsun?
Geçmiş yıllara dönüp bakınca bunu daha net görürüz. Bir zamanlar çok güldüğümüz, çok üzüldüğümüz, çok korktuğumuz veya çok sevindiğimiz nice an bugün ya hatırlanmıyor ya da çok silik kalıyor. İnsan kendi yaşadığı dönemleri bile bu kadar unutuyorsa, dünya hayatının kalıcı olduğunu nasıl düşünebilir?
İşte gaflet tam da burada başlar. İnsan, faniliği her gün yaşadığı hâlde kalıcılık vehmine kapılır. Her dönem kapanır, her çevre dağılır, her hatıra solar. Buna rağmen insan sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Oysa hayat bize sürekli şunu öğretmektedir: Burada hiçbir şey daim değildir.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Uyarısı
Resûlullah (s.a.v.) dünya hayatının geçiciliğini ve asıl önemli olanın ölüm sonrası olduğunu bize açıkça bildirmiştir. Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurur:
“İnsanoğlu ölünce ameli kesilir. Ancak üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.”
(Müslim, Vasiyyet, 14)
Bu hadîs bize çok büyük bir hakikati haber verir: Ölüm her şeyi bitirir gibi görünse de, bazı ameller insanın ardından akmaya devam eder. Demek ki akıllı insan, sadece yaşadığı günü değil, öldükten sonrasını da düşünendir. Kalıcı eser, hayırlı amel ve faydalı iz bırakmak, dünyanın faniliği karşısında en büyük kazançtır.
Asıl Yolculuk Ahiretedir
Dünya hayatı bir bekleme salonu gibidir; asıl yurt ahirettir. Burada geçen kısa ömür, sonsuz hayatın hazırlık safhasıdır. İnsan nasıl bir sınava girerken geçici heyecanlar arasında geleceğini belirleyen bir kâğıt dolduruyorsa, dünya hayatında da davranışlarıyla ebedî hayatını şekillendirir.
Bu yüzden mesele sadece yaşamak değildir; doğru yaşamak, temiz yaşamak, imanla yaşamak ve salih amellerle Rabbimizin huzuruna çıkabilmektir. Çünkü bu kısa hayatta gidilecek yere diploma, ünvan, mal, şöhret veya alkışla değil; ancak iman ve amel ile varılacaktır.
İlkokul günleri nasıl geçtiyse, gençlik nasıl akıp gittiyse, bugün de geçecek. Şu an çok önemli sandığımız meseleler de bir gün silikleşecek. Sonunda insan, dünya hayatının gerçekten bir gölge gibi geçtiğini anlayacak. Fakat bu anlayış ölümden önce olursa kurtuluşa vesile olur; ölümden sonra olursa pişmanlığa dönüşebilir.
Öyleyse insan kendine şu soruyu sormalıdır: Ben bugün sadece geçecek bir hayat mı yaşıyorum, yoksa ebedî hayata hazırlanıyor muyum? Çünkü bu dünyadan giderken yanımızda sadece amellerimiz olacak. Geriye kalan her şey burada kalacak.
Dünya geçer, hatıralar silinir, isimler unutulur; fakat Allah için yapılan hiçbir amel kaybolmaz.
Ayrıca Ebu vefa hazretlerinin duası ve Ebu Bistami hazretlerinin duası hakkında detaylı bilgiler sayfamızda yer almaktadır.Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .