Rabıta Nedir? Mürşid Sevgisi, Zikir ve Kulluğun Sınırı

Rabıta, tasavvuf geleneğinde en çok tartışılan kavramlardan biridir. Bir kesim onu mânevî terbiyeye yardımcı bir yöntem olarak görürken başka bir kesim, uygulamanın delili ve tevhid açısından doğurabileceği sonuçlar konusunda ciddi itirazlarda bulunur. Sağlıklı bir değerlendirme için önce kavramın ne olduğunu, ardından Kur’an ve sünnette kesin olarak bildirilen ölçüleri birbirinden ayırmak gerekir.

Bu meselede iki aşırı uçtan sakınmak önemlidir. Bir insanın sevdiği ve ahlâkını örnek aldığı hocasını hatırlaması sebebiyle onu hemen şirkle suçlamak doğru değildir. Bunun karşısında, belirli bir rabıta biçimini dinin açık emri, herkes için gerekli bir ibadet veya kurtuluşun vazgeçilmez şartı gibi sunmak da delili aşan bir iddiadır.

Temel ölçü şudur: Müslüman salih insanları sevebilir, ilim ve ahlâk sahibi bir rehberden yararlanabilir; fakat dua, ibadet, mutlak teslimiyet ve nihai sığınma yalnız Allah’a yöneltilir. Hiçbir mürşid Allah ile kul arasına girmek, helâl ve haram belirlemek veya kendisine kayıtsız şartsız itaat istemek hakkına sahip değildir.

Rabıta Kelimesi Ne Anlama Gelir?

Rabıta kelimesi bağ, irtibat, bağlılık ve ilişki anlamları taşır. Günlük dilde iki şey arasındaki bağlantıyı ifade edebilir. Tasavvuf terimi olarak ise çoğunlukla müridin, mânevî eğitim aldığı mürşidini sevgi ve saygıyla hatırlaması; onun yanında bulunuyormuş gibi davranışlarını kontrol etmesi veya bazı uygulamalarda mürşidin suretini zihninde canlandırması anlamında kullanılır.

Fakat bütün tarikatlar rabıtayı aynı biçimde tarif etmez. Kimileri onu yalnızca mürşidin güzel ahlâkını örnek almak ve verdiği meşru öğütleri hatırlamak şeklinde açıklar. Kimileri ise mürşidin suretini hayalde canlandırma, onun ruhaniyetinden feyiz alma veya belirli bir silsile üzerinden mânevî bağ kurma şeklinde daha ayrıntılı bir uygulamaya dönüştürür. Hüküm verilirken yalnız “rabıta” kelimesine değil, kişinin gerçekte ne yaptığına ve buna hangi anlamı yüklediğine bakılmalıdır.

Kur’an’da Tasavvufî Rabıta Emrediliyor mu?

Kur’an’da salihlerle beraber bulunmayı, Allah’ı çokça zikretmeyi, bilenlere danışmayı ve güzel örnekleri takip etmeyi öğreten ayetler vardır. Ancak belirli bir mürşidin suretini zihinde canlandırmayı tarif eden ve “Şu şekilde rabıta yapın” diyen açık bir ayet bulunmamaktadır.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”
Tevbe Suresi, yüz on dokuzuncu ayet

Rabıtayı savunanlar bu ayeti önemli delillerden biri olarak gösterir. Ayet gerçekten de doğrularla beraber olmayı emreder. Salih insanlarla dostluk kurmak, onların ilminden yararlanmak ve doğruluk yolunda onlarla birlikte hareket etmek Kur’an’ın desteklediği bir davranıştır. Fakat ayetin doğrudan belirli bir hayal etme tekniğini tarif ettiğini söylemek zordur. Ayetin açık hükmü doğruluk, takva ve salih beraberliktir; mürşidin suretini zihinde canlandırmak ise bu genel ilkeden çıkarılan tasavvufî bir yorumdur.

Bu ayrım küçümsenmemelidir. Bir ayetin genel manasından eğitim yöntemi geliştirmek başka, geliştirilen yöntemin bizzat ayetin emri olduğunu söylemek başkadır. Birincisi yorum ve tecrübe alanına girebilir; ikincisi ise Allah adına bağlayıcı bir dinî hüküm ileri sürmek anlamına gelir.

“Kişi Sevdiğiyle Beraberdir” Hadisi Rabıtaya Delil midir?

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyurmuştur. Sahâbîler bu müjdeye çok sevinmişlerdir. Hadis, Allah’ı, Peygamberimizi ve salih kulları sevmenin büyük değerini gösterir. Müminin iyi insanları sevmesi, onların yolunu benimsemesi ve ahirette onlarla beraber olmayı ümit etmesi son derece güzeldir.

Ancak sevginin meşru olması, sevgi adına yapılan her uygulamanın otomatik olarak sünnet olduğu anlamına gelmez. Bu hadis mürşid sevgisine, salihlere muhabbete ve güzel insanları örnek almaya dayanak olabilir; fakat belirli vakitlerde belirli bir sureti hayal etmeyi tek başına ispatlamaz. Delilin söylediği şey ile daha sonra o delil üzerine kurulan yorum birbirinden ayrılmalıdır.

Sahâbenin Peygamber Sevgisi ile Rabıta Aynı Şey midir?

Sahâbe, Resûlullah’ı bütün insanlardan daha çok seviyor, onun sohbetinde bulunuyor, sözlerini öğreniyor ve yaşayışını örnek alıyordu. Bu sevgi pasif bir hayranlık değildi; iman, itaat, fedakârlık ve güzel ahlâk olarak hayatlarına yansıyordu.

Bununla birlikte sahâbenin belirli bir vakitte oturup Peygamberimizin suretini zihninde canlandırmayı bağımsız bir ibadet yöntemi hâline getirdiğini gösteren açık ve sahih bir rivayet bulunmamaktadır. Bu nedenle Peygamber sevgisiyle daha sonraki dönemlerde sistemleşen bütün rabıta uygulamalarını birbirinin tamamen aynısı saymak isabetli değildir.

Gerçek sevginin ölçüsü yalnızca bir kişiyi düşünmek değil, onun Allah’a itaat eden hayatından nasip almaktır. Kur’an bu ölçüyü şöyle bildirir:

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”
Âl-i İmrân Suresi, otuz birinci ayet

Demek ki Peygamber sevgisinin en güçlü fiilî göstergesi onun sünnetine uymaktır. Aynı ölçü mürşid sevgisi için de geçerlidir: Mürşid insanı Allah’a itaate çağırdığı ölçüde örnek alınır; Allah’ın ve Resûlü’nün hükmüne aykırı söz söylediğinde ona uyulmaz.

Mürşid Kimdir ve Müslüman İçin Zorunlu mudur?

Mürşid; doğru yolu gösteren, öğüt veren ve mânevî eğitimde rehberlik eden kişi demektir. Bir Müslümanın Kur’an okumayı, ibadetlerini ve dinî hükümleri güvenilir hocalardan öğrenmesi tabiidir. İnsan bilmediği konuda ilim sahibine danışır, iyi çevreden destek alır ve kendisinden daha tecrübeli kişilerin nasihatinden yararlanır.

“Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.”
Nahl Suresi, kırk üçüncü ayet

Fakat belirli bir tarikata girmek, bir şeyhe bağlanmak veya rabıta yapmak İslam’ın iman şartlarından ya da her Müslümana yüklenmiş farzlardan değildir. İnsan geçerli bir imana sahip olmak, namaz kılmak, tövbe etmek ve Allah’a dua edebilmek için mutlaka bir mürşide bağlanmak zorunda değildir. Peygamberler vahyi tebliğ eder; âlimler ve mürşidler ise bu dini anlamaya yardımcı olabilir. Yardımcı olan kişi dinin sahibi hâline getirilemez.

Mürşid bir yol gösterici olabilir; yolun kendisi değildir. Hidayeti yaratan Allah’tır. Mürşid öğüt verebilir; kalpleri dilediği gibi değiştiremez. Günahkâr için dua edebilir; günah bağışlama yetkisine sahip değildir. Güzel örnek olabilir; hatadan korunmuş ve sorgulanamaz değildir.

Mürşid Sevgisinin Meşru Sınırı

Salih bir âlimi veya mürşidi Allah için sevmek yanlış değildir. İnsan kendisine Kur’an’ı öğreten, namaza teşvik eden ve kötü alışkanlıklardan uzaklaştıran kişiye minnet ve muhabbet duyabilir. Fakat bu sevginin Allah sevgisine bağlı olması gerekir. Mürşid Allah’a yaklaştırdığı için sevilir; Allah’ın yerine konulduğu için değil.

Meşru mürşid sevgisi şu özellikleri taşır:

Bir mürşidi eleştirilemez görmek, onun her sözünü delilsiz biçimde din kabul etmek ve helâl-haram belirleme yetkisini ona bırakmak sevginin sınırını aşar. Kur’an, din adamlarına Allah’ın hükmüne rağmen mutlak otorite tanınmasını ağır biçimde eleştirir.

“Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa onlar da ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı.”
Tevbe Suresi, otuz birinci ayet

Buradaki uyarı yalnız geçmiş topluluklar için değildir. Bir insanı Allah’a rağmen mutlak hüküm sahibi görmek, onun yanlışını bile din diye savunmak ve sorgusuz itaati kulluk seviyesine çıkarmak her dönemde tehlikelidir.

Zikir Kimin İçin Yapılır?

Zikir, Allah’ı anmaktır. Dilin söylediği tesbihler, kalbin Allah’ı hatırlaması, Kur’an okumak, dua etmek ve Allah’ın emirlerine uygun yaşamak zikrin kapsamındadır. Zikrin merkezinde mürşid, tarikat, topluluk veya insanın yaşadığı mânevî hâl değil Allah bulunur.

“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
Ra‘d Suresi, yirmi sekizinci ayet

Bir eğitim yöntemi insanın Allah’ı daha çok hatırlamasına, farzlarını korumasına ve ahlâkını güzelleştirmesine yardım ediyorsa bu sonuç önemlidir. Fakat yöntem zamanla Allah’ın zikrinin önüne geçiyor, kişinin kalbini mürşidin şahsına kilitliyor veya “Onsuz Allah’a ulaşamam” düşüncesini üretiyorsa amaç ile araç yer değiştirmiş demektir.

Zikir sırasında asıl yöneliş Allah’a olmalıdır. Özellikle namaz, doğrudan Allah’a kulluktur. Namazda bilinçli olarak bir mürşidin suretini zihnin merkezi hâline getirmek, huşûnun yönünü insana çevirebileceği için doğru değildir. Mümin namazda Rabbinin huzurunda olduğunu düşünmeli, okuduğu ayet ve duaların anlamına yönelmelidir.

Feyiz ve Himmet Sözleri Nasıl Anlaşılmalıdır?

Tasavvuf dilinde “feyiz almak” bazen bir âlimin ilminden, sohbetinden ve güzel hâlinden etkilenmek anlamında kullanılır. Bir öğretmenin öğrencisine fayda vermesi gibi, salih bir insanın sohbeti de kişinin ahlâkını güzelleştirebilir. Bu anlamda faydayı yaratanın Allah olduğu unutulmadığı sürece söz mecazî bir anlatım olarak değerlendirilebilir.

Ancak mürşidin kendisine ait bağımsız ve sınırsız bir mânevî güç bulunduğuna; uzaktaki herkesi her an gördüğüne, bütün çağrıları duyduğuna, gaybı bildiğine veya Allah’ın iznine bağlı olmaksızın insanları kurtardığına inanmak tevhid açısından kabul edilemez. Mutlak bilgi, kudret ve tasarruf Allah’a aittir.

“Himmet” kelimesi yaşayan bir insanın dua etmesi, destek olması veya iyilik için gayret göstermesi anlamında kullanılıyorsa bunda ayrı bir sorun aranmaz. Fakat Allah’a yöneltilmesi gereken dua ve sığınma bir insana yöneltiliyorsa sınır aşılmış olur.

“Mescidler şüphesiz Allah’ındır. O hâlde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.”
Cin Suresi, on sekizinci ayet

Mümin, ihtiyaçlarını doğrudan Allah’a arz eder. Bir salih insandan hayattayken dua istemek başka, uzakta veya vefat etmiş bir kişiye her şeyi işiten ve yetişen bağımsız bir güç gibi seslenmek başkadır. En açık, güvenli ve Kur’anî yol; “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” diyerek kalbi doğrudan Allah’a bağlamaktır.

Rabıta Şirk midir?

Bu soruya yalnızca kelimeye bakarak “evet” veya “hayır” demek meseleyi eksik bırakır. Bir insanın hocasını hatırlaması, onun güzel davranışlarını örnek alması veya “O burada olsaydı bana sabrı tavsiye ederdi” diye düşünmesi tek başına ibadet ve şirk değildir. İnsan anne babasını, öğretmenini veya sevdiği bir büyüğünü de hatırlayabilir.

Fakat uygulamanın içeriği değiştiğinde hükmü de değişebilir. Aşağıdaki inanç ve davranışlar ciddi tevhid problemi doğurur:

Bununla beraber kişileri kolayca tekfir etmek de doğru değildir. Bir sözün veya inancın şirk niteliği taşımasıyla belirli bir kişi hakkında hüküm vermek aynı şey değildir. Kişinin ne kastettiği, neye inandığı ve kendisine doğrunun ulaşıp ulaşmadığı gibi hususlar önemlidir. Müslümanın görevi hakarete ve toplu suçlamaya başvurmadan tevhid ölçüsünü açıkça anlatmaktır.

Dengeli hüküm: Mürşidi hatırlamak otomatik olarak şirk değildir. Mürşide Allah’a ait sıfatlar vermek, ona ibadet etmek veya duayı ona yöneltmek ise tevhidle bağdaşmaz. Belirli bir rabıta yönteminin açık ayet ve hadisle emredilmemiş olması da onu İslam’ın zorunlu bir şartı gibi sunmaya engeldir.

Rabıta Bir İbadet mi, Eğitim Yöntemi mi?

Kur’an ve sahih sünnetle belirlenmiş ibadetlerin temel biçimleri insanlar tarafından yeniden oluşturulamaz. Bir uygulamaya özel vakit, sayı, şekil ve dinî fazilet bağlanıyor; ardından herkes için gerekli olduğu söyleniyorsa bunun güçlü bir delile dayanması gerekir.

Rabıtayı benimseyenlerin onu bağlayıcı bir ibadet değil, dikkat toplama ve mânevî eğitim yöntemi olarak görmesi daha ihtiyatlı bir yaklaşımdır. Böyle değerlendirildiğinde bile yöntem Kur’an ve sünnete aykırı inançlar içermemeli, farzların yerine geçmemeli ve insanı bir şahsa bağımlı hâle getirmemelidir.

Rabıta yapmayan bir Müslümana “Mânevî yolda ilerleyemezsin”, “Zikrin kabul olmaz” veya “Mürşidsiz imanını koruyamazsın” denilemez. Allah kuluna şah damarından daha yakındır; onun duasını işitir ve tövbesini bilir. Öğretmen faydalıdır, fakat Allah’a ulaşmak için vazgeçilmez bir aracı değildir.

Risale-i Nur’da Rabıta-i Mevt

Rabıta kavramı yalnız mürşidi düşünmek için kullanılmaz. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’da özellikle “rabıta-i mevt”, yani ölümü ve dünyanın geçiciliğini düşünmek üzerinde durur. Yirmi Birinci Lem’a’da şu ifadeyi kullanır:

“İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, Rabıta-i Mevt’tir.”

Ardından bunun manasını, “Ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır” şeklinde açıklar. Buradaki rabıta, bir mürşidin suretini hayal etmek değil; insanın ölümlü olduğunu hatırlaması, uzun dünya emellerinin aldatıcılığını görmesi ve amelini yalnız Allah için yapmaya yönelmesidir.

Bu ayrım önemlidir. Aynı kelime farklı tamlamalarda farklı uygulamaları anlatabilir. Rabıta-i mevt, ölümü tefekkür etmektir; mürşid rabıtası ise tasavvuf geleneklerinde mürşidle kurulan zihnî ve kalbî bağı ifade eder. İkisini birbirine karıştırmamak gerekir.

Güvenilir Bir Mânevî Rehber Nasıl Anlaşılır?

Bir kimsenin etkileyici konuşması, çok sayıda takipçisinin bulunması veya kendisi hakkında olağanüstü hikâyeler anlatılması onun Allah katındaki derecesini kanıtlamaz. Güvenilir bir rehber insanları kendi şahsına değil Allah’a ve Resûlü’nün yoluna çağırır.

Bir toplulukta korku, tehdit, şantaj, cinsel istismar, maddî sömürü veya suç teşkil eden bir davranış varsa mesele yalnız mânevî nasihatle geçiştirilmemelidir. Mağdur korunmalı, güvenilir kişilerden yardım alınmalı ve gerektiğinde yetkili kurumlara başvurulmalıdır. Dinî unvan hiçbir insana başkasının hakkını çiğneme dokunulmazlığı vermez.

Müslüman Kalbini Kime Bağlamalıdır?

Müminin asıl bağı Allah’adır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın elçisi olduğu için sevilir ve ona uyulur. Âlimler, mürşidler, anne baba ve salih insanlar da Allah’ın ölçülerine bağlı olarak sevilir. Böyle bir sevgi insanı kullara kul yapmaz; aksine iyilikte dayanışmayı güçlendirir.

Kalbin yönünü korumak isteyen insan şu ölçülerle hareket edebilir:

Rabıta Konusunda Son Ölçü

Rabıta hakkında hüküm verirken isimlerden önce içerik incelenmelidir. Salih bir insanı sevmek, onun ahlâkını örnek almak ve nasihatini hatırlamak meşru bir insanî ve dinî bağdır. Fakat bir mürşidi Allah ile kul arasında zorunlu kapı hâline getirmek, ona mutlak itaat etmek veya Allah’a ait sıfat ve yetkileri vermek kabul edilemez.

Kur’an’ın gösterdiği hedef açıktır: Kalpler Allah’ın zikriyle huzur bulur, dua Allah’a yapılır, hidayet Allah’tan istenir ve kulluk yalnız O’na sunulur. Bir mürşid bu hedefe yürürken yardımcı olabilir; hedefin yerine geçemez. Gerçek mürşid de insanları kendisine bağlamakla değil, Allah’a kulluklarını güçlendirmekle tanınır.

“Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.”
Fâtiha Suresi, beşinci ayet

Kaynaklar

İlgili Makaleler

Ana Sayfamızda, dua, zikir, tesbihat, Esmâü'l-Hüsnâ, Kur'an-ı Kerim mealleri ve daha birçok İslami içeriğe DuaSitesi.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.

Daha Fazla Dua ve Kur'an Tefekkürü İçin Ana Sayfa