Önyargı, Suizan ve Gıybet

İnsan hakkında yeterli bilgi olmadan hüküm vermek önyargıyı, kötü ihtimale kalben bağlanmak suizanı, ardından onun hoşlanmayacağı kusuru başkalarına anlatmak ise gıybeti doğurur. Kur'an bu üç davranışı birbirinden kopuk değil, insan onurunu parça parça yıkan bir zincir olarak ele alır.

Bir arkadaşımız mesajımıza geç cevap verdiğinde “Beni önemsemiyor” diyebiliriz. İş yerinde iki kişinin konuştuğunu görünce “Kesin benim hakkımda konuştular” diye düşünebiliriz. Ardından bunu üçüncü bir kişiye anlatır, karşı tarafın eski kusurlarını araştırır ve başlangıçta hiçbir delile dayanmayan kanaati büyük bir dedikoduya dönüştürebiliriz.

Bu süreç çoğu zaman kötü niyetli bir plan şeklinde başlamaz. İnsan zihni boşlukları hızlıca doldurur, kendisini korumak için tahmin üretir ve duyduğu haberi tamamlamaya çalışır. Ahlakî sorumluluk, akla ilk gelen ihtimali hakikat ilan etmemek; araştırmadan insanın şerefine dokunmamaktır.

Dilin önündeki üç soru: Söyleyeceğim şey doğru mu? Söylemem gerçekten gerekli mi? Bunu doğru kişiye ve gereken ölçüde mi söylüyorum?

Önyargı, Suizan ve Gıybet Arasındaki Fark

Önyargı, yeterli bilgi ve delil oluşmadan bir insan, topluluk veya olay hakkında peşin hüküm vermektir. Kişinin kıyafeti, memleketi, mesleği, yaşı veya geçmişte tanıdığımız başka birine benzemesi üzerinden karakterine hükmetmek önyargının yaygın biçimlerindendir.

Suizan, bir insanın niyeti ve davranışı hakkında delilsiz biçimde kötü kanaat beslemektir. Görünen davranışın birden fazla açıklaması mümkünken sürekli en kötü ihtimali seçmek, kalpte büyütmek ve kişiyi suçlu kabul etmek suizandır.

Gıybet, bir insanın arkasından, duyduğu takdirde hoşlanmayacağı gerçek bir özelliğini veya kusurunu söylemektir. Konuşulan şey doğru olsa bile gıybet olabilir. Eğer söylenen kusur onda yoksa bu artık gıybetle kalmaz; iftira ve bühtan olur.

Tecessüs ise gizli kusurları araştırmak, özel hayatı kurcalamak ve açığa çıkmamış bilgiyi takip etmektir. Hucurât suresinde kötü zan, tecessüs ve gıybetin peş peşe yasaklanması tesadüf değildir. Kalpte başlayan hüküm, insanı kanıt aramaya; elde ettiği parçaları da konuşmaya sürükleyebilir.

Hucurât Suresi Bu Zinciri Nasıl Kırıyor?

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, rahmeti sonsuzdur.” Hucurât Suresi

Ayet ilk olarak konuşmayı değil zannı düzeltir. Çünkü dilin günahı çoğu zaman kalpte kurulan hikâyeyle başlar. Kişi kötü kanaatini sorgulamazsa onun kusurunu aramayı haklı görür. Kusuru bulduğunda da “Ben zaten biliyordum” diyerek başkalarına anlatır.

Kur'an yalnız “Gıybet etmeyin” deyip sonucu yasaklamaz; oraya götüren yolları da kapatır. Kötü zannı beslememek, mahremiyeti araştırmamak ve duyulan haberi doğrulamak, gıybet ortaya çıkmadan önce alınan ahlakî tedbirlerdir.

Ayetin sonunda tövbe kapısının hatırlatılması da önemlidir. Gıybet çok çirkin bir günah olarak tasvir edilmiştir; fakat işleyen kişi için dönüş yolu kapatılmamıştır. İnsan dilini korumakta zorlandığını kabul eder, günahı bırakır, bozduğu hakkı düzeltmeye çalışır ve Allah'tan bağışlanma diler.

Her Zan Günah mıdır?

Ayet “Zannın tamamından” değil, “Zannın çoğundan” sakınmayı emreder ve bazı zanların günah olduğunu bildirir. Bu ifade, delile dayalı ihtiyat ile haksız kötü kanaatin aynı olmadığını gösterir. İnsan kendisini ve sorumluluğundaki kişileri gerçek bir tehlikeden korumak için dikkatli olabilir.

Bir iş başvurusunda belge doğrulamak, ticarette sözleşme yapmak, çocuğu emanet edeceğimiz kişiyi araştırmak veya daha önce zarar vermiş birine karşı ölçülü tedbir almak suizan sayılmaz. Burada amaç kişiyi aşağılamak değil, hak ve güvenliği korumaktır. Araştırma da yalnız gerekli bilgiyle sınırlı olmalıdır.

Suizan, ortada güvenilir belirti yokken insanın niyetini kötü ilan etmek ve ihtimali kesin hükme çevirmektir. Delil ortaya çıktığında bile adalet korunmalıdır. Bir konuda hata yapan kişinin bütün karakteri kötü sayılmaz; tek olaydan hayatının tamamına hükmedilmez.

Hüsnüzan ise safça davranmak veya açık tehlikeyi görmezden gelmek değildir. Mümin, kardeşi hakkında hayırlı ihtimale yer verir; fakat emanet, para, çocuk güvenliği ve kamu hakkı gibi konularda sorumluluğunun gerektirdiği doğrulamayı da yapar. İyi niyet ile tedbirsizlik aynı şey değildir.

Kalbe İstemeden Gelen Kötü Düşünce Günah mıdır?

İnsanın aklına istemeden bir şüphe veya kötü ihtimal gelebilir. Peygamber Efendimiz, insanın içinden geçen fakat konuşmadığı ve davranışa dönüştürmediği düşüncelerin bağışlandığını bildirmiştir. Bu sebeple ani bir düşüncenin belirmesi, kişinin onu benimsediği anlamına gelmez.

Sorumluluk, düşünceyi isteyerek büyütmek, delilsiz hükme dönüştürmek, kusur araştırmak ve buna göre haksız davranmakla ağırlaşır. “Aklıma geldi, engelleyemedim” ile “Bu düşünceyi besledim, kişiyi suçlu ilan ettim ve yaydım” aynı değildir.

Kötü ihtimal geldiğinde insan kendine alternatif açıklamalar sorabilir: Belki mesajı görmedi, belki yorgundu, belki sözünü yanlış anladım. Bu, her davranışı mazur göstermek değildir; zihnin kurduğu tek senaryoyu gerçek saymasını önleyen bir frendir.

Gıybetin Sınırını Peygamberimiz Nasıl Çizmiştir?

Peygamber Efendimiz ashâbına gıybetin ne olduğunu sormuş, ardından gıybeti kişinin kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anması şeklinde açıklamıştır. “Söylediğim özellik gerçekten onda varsa?” diye sorulduğunda verdiği cevap sınırı bütünüyle netleştirmiştir:

“Söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun; yoksa ona iftira etmiş olursun.” Sahîh-i Müslim

“Ama doğru söylüyorum” sözü gıybeti savunmaz; tam tersine onun gıybet olduğunun şartını tamamlar. Yalan bir kusur uydurmak daha ağır olan iftiradır. Doğrunun her yerde ve her kişiye söylenmesi gerektiği düşüncesi de yanlıştır. Hakikat, meşru amaç ve doğru muhatap olmadan insan onurunu inciten bir silaha dönüşebilir.

Gıybet yalnız ahlak veya din kusurunu söylemek değildir. Bir insanın bedeni, ailesi, konuşması, ekonomik durumu, hastalığı, işi, kıyafeti veya kendisinin hoşlanmayacağı başka bir özelliği de gıybet konusu olabilir. Onu ismiyle anmamak yeterli değildir; dinleyenler kim olduğunu anlayabiliyorsa kişi işaretle de belirlenmiş olur.

Gıybet Yalnız Konuşarak mı Yapılır?

Gıybet sözle yapılabildiği gibi yazı, işaret, taklit, fotoğraf, ses kaydı ve ima yoluyla da yapılabilir. Bir insanın yürüyüşünü alay ederek taklit etmek, özel mesajının ekran görüntüsünü gruba göndermek veya kusurunu anlatan bir paylaşımın altına onu belli eden işaret koymak aynı ahlakî sorunu taşır.

“Adını vermedim” demek de her zaman koruyucu değildir. “Bizim ofisteki yeni kişi”, “Geçen ay evlenen akrabamız” veya herkesin tanıdığı bir olayın ayrıntıları kişiyi açıkça belli edebilir. Gıybetin ölçüsü yalnız isim değil, insanın mahrem kusurunun gereksiz biçimde başkasına ulaştırılmasıdır.

Bir gönderiyi beğenmek veya kahkaha emojisi koymak konuşmakla aynı fiil olmasa da gıybeti teşvik edebilir, yayılmasını artırabilir ve incitmeye ortaklık anlamı taşıyabilir. Mümin dijital davranışını “Sadece tıkladım” diyerek önemsiz görmemelidir.

Ölü Kardeşinin Etini Yemek Benzetmesi Neden Bu Kadar Ağır?

Kur'an gıybeti soyut bir iletişim hatası olarak bırakmaz; insanın tiksineceği son derece canlı bir görüntüyle anlatır. Gıybet edilen kişi konuşulan yerde değildir ve kendisini savunamaz. Ayetteki ölü insan da kendisini koruyamaz. Gıybetçi, kardeşinin görünmeyen şerefini onun yokluğunda parçalar.

“Kardeş” kelimesi, zarar verilen kişinin yabancı bir nesne değil, insanlık ve iman bağı bulunan biri olduğunu hatırlatır. “Etini yemek” benzetmesi ise gıybetin sohbeti tatlandıran masum bir eğlence olmadığını gösterir. Konuşanlar birkaç dakika keyif alabilir; fakat başka bir insanın itibarı tüketilmektedir.

Bu benzetme aynı zamanda vicdanı uyandırır. İnsan önüne böyle bir fiil gelse tiksineceğini bilir. Kur'an, görünmediği için hafife alınan manevî zararı görünür bir çirkinlik üzerinden fark ettirir.

Gıybeti Dinlemek de Sorumluluk Doğurur mu?

Gıybet tek kişinin konuşmasıyla başlasa da dinleyici bulduğu için büyür. Dinleyen kişi meraklı sorular soruyor, onaylıyor, gülüyor veya yeni ayrıntı istiyorsa sohbetin ortağı olur. Sessiz kalmak her durumda onay anlamına gelmeyebilir; fakat imkân varken konuşmayı durdurmamak gıybetin sürmesine zemin hazırlar.

Uygun bir dille “Bu konuyu kendisi yokken konuşmayalım”, “Belki bilmediğimiz bir tarafı vardır” veya “Bunu doğrudan onunla konuşmak daha doğru” denilebilir. Söz kesilemiyorsa konu değiştirilebilir. Bunlar da mümkün değilse meclisten veya dijital gruptan ayrılmak tercih edilebilir.

Her ortamda sert çıkış yapmak faydalı olmayabilir. İnsan karşısındakini aşağılamadan, gıybet edilen kişiyi savunurken yeni gıybet üretmeden ve meseleyi büyütmeden müdahale etmelidir. Amaç kendini ahlaklı göstermek değil, haksız konuşmayı sona erdirmektir.

Gıybetin Caiz Olduğu Durumlar Var mı?

Âlimler meşru bir ihtiyacın başka türlü karşılanamadığı sınırlı durumlarda, gereken kadar olumsuz bilgi vermenin haram gıybet kapsamına girmeyebileceğini açıklamıştır. Bu ruhsat dedikodu için açık kapı değildir. Bilginin doğru olması, niyetin meşru olması, doğru kişiye söylenmesi ve ihtiyaç miktarını aşmaması gerekir.

Bu durumlarda bile “Madem şikâyet ediyorum, bildiğim bütün kusurları anlatayım” denilemez. İş yerindeki haksızlığı yöneticisine anlatırken kişinin aile hayatını, bedenini veya konuyla ilgisiz eski hatalarını konuşmak gıybet sınırına geri döner.

Dört şart: Gerçek bilgi, meşru amaç, doğru muhatap ve ihtiyaç kadar anlatım. Bunlardan biri yoksa “uyarıyorum” sözü dedikodunun bahanesine dönüşebilir.

Dertleşmek ile Gıybet Arasındaki Sınır

İnsan incindiğinde konuşmaya ve destek almaya ihtiyaç duyabilir. Yaşadığı haksızlığı çözüm sağlayabilecek güvenilir bir kişiye anlatması mümkündür. Fakat aynı olayı hiçbir çözüm üretmeyecek birçok insana tekrar tekrar anlatmak, karşı tarafı küçük düşüren ayrıntılar eklemek ve dinleyicileri ona karşı doldurmak dertleşmenin sınırını aşabilir.

Dertleşmeden önce şu soru sorulabilir: Bu kişi bana gerçekten yardım edebilir mi? Anlatmak sorunu çözecek mi, yoksa yalnız öfkemi çoğaltıp karşı tarafın itibarını mı zedeleyecek? İsim vermeden ve gereksiz ayrıntıya girmeden destek almak mümkün mü?

Psikolojik danışman, avukat, doktor, aile büyüğü veya müftü gibi sır saklama ve çözüm üretme konumundaki kişiye gerekli bilgiyi vermek; kahve sohbetinde insanı teşhir etmekle aynı değildir. Burada da amaç, muhatap ve anlatılan miktar belirleyicidir.

Sosyal Medyada Suizan ve Gıybet

Sosyal medya, bir zannı saniyeler içinde binlerce insana ulaştırabilir. Kesilmiş bir video, bağlamından çıkarılmış cümle veya kaynağı belirsiz ekran görüntüsü üzerinden insan hakkında hüküm vermek Hucurât suresindeki haber doğrulama emrine aykırıdır. Ayet, bir haber geldiğinde bilmeden topluluğa zarar verip sonra pişman olmamak için doğrulamayı emreder.

“Size bir fâsık bir haber getirirse, bilmeden bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” Hucurât Suresi

“Herkes paylaşmış” bir haberin doğruluğuna delil değildir. İlk kaynağı, tam kayıt, tarih, bağlam ve muhatabın açıklaması araştırılmalıdır. Doğrulanamayan iddiayı soru işareti koyarak paylaşmak da onu yaymaktır. “Doğru mu?” yazmak sorumluluğu otomatik olarak kaldırmaz.

Kamuya açık görev yapan kişilerin kararları elbette eleştirilebilir. Bir siyasetçinin, yöneticinin, hocanın veya içerik üreticisinin halka açık sözünü delille değerlendirmek gıybet sayılmayabilir. Fakat kamusal eleştiri; bedenle alay etmeyi, aileyi hedef göstermeyi, özel hayata girmeyi veya doğrulanmamış suçlamayı meşru kılmaz.

Paylaşım silinse bile ekran görüntüsü dolaşmaya devam edebilir. Bu nedenle dijital dil, sözlü sohbetten daha az değil, bazen daha ağır bir sorumluluk doğurur. Bir kişiye karşı bozulan kanaat yüzlerce insanda kalabilir.

Ailede ve İş Yerinde Gıybet Döngüsü

Aile içinde gıybet çoğu zaman “Biz bizeyiz” cümlesiyle normalleşir. Gelinin, damadın, kardeşin veya akrabanın kusuru sofrada sürekli anlatılır. Aile bağı, insanın mahremiyetini ortadan kaldırmaz. Sorun doğrudan ilgili kişiyle konuşulabilecekse üçüncü kişilere taşınmamalıdır.

İş yerinde ise bilgi paylaşımı ile dedikodu birbirine karışabilir. Bir çalışanın görevi aksatması yöneticiyi ilgilendiriyorsa somut olay, tarih ve iş sonucu konuşulur. “Zaten tembel, evinde de böyledir” gibi kişiliğe ve özel hayata uzanan yorumlar çözüm sağlamaz.

Gıybet ortamı güveni yok eder. Bugün birlikte başkasını konuşan iki kişi, yarın birbirlerinin de arkalarından konuşulacağını bilir. İnsanlar hata saklamaya, savunmaya ve gruplaşmaya başlar. Dili korumak yalnız bireysel sevap değil, aile ve kurum güvenliğinin temelidir.

İnsan Neden Gıybet Eder?

Gıybet yalnız dikkatsiz konuşmanın sonucu değildir. Bazen insan başkasını küçülterek kendi değerini yükselttiğini hisseder. “O zaten beceriksiz” demek, kendi başarısızlığıyla yüzleşmekten daha kolay gelebilir. Bu yüzden dilin tövbesiyle birlikte kalbin kibri de tedavi edilmelidir.

Öfke ve intikam gıybetin en güçlü sebeplerindendir. Kişi kendisini inciten insana doğrudan ve adaletli biçimde cevap veremediğinde, onun itibarını başkalarının yanında düşürerek rahatlamak isteyebilir. Oysa öfkeyi boşaltmak hakkı aramakla aynı değildir. Hak aranacaksa yetkili ve çözüm sağlayacak kişiye, yalnız gerekli bilgi anlatılır.

Haset, başkasındaki nimetin insanı rahatsız etmesidir. Çevrenin övdüğü kişide kusur bulmak, başarısını değersizleştirmek veya niyetini kötü göstermek hasedin dile dönüşmüş biçimi olabilir. Böyle anlarda “Bu sözü adalet için mi, onun değerini düşürmek için mi söylüyorum?” sorusu niyeti açığa çıkarır.

Gruba ait olma arzusu da dedikoduyu besler. Bazı ortamlarda ortak konuşma konusu, bulunmayan kişinin kusurlarıdır. İnsan dışlanmamak veya sohbete renk katmak için bildiği ayrıntıyı ekler. Fakat bir gruba kabul edilmenin bedeli başka bir insanın onuru olmamalıdır.

Boşluk ve merak, özel hayatı eğlenceye çevirebilir. Faydalı konu, ortak hedef ve üretim bulunmayan sohbet, kolayca “Kim ne yaptı?” konuşmasına kayar. Dilin korunması yalnız yasak koymakla değil; meclisi faydalı, neşeli ve kimseyi incitmeyen konularla doldurmakla kolaylaşır.

Sahte merhamet ise “Üzülüyorum ama…” veya “Dua edin diye söylüyorum” cümlesinin arkasına saklanabilir. Bir insanın hastalığını, aile sorununu veya günahını izni olmadan yaymak yalnız dua niyetiyle meşru olmaz. Dua etmek için ayrıntıyı ve ismi bütün çevreye duyurmak gerekmez.

Gıybetten kurtulmak isteyen kişi en çok hangi sebeple konuştuğunu fark etmelidir. Öfkeliyse sakinleşmeden anlatmamak, haset ediyorsa nimet sahibine bereket duası etmek, gruba uyuyorsa konuyu değiştirmek, boşluktaysa faydalı uğraş bulmak köke yönelik tedbirlerdir.

Önyargıyı ve Suizanı Azaltmanın Yolları

Hüsnüzan her zaman karşı tarafın haklı olduğunu söylemek değildir. Yalnızca delil oluşana kadar insanın şerefini korur. Delil ortaya çıktığında da öfke yerine adaletle hareket etmeyi sağlar.

Gıybetten Nasıl Tövbe Edilir?

Gıybetten tövbenin ilk adımı davranışı bırakmak ve yapılan işin günah olduğunu kabul etmektir. İnsan “Herkes yapıyor” veya “Zaten hak etmişti” diyerek günahı savunmamalı; pişman olup tekrar etmemeye karar vermeli ve Allah'tan bağışlanma dilemelidir.

Gıybet bir kulun itibarına zarar verdiği için bozulan hakkı düzeltmek gerekir. Yanlış veya eksik bilgi hangi ortamda yayıldıysa mümkün olduğunca aynı kişilerin yanında düzeltilmeli, iftira açıkça geri alınmalı ve zararlı dijital içerik silinmelidir. Gıybet edilen kişi biliyor ve helallik istemek yeni bir zarar doğurmayacaksa özür dilenip helallik istenir.

Kişi gıybetten habersizse ve ayrıntıları anlatmak daha büyük kırgınlık, aile kavgası veya fitne çıkaracaksa âlimler helallik istemenin biçimi konusunda farklı değerlendirmeler yapmıştır. Böyle bir durumda ehil bir hocaya somut olay sorulabilir. Her hâlükârda kişi için dua etmek, onu konuştuğu çevrede hayırla anmak ve verdiği zararı gidermek gerekir.

“Hakkını helal et” deyip ne olduğunu söylememek bazen samimi bir özür olmayabilir; her ayrıntıyı anlatmak da gereksiz yarayı açabilir. Tövbenin amacı vicdan yükünü karşı tarafa boşaltmak değil, günahı bırakmak ve hakkı onarmaktır.

Risale-i Nur'da Gıybet Ölçüsü

Bediüzzaman Said Nursî, Yirmi İkinci Mektup'ta gıybeti, hakkında konuşulan kişinin hazır bulunup işitse darılacağı söz olarak açıklar. Bu tarif günlük konuşmalara uygulanabilecek son derece pratik bir ölçüdür: Kişi yanımıza gelse cümlemizi değiştirecek miydik?

“Eğer doğru dese zaten gıybettir. Eğer yalan dese hem gıybet hem iftiradır.” Risale-i Nur, Yirmi İkinci Mektup

Aynı bahiste gıybetin ancak şikâyet, yardım isteme ve gerçek zarardan koruma gibi sınırlı ihtiyaçlarda söz konusu olabilecek istisnalarına dikkat çekilir. Böylece susmak adına zulmü gizlemek de, hakkı arama bahanesiyle kusur yaymak da doğru görülmez.

Temiz Bir Kalp ve Dil İçin Dua

Haşr suresinde müminlere, kendilerinden önce iman etmiş kardeşleri için bağışlanma dilemeleri ve kalplerinde müminlere karşı kin bırakılmamasını istemeleri öğretilir. Suizanı, hasedi ve gıybeti azaltan en güzel dualardan biri budur:

Arapça:
رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

Okunuşu: Rabbenağfir lenâ ve li-ihvâninellezîne sebekûnâ bi'l-îmâni ve lâ tec‘al fî kulûbinâ gillen lillezîne âmenû. Rabbenâ inneke raûfün rahîm.

Anlamı: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin. Haşr Suresi

Önyargı, Suizan ve Gıybetten Korunma Duası

Allah'ım! Kalbimizi kötü zandan, gözümüzü kusur araştırmaktan ve dilimizi gıybetten koru. Bilmediğimiz konuda hüküm vermekten, duyduğumuzu doğrulamadan yaymaktan ve insanların şerefini sohbetimize malzeme yapmaktan sana sığınırız.

Rabbimiz! Bize gerçeği araştıran fakat mahremiyeti çiğnemeyen, tedbirli fakat haksız şüpheci olmayan, doğruyu söyleyen fakat insanları incitmeyi amaçlamayan bir ahlak nasip et. Öfke, kıskançlık ve rekabet yüzünden kardeşlerimize haksızlık etmekten bizi koru.

Allah'ım! Gıybetini yaptığımız, hakkında kötü konuştuğumuz ve itibarına zarar verdiğimiz kulların varsa bizi bağışla. Hatalarımızı düzeltmeyi, bozduğumuz hakkı onarmayı ve uygun biçimde helallik istemeyi kolaylaştır. Dilimizle açtığımız yaraları yine doğru söz ve güzel davranışla kapatmayı nasip et.

Rabbimiz! Ailelerimizi, dostluklarımızı ve iş yerlerimizi dedikodu, iftira ve fitneden koru. Bize gıybet meclisini güzellikle durduracak cesaret, boş ve zararlı söze karşı susacak irade, kardeşimizin onurunu savunacak merhamet ver.

Ey tövbeleri kabul eden Rabbimiz! Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Bize hüsnüzan, adalet, doğruluk ve temiz bir dil ihsan et. Konuştuğumuz sözü lehimize şahit, susmamızı hikmet ve bütün davranışlarımızı rızana uygun eyle. Âmin.

Kaynak ve Okuma Notları

Kaynak hassasiyeti: Gıybetin istisnaları genel bir konuşma ruhsatı değildir. Haksızlığı giderme veya zararı önleme amacı, doğru muhatap ve ihtiyaç kadar anlatım şartları birlikte değerlendirilmelidir.

İlgili Makaleler

Ana Sayfamızda, dua, zikir, tesbihat, Esmâü'l-Hüsnâ, Kur'an-ı Kerim mealleri ve daha birçok İslami içeriğe DuaSitesi.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.

Daha Fazla Dua ve Kur'an Tefekkürü İçin Ana Sayfa