Yusuf Suresi ile Ümitsizliğine Son Ver
Hayat bazen insanı hiç beklemediği imtihanlarla karşı karşıya bırakabilir. Bir gün her şey yolundayken ertesi gün kendimizi yalnız, çaresiz ve çıkış yolu bulamaz hâlde hissedebiliriz. Haksızlığa uğrayabilir, sevdiklerimizden ayrılabilir, iftiraya maruz kalabilir veya emek verdiğimiz şeyleri kaybedebiliriz. İşte tam böyle zamanlarda Kur'an-ı Kerim'in en umut veren surelerinden biri olan Yusuf Suresi gönüllere seslenmektedir. Bu sure adeta her ümitsiz insana, "Allah seni unutmadı." demektedir.
Yusuf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in on ikinci suresidir ve baştan sona tek bir kıssayı anlatan eşsiz bir suredir. Allah Teâlâ bu kıssa için "Kıssaların en güzeli" buyurmuştur. Çünkü bu surede insan hayatının hemen her yönüne dokunan büyük hikmetler bulunmaktadır. Sabır, tevekkül, iffet, affetmek, aile ilişkileri, kıskançlık, adalet, merhamet ve Allah'a güven gibi pek çok önemli konu tek bir kıssa içerisinde anlatılmaktadır.
Hz. Yusuf'un hayatına dışarıdan bakıldığında peş peşe gelen zorluklar görülmektedir. Henüz çocuk yaşta kardeşlerinin kıskançlığına uğradı. Bir kuyuya atıldı. Babasından ayrıldı. Köle olarak satıldı. Haksız yere iftiraya uğradı. Suçsuz olduğu hâlde yıllarca hapiste kaldı. İnsan gözüyle bakıldığında bunların her biri büyük bir felaket gibi görünmektedir.
Fakat yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda bütün bu olayların Allah'ın büyük planının bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Eğer kuyu olmasaydı Mısır'a gitmeyecekti. Mısır'a gitmeseydi saraya ulaşamayacaktı. Hapse girmeseydi kralın rüyasını yorumlama fırsatı doğmayacaktı. Sonunda da Mısır'ın hazinelerinin başına geçerek hem ailesini hem de binlerce insanı kıtlıktan kurtaramayacaktı.
İşte Yusuf Suresi bize çok önemli bir hakikati öğretmektedir. İnsan yaşadığı olayın yalnızca bugününü görür. Allah ise başlangıcını da sonunu da bilir. Biz bazen başımıza gelen bir olayı felaket olarak değerlendirirken, Rabbimiz onu büyük bir hayrın başlangıcı hâline getirebilir.
Bu nedenle Yusuf Suresi yalnızca Hz. Yusuf'un hayatını anlatan bir sure değildir. Aynı zamanda bugün üzülen, ağlayan, haksızlığa uğrayan, yalnız kalan ve geleceğinden endişe eden herkes için ilahî bir teselli mektubudur. Rabbimiz bu sureyle bizlere sabredenlerin sonunda mutlaka kazanacağını öğretmektedir.
Belki sen de bugün kendini bir kuyunun içinde hissediyorsun. Belki yıllardır çözülemeyen bir sıkıntıyla mücadele ediyorsun. Belki insanlar seni anlamıyor, emeklerinin karşılığını alamadığını düşünüyorsun. İşte Yusuf Suresi tam da böyle zamanlarda okunması gereken bir suredir. Çünkü bu sure, ümidini kaybetmek üzere olan her kalbe yeniden umut aşılamaktadır.
Birinci Büyük Ders: Allah'ın Planı, İnsanların Planından Her Zaman Daha Güzeldir
Yusuf Suresi, 4. Ayet
Yusuf Suresi bir rüya ile başlamaktadır. Hz. Yusuf henüz küçük bir çocukken Allah Teâlâ ona gelecekte yaşayacağı büyük olaylara işaret eden bir rüya göstermiştir. O gün bu rüyanın ne anlama geldiğini kimse tam olarak bilmiyordu. Hatta Hz. Yusuf'un kendisi bile yıllar sonra yaşayacağı olaylardan habersizdi.
Rüyanın ardından olaylar hiç de güzel görünmeyen bir şekilde gelişmeye başladı. Kardeşlerinin kıskançlığı arttı. Onu babalarından uzaklaştırmak istediler. Sonunda kuyuya attılar ve babalarına yalan söylediler. İnsan gözüyle bakıldığında artık her şey bitmiş gibiydi.
Fakat Allah Teâlâ'nın planı tam da burada işlemeye başlamıştı. Kardeşleri onu yok etmek isterken, Allah onu büyük bir göreve hazırlıyordu. Onlar Hz. Yusuf'un hayatını kararttıklarını zannederken, aslında onu Mısır'ın yöneticiliğine giden yolun ilk adımına götürüyorlardı.
Hayatımızda da buna benzer olaylar yaşayabiliriz. Bazen kaybettiğimiz bir iş, bizi çok daha hayırlı bir işe ulaştırabilir. Bazen gerçekleşmeyen bir evlilik, bizi büyük bir pişmanlıktan koruyabilir. Bazen kapandığını düşündüğümüz bir kapı, Allah'ın bizim için daha hayırlı başka kapılar açmasına vesile olabilir.
İnsan çoğu zaman yalnızca bulunduğu anı değerlendirebilir. Allah ise geçmişi de geleceği de bilir. Bu nedenle mümin, anlam veremediği olaylarla karşılaştığında hemen ümitsizliğe kapılmaz. Çünkü bilir ki Allah'ın takdiri kulun gördüğünden çok daha geniştir.
Yusuf Suresi'nin daha ilk ayetlerinden itibaren öğrendiğimiz en büyük ders şudur: Bugün yaşadığın sıkıntı, yarın yaşayacağın güzelliklerin başlangıcı olabilir. Allah'ın hikmetine güvenen insan, en karanlık günlerde bile ümidini kaybetmez. Çünkü bilir ki Rabbinin yazdığı kader, insanların kurduğu planlardan daima üstündür.
İkinci Büyük Ders: Kıskançlık İnsana En Büyük Yanlışları Yaptırabilir
Yusuf Suresi, 9. Ayet
Yusuf Suresi'nin en dikkat çekici yönlerinden biri, büyük bir kötülüğün kıskançlık duygusuyla başlamasıdır. Hz. Yusuf'un kardeşleri onun kötü bir insan olduğunu düşünmüyorlardı. Aksine onun güzel ahlaklı, dürüst ve sevilen biri olduğunu biliyorlardı. Fakat kalplerine yerleşen kıskançlık duygusu, doğru düşünmelerine engel oldu.
Şeytan insana çoğu zaman kötülüğü bir anda yaptırmaz. Önce kalbe küçük bir kıskançlık tohumu eker. Ardından bu duygu büyür, hasede dönüşür ve sonunda insan hiç yapmayacağını düşündüğü yanlışları yapabilir. Yusuf Suresi bu gerçeği çok çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Hz. Yusuf'un kardeşleri başlangıçta sadece babalarının sevgisini paylaşamıyorlardı. Fakat zamanla bu duygu öylesine büyüdü ki kardeşlerini ortadan kaldırmayı bile konuştular. Daha sonra onu öldürmek yerine kuyuya atmaya karar verdiler. Böylece kıskançlık, masum bir çocuğun yıllarca sürecek ağır imtihanlarının başlangıcı oldu.
Bugün de insanlar aynı duyguyla büyük hatalar yapabilmektedir. Bir arkadaşının başarısını çekememek, komşusunun nimetine üzülmek, kardeşini kıskanmak veya başkasının mutluluğunu hazmedememek kalbi yavaş yavaş karartabilir. Kur'an ise mümini başkasının nimetine üzülmeye değil, Allah'ın verdiği nimetlere şükretmeye davet etmektedir.
Kıskançlık yalnızca karşı tarafa zarar vermez. Öncelikle insanın kendi huzurunu elinden alır. Sürekli başkalarının hayatını takip eden, onların sahip olduklarına üzülen bir insan hiçbir zaman gerçek mutluluğu yaşayamaz. Çünkü kalbi Allah'ın takdirine razı değildir.
Yusuf Suresi bizlere şunu öğretmektedir: Allah'ın bir kuluna verdiği nimet, başka bir kuldan eksilmez. Her insanın rızkı, ömrü ve nasibi Allah'ın ilmindedir. Başkasının nimetine üzülmek yerine Rabbimizin bize verdiklerine şükretmek kalbi huzura ulaştırır.
Üçüncü Büyük Ders: Sabreden İnsan En Karanlık Kuyudan Bile Çıkabilir
Yusuf Suresi, 15. Ayet
Hz. Yusuf'un hayatındaki en zor anlardan biri hiç şüphesiz kuyuya atıldığı andı. Henüz küçük bir çocuktu. En çok güvendiği insanlar olan kardeşleri tarafından terk edilmişti. Babasından uzak kalmış, karanlık bir kuyunun dibinde tek başına bırakılmıştı.
İnsan gözüyle bakıldığında artık her şey bitmiş gibi görünüyordu. Fakat Allah Teâlâ tam da o anda Hz. Yusuf'a vahyederek ona umut verdi. Rabbimiz, bugün yaşadığı bu acının bir gün sona ereceğini ve kardeşleriyle yeniden karşılaşacağını haber verdi.
Bu olay bize çok önemli bir hakikati öğretmektedir. Allah kulunu hiçbir zaman yalnız bırakmaz. İnsan kendisini en çaresiz hissettiği anda bile Allah onun yanındadır. Bazen bunu hemen fark edemeyebiliriz; fakat yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda yaşadığımız sıkıntıların bizi olgunlaştırdığını ve daha büyük hayırlara hazırladığını görebiliriz.
Hepimizin hayatında bir "kuyu" olabilir. Kimimiz sağlık sorunlarıyla mücadele ederiz, kimimiz maddî sıkıntılar yaşarız, kimimiz haksızlığa uğrarız veya sevdiğimiz insanlardan ayrılırız. O anlarda her şeyin bittiğini düşünebiliriz. Fakat Yusuf Suresi bize tam tersini söylemektedir. Kuyu, bazen zirveye giden yolun ilk basamağı olabilir.
Hz. Yusuf kuyuya düştüğünde bunun yıllar sonra Mısır'ın yönetimine uzanan yol olduğunu bilmiyordu. Aynı şekilde biz de bugün yaşadığımız imtihanların hangi hayırlara vesile olacağını bilemeyiz. Bu yüzden mümine düşen görev sabretmek, ümidini kaybetmemek ve Allah'ın hikmetine güvenmeye devam etmektir.
Yusuf Suresi'nin bu bölümü her ümitsiz kalbe şu mesajı vermektedir: Bugün içinde bulunduğun karanlık, yarın doğacak aydınlığın habercisi olabilir. Allah dilediğinde bir kuyuyu bile insanın yükselişine vesile kılar.
Dördüncü Büyük Ders: Allah İçin Vazgeçen, Allah Tarafından Yüceltilir
Yusuf Suresi, 24. Ayet
Hz. Yusuf'un hayatındaki en ağır imtihanlardan biri de Mısır Azizinin hanımının kendisini günaha davet etmesiydi. Gençti, bekârdı ve kimsenin görmediği kapalı bir ortamdaydı. Günah işlememesi için görünürde hiçbir sebep yok gibiydi. Fakat onun kalbinde insanların değil, Allah'ın gördüğüne dair sarsılmaz bir iman vardı.
Kur'an bu olayı anlatırken Hz. Yusuf'un iffetini ve Allah korkusunu öne çıkarmaktadır. O, nefsinin arzusunu değil, Rabbinin rızasını tercih etti. Çünkü gerçek mümin, insanların görmediği yerde de Allah'ın huzurunda olduğunu bilir.
Bugün de insan farklı şekillerde benzer imtihanlarla karşılaşabilir. Haram kazanç elde etme fırsatı, kimsenin bilmeyeceği bir yalan, gizlice işlenebilecek bir günah veya nefsin hoşuna giden yanlışlar... İşte bütün bu anlarda Yusuf Suresi bize Hz. Yusuf'u örnek göstermektedir.
İffet yalnızca haram ilişkilerden uzak durmak değildir. Gözü haramdan korumak, dili yalandan uzak tutmak, eli harama uzatmamak ve kalbi günaha teslim etmemek de iffetli olmanın parçalarıdır. Allah'ın razı olmadığı her şeyden uzak durmaya çalışmak gerçek takvanın göstergesidir.
Hz. Yusuf'un verdiği karar ilk bakışta ona zarar vermiş gibi görünmektedir. Çünkü iffetini koruduğu hâlde suçlandı ve hapse atıldı. Fakat Allah'ın planı yine insanların planından daha büyüktü. Günaha razı olsaydı belki kısa süreli bir rahatlık yaşayacaktı; fakat Allah katındaki değerini kaybedecekti. Sabrettiği için ise yıllar sonra hem dünyada izzet kazandı hem de Kur'an'da övgüyle anılan peygamberlerden biri oldu.
Bu olay bize çok önemli bir hakikati öğretmektedir. Allah için vazgeçilen hiçbir şey kayıp değildir. İnsan bazen haram bir kazançtan, bazen yanlış bir ilişkiden, bazen de nefsinin istediği bir günahtan Allah rızası için uzak durur. O an kaybettiğini zannetse de Allah onun yerine daha hayırlısını mutlaka ihsan eder.
Beşinci Büyük Ders: Bazen Hapishane, İnsanı Zirveye Hazırlayan Bir Okul Olabilir
Yusuf Suresi, 35. Ayet
Hz. Yusuf suçsuz olduğu hâlde hapse atıldı. İnsan gözüyle bakıldığında bu büyük bir adaletsizlikti. Masum bir insan cezalandırılmış, suçlu olanlar ise dışarıda kalmıştı. Fakat Allah Teâlâ bu olayı da büyük bir hayra dönüştürdü.
Hapishane Hz. Yusuf için bir ümitsizlik yeri olmadı. O bulunduğu yerde de insanlara Allah'ı anlatmaya devam etti. Mahkûmların rüyalarını yorumladı, güzel ahlakıyla çevresindeki insanların güvenini kazandı ve bulunduğu her ortamı hayra dönüştürdü.
İşte gerçek müminin farkı burada ortaya çıkmaktadır. Şartlar değişse bile ahlakı değişmez. Bulunduğu ortam ne kadar zor olursa olsun Rabbine olan bağlılığı zayıflamaz. Çünkü iman, yalnızca rahat zamanların değil; sıkıntılı günlerin de en büyük dayanağıdır.
Çoğu zaman yaşadığımız sıkıntıların nedenini anlayamayabiliriz. "Neden ben?" diye düşünebiliriz. Oysa Yusuf Suresi bize bazen cevabı yıllar sonra görebileceğimizi öğretmektedir. Eğer Hz. Yusuf hapse girmeseydi kralın rüyasını yorumlama fırsatı doğmayacak, böylece Mısır'ın yönetimine giden kapılar açılmayacaktı.
Hayatımızdaki bazı gecikmeler, bazı kayıplar ve bazı zorluklar da böyledir. Biz onları yalnızca yaşadığımız anın penceresinden değerlendiriyoruz. Allah ise gelecekte karşımıza çıkacak hayırları da bilmektedir. Bu yüzden mümin, anlam veremediği olaylar karşısında bile Rabbine güvenmeye devam eder.
Yusuf Suresi'nin bu bölümü her mümine şu mesajı vermektedir: Bugün seni üzen bir olay, yarın Allah'ın sana açacağı büyük kapıların hazırlığı olabilir. Sabırla bekleyen ve doğruluktan ayrılmayan kimse sonunda mutlaka Allah'ın hikmetini görecektir.
Altıncı Büyük Ders: Allah Sabredenleri Hiç Ummadıkları Yerlerden Yüceltir
Yusuf Suresi, 54. Ayet
Yıllarca süren ayrılık, kuyu, kölelik, iftira ve hapishane... Hz. Yusuf'un hayatına dışarıdan bakan biri, onun sürekli kaybettiğini düşünebilirdi. Oysa Allah Teâlâ bütün bu olayları büyük bir hikmetle birbirine bağlamıştı. Gün geldiğinde Mısır kralı gördüğü rüyanın yorumunu öğrenmek istedi ve bu vesileyle Hz. Yusuf'un hikmeti ortaya çıktı.
Hz. Yusuf, kralın huzuruna çıkarılmadan önce çok önemli bir talepte bulundu. Önce kendisine atılan iftiranın açıklığa kavuşmasını istedi. Çünkü onun için yalnızca makam sahibi olmak değil, tertemiz bir isimle insanların karşısına çıkmak da önemliydi. Bu davranış, dürüstlüğün ve şahsiyet sahibi olmanın en güzel örneklerinden biridir.
Gerçek ortaya çıktıktan sonra kral, Hz. Yusuf'un ilmini, ahlakını ve güvenilirliğini gördü. Böylece yıllarca haksız yere hapis yatan bir insan, bir anda ülkenin en önemli görevlerinden birine getirildi. İnsanların kapattığını sandığı kapıları Allah Teâlâ bir anda ardına kadar açtı.
Bu olay bize çok önemli bir gerçeği öğretmektedir. İnsan bazen yıllarca emek verir, sabreder ve bekler. Çevresindeki insanlar onun değerini fark etmeyebilir. Fakat zamanı geldiğinde Allah onu hiç ummadığı bir şekilde yüceltir. Çünkü Allah katında yapılan hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz.
Bugün de birçok insan emeklerinin boşa gittiğini düşünebilir. Haksızlığa uğradığını, hakkının yenildiğini veya değerinin bilinmediğini hissedebilir. Yusuf Suresi ise böyle düşünen herkese sabrı tavsiye etmektedir. Çünkü Allah'ın takdir ettiği vakit geldiğinde, insanın yıllarca beklediği kapılar bir anda açılabilir.
Yedinci Büyük Ders: Affetmek, Güçsüzlerin Değil Güçlülerin Ahlâkıdır
Yusuf Suresi, 92. Ayet
Yusuf Suresi'nin en etkileyici sahnelerinden biri, yıllar sonra Hz. Yusuf ile kardeşlerinin yeniden karşılaşmasıdır. Bir zamanlar onu kuyuya atan, babasından ayıran ve yıllarca acı çekmesine sebep olan kardeşleri şimdi karşısında mahcup bir şekilde durmaktadır.
İnsan nefsi böyle bir durumda intikam almak isteyebilir. Gücü eline geçiren birçok insan geçmişte kendisine yapılan kötülüklerin hesabını sormaya çalışır. Fakat Hz. Yusuf bambaşka bir yol seçti. Kardeşlerini azarlamadı, onlara geçmişi hatırlatarak mahcup etmedi ve cezalandırmayı düşünmedi. Aksine onları affetti ve Allah'ın bağışlamasını diledi.
İşte gerçek büyüklük budur. Affetmek, yapılan kötülüğü onaylamak değildir. Affetmek; kinin kalbi esir almasına izin vermemektir. Çünkü kin önce karşı tarafı değil, insanın kendi huzurunu yok eder. Hz. Yusuf ise kalbini kinle değil, merhametle doldurmayı tercih etti.
Bugün aile içinde, dostluklarda ve toplumda yaşanan birçok kırgınlık yıllarca devam edebilmektedir. İnsanlar affetmeyi zayıflık olarak görebilmektedir. Oysa Kur'an bize tam tersini öğretmektedir. Gerçek güç, intikam alabilecek durumdayken affedebilmektir.
Hz. Yusuf'un affediciliği sayesinde yıllar süren ayrılık sona ermiş, ailesi yeniden bir araya gelmiş ve büyük bir huzur ortamı oluşmuştur. Eğer o da öfkeyle hareket etseydi belki intikam alacaktı; fakat ailesini yeniden kazanamayacaktı.
Yusuf Suresi bize şunu öğretmektedir: Affetmek bazen en büyük zaferdir. Çünkü affeden insan yalnızca karşı tarafı değil, kendi kalbini de özgürlüğüne kavuşturur.
Sekizinci Büyük Ders: Sabrın Sonu Selâmettir
Yusuf Suresi, 90. Ayet
Yusuf Suresi'nin adeta özeti niteliğinde olan bu ayet, bütün kıssanın ulaştığı büyük sonucu açıklamaktadır. Hz. Yusuf'un hayatındaki bütün imtihanlar tek bir hakikati göstermektedir: Sabır ve takva sonunda insanı Allah'ın yardımına ulaştırır.
Kuyu, kölelik, iftira, hapishane ve yıllar süren ayrılık... Bunların hiçbiri Hz. Yusuf'u Allah'ın yolundan ayıramadı. O şartlara göre değişmedi, ahlakını bozmadı ve Rabbine olan güvenini kaybetmedi. İşte sonunda Allah Teâlâ onu hem dünyada izzet sahibi yaptı hem de Kur'an'da örnek gösterilen peygamberlerden biri olarak bütün insanlığa tanıttı.
Yusuf Suresi bugün de her mümine aynı müjdeyi vermektedir. Yaşadığın sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun, Allah'a güvenmeye devam et. Çünkü sabırla yürüyen, doğruluktan ayrılmayan ve Rabbine teslim olan kimse sonunda mutlaka Allah'ın yardımını görecektir.
Yusuf Suresi Günümüz İnsanına Ne Söylüyor?
Yusuf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in umut veren surelerinin başında gelmektedir. Bu sureyi okuyan insan, hayatında yaşadığı hiçbir sıkıntının boşuna olmadığını anlar. Çünkü Allah Teâlâ, Hz. Yusuf'un hayatı üzerinden bizlere en karanlık günlerin bile büyük hayırlara dönüşebileceğini göstermektedir.
Bugün insanlar işlerini kaybedebilir, ailevi problemler yaşayabilir, haksızlığa uğrayabilir, iftiraya maruz kalabilir veya sevdiklerinden ayrılabilir. Bütün bu olaylar insanı ümitsizliğe sürükleyebilir. Fakat Yusuf Suresi bize, yaşanan her olayın Allah'ın bilgisi ve hikmeti dâhilinde gerçekleştiğini hatırlatmaktadır.
İnsan bazen yalnızca bulunduğu günü görür. Allah ise geçmişi de geleceği de bilir. Biz bugün "Neden başıma geldi?" diye üzüldüğümüz bir olayın, yıllar sonra hayatımızdaki en büyük hayra vesile olduğunu görebiliriz. İşte Yusuf Suresi'nin en büyük mesajlarından biri budur.
Bu sure aynı zamanda güzel ahlâkın önemini de öğretmektedir. Hz. Yusuf uğradığı bütün haksızlıklara rağmen dürüstlüğünden vazgeçmedi. İffetini korudu, sabretti, Allah'a tevekkül etti ve sonunda affetmeyi seçti. Onun hayatı, gerçek başarının makam sahibi olmak değil; Allah'ın razı olduğu bir kul olarak yaşayabilmek olduğunu göstermektedir.
Yusuf Suresi, bugün ümitsizlik içerisinde olan herkese şu ilahî çağrıyı yapmaktadır: Yaşadığın sıkıntılar seni Allah'tan uzaklaştırmasın. Sabret, dua et ve Rabbine güven. Çünkü Allah'ın rahmeti, insanın hayal edebileceğinden çok daha büyüktür.
Yusuf Suresi'nden Çıkaracağımız Büyük Dersler
- Allah'ın planı, insanların kurduğu bütün planlardan üstündür.
- Kıskançlık insanı büyük günahlara sürükleyebilir; mümin hasetten sakınmalıdır.
- Sabır, en karanlık günleri bile aydınlığa dönüştüren büyük bir ibadettir.
- Allah için haramdan uzak duran kimseyi Allah hem dünyada hem ahirette yüceltir.
- İnsan bulunduğu şartlar ne olursa olsun güzel ahlâkından taviz vermemelidir.
- Haksızlığa uğramak, Allah'ın kulunu terk ettiği anlamına gelmez.
- Affetmek, gerçek gücün ve olgunluğun en güzel göstergelerinden biridir.
- Takva ve tevekkül sahibi olan kimse sonunda Allah'ın yardımına kavuşur.
- Her zorluğun ardında Allah'ın gizlediği bir hikmet bulunabilir.
- Ümitsizlik mümine yakışmaz; Allah'a güvenen insan daima umutla yaşar.
Yusuf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in baştan sona umut veren en etkileyici surelerinden biridir. Hz. Yusuf'un çocukluk yıllarında başlayan ağır imtihanları, Allah'a olan teslimiyeti sayesinde büyük bir zafere dönüşmüştür. Kuyu, kölelik, iftira ve hapishane onun sonu olmamış; aksine Allah'ın hazırladığı büyük geleceğin basamakları hâline gelmiştir.
Bu kıssa bize öğretmektedir ki Allah'a güvenen insan hiçbir zaman gerçek anlamda kaybetmez. İnsan bazen olayların hikmetini hemen anlayamaz; fakat sabretmeye devam ettiğinde Rabbinin kendisi için hazırladığı güzellikleri vakti geldiğinde mutlaka görür.
Hayatımızda karşılaştığımız her sıkıntıyı bir son olarak görmek yerine, Allah'ın bizim için hazırladığı yeni bir başlangıç olarak değerlendirmeliyiz. Çünkü Rabbimiz dilerse bir kuyudan bir devlet yöneticisi çıkarabilir, bir hapishaneyi büyük bir yükselişin başlangıcı hâline getirebilir ve yıllarca süren ayrılıkları büyük kavuşmalara dönüştürebilir.
Yusuf Suresi'nin bize bıraktığı en büyük mesaj şudur: Asla ümidini kaybetme. Allah'ın rahmeti senin hayal ettiğinden daha yakındır. Sabırla, dua ile ve tevekkülle yürümeye devam eden kimse sonunda mutlaka Allah'ın lütfuna kavuşacaktır.
Rabbimiz bizleri Hz. Yusuf'un sabrını, iffetini, teslimiyetini, affediciliğini ve güzel ahlâkını örnek alan kullarından eylesin. Kalplerimizi ümitsizlikten korusun, bizleri her durumda yalnızca Kendisine güvenen, sabreden ve sonunda rahmetine kavuşan kullarından eylesin. Âmin.