Kıyametin Küçük Alametleri: Sahih Rivayetlerle Günümüze Bakan İşaretler

Kıyamet alametleri, merakımızı beslemek için verilmiş bir tarih bulmacası değil; gafletten uyandıran, imanı kuvvetlendiren ve insanı hesaba hazırlayan ilahî ikazlardır. Bu sebeple doğru soru yalnızca “Hangi alamet gerçekleşti?” değildir. Daha önemli soru şudur: Bu haber benim imanımda, ahlakımda ve kulluğumda neyi değiştirmelidir?

Kıyametin küçük alametleri konuşulurken iki uç yaklaşım görülür. Bir tarafta her depremi, savaşı, teknolojik gelişmeyi ve siyasi olayı belirli bir hadise bağlayan heyecanlı yorumlar vardır. Diğer tarafta ise alametlerle ilgili bütün rivayetleri önemsiz veya uydurma sayan toptancı bir inkâr görülür. İkisi de sağlıklı değildir. Çünkü sahih hadislerde açıkça bildirilen işaretler bulunduğu gibi; zayıf rivayetlere, kulaktan dolma sözlere ve zorlama güncel eşleştirmelere dayanan iddialar da vardır.

Bu yazıda ölçümüz mümkün olduğunca açıktır: Kur’an’ın koyduğu temel sınırlar ile başta Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim olmak üzere güvenilir hadis kaynakları esas alınacaktır. Rivayetin söylediği ile bizim yorumumuzu birbirine karıştırmayacağız. Geçmişte meydana geldiği genel olarak kabul edilen alametleri, zaman içinde tekrar ederek yoğunlaşabilen ahlaki ve toplumsal alametleri, gerçekleştiğini kesin biçimde söyleyemeyeceğimiz geleceğe ait haberleri ayrı değerlendireceğiz.

Önemli ölçü: Bir olayın hadisteki ifadeye benzemesi, o hadisin kesin olarak o olay hakkında söylendiğini ispatlamaz. Benzerlik dikkatimizi çekebilir; fakat kesin hüküm için açık delil gerekir. Kıyamet tarihi çıkarmak ise baştan yanlıştır. Çünkü o vaktin bilgisi yalnız Allah’a aittir.

Kıyamet Alameti Ne Demektir?

İslami kaynaklarda kıyametin işaretleri için “eşrâtü’s-sâa” ifadesi kullanılır. “Eşrât”, işaretler ve belirtiler; “sâat” ise burada kıyametin kopacağı vakit demektir. Kur’an-ı Kerim, inkârcıların kıyametin ansızın gelmesini mi beklediklerini sorduktan sonra “Onun alametleri gelmiştir” buyurur (Muhammed, 47/18). Ayet, alamet fikrinin Kur’anî bir temeli bulunduğunu gösterir; fakat internette dolaşan uzun listelerin tamamını tek tek saymaz.

Kur’an’ın asıl vurgusu alametlerden tarih hesaplamak değil, vakit gelmeden uyanmaktır. Çünkü kıyamet gelip imtihan sona erdikten sonra öğüt almanın insana faydası kalmayacaktır. Peygamber Efendimizin gönderilmesi, son vahyin gelmesi ve artık başka bir peygamberin gelmeyecek olması bu bakımdan en temel işaretlerdendir.

“Onun alametleri gelmiştir.”
Muhammed Suresi, 47/18

Âlimler rivayetleri bir arada değerlendirerek alametleri çeşitli şekillerde sınıflandırmıştır. En yaygın sınıflandırma küçük alametler ve büyük alametler şeklindedir. Küçük alametlerin önemli bir kısmı insanlığın ahlak, din, toplum ve gündelik hayatındaki değişimleri anlatır. Bazıları bir defa gerçekleşmiş tarihî olaylardır; bazıları farklı çağlarda görülüp giderek artabilecek durumlardır; bazıları ise kıyamete yakın gelecekte ortaya çıkacaktır.

Büyük alametler ise Deccâl’in çıkması, Hz. İsa’nın nüzûlü, Ye’cûc ve Me’cûc, güneşin batıdan doğması gibi olağan akışın dışındaki büyük hadiseler olarak ele alınır. “Küçük” kelimesi önemsiz anlamına gelmez. Buradaki ayrım, alametin mahiyeti ve kıyamete yakınlık derecesiyle ilgilidir.

Kıyametin Vaktini Alametlerden Hesaplamak Mümkün Değildir

Kıyamet alametleri vardır; fakat insanlara kıyametin tarihini bildiren bir takvim verilmemiştir. Kur’an, bu sınırı son derece açık çizer:

“Ne zaman gelip çatacak?” diye sorarlar. De ki: “Onun hakkındaki bilgi sadece Rabbimin katındadır.”
A‘râf Suresi, 7/187

Cibrîl hadisinde Hz. Cebrâil insan suretinde gelerek iman, İslam, ihsan ve kıyamet hakkında sorular sormuştur. Kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda Resûlullah’ın cevabı, “Bu konuda kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir” manasındadır. Ardından vaktini değil, bazı alametlerini bildirmiştir. Demek ki sünnetin öğrettiği tavır; tarihi bilmediğimizi kabul etmek, fakat alametlerin taşıdığı uyarıyı ciddiye almaktır.

“Şu kadar alamet oldu, o hâlde kıyamete on yıl kaldı” gibi hesaplar dinî delil değildir. Birçok küçük alametin tekrar eden veya uzun zamana yayılan bir niteliği vardır. Ayrıca hangi alametin ne derece gerçekleştiği, hangisinin ileride daha kapsamlı biçimde ortaya çıkacağı her zaman kesin değildir. Allah’ın gizlediği vakti grafikler, sayısal şifreler veya sosyal medya videolarıyla bulduğunu iddia eden kimse, Kur’an’ın çizdiği bilgi sınırını aşar.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, işaret parmağı ile orta parmağını göstererek kendisinin gönderilişiyle kıyametin yakınlığını anlatmıştır. Bu ifade, “şu kadar yıl kaldı” demek değildir. İnsanlık tarihinin son peygamberlik dönemine girdiğini, ondan sonra yeni bir peygamber gelmeyeceğini ve dünyanın ebedî olmadığını bildirir. Allah’ın ölçüsündeki yakınlık ile bizim kısa ömrümüzdeki zaman algımız aynı değildir.

Küçük Alametleri Okurken Üç Temel Ayrım

1. Gerçekleşmiş alamet ile devam eden alamet aynı değildir

Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilmesi ve vefatı, geçmişte kesin biçimde meydana gelmiş olaylardır. Buna karşılık ilmin azalması, cehaletin yayılması, emanetin kaybolması ve öldürmelerin artması gibi alametler bir anda olup bitmek zorunda değildir. Bunlar farklı zamanlarda dalgalar hâlinde görülebilir; azalabilir, tekrar artabilir ve son dönemde daha kuşatıcı bir hâl alabilir.

2. Rivayet ile yorum birbirinden ayrılmalıdır

Hadis “insanların yüksek bina yapmakta yarışacağını” bildirir. Bu, rivayettir. “Hadis kesinlikle falanca şehirdeki falanca kuleyi anlatıyor” demek ise yorumdur. Yorum doğru da olabilir, yanlış da. Birincisini Peygamberimize nispet ederiz; ikincisini ise ancak kendi ihtimalimiz olarak ifade edebiliriz. Bu ayrım yapılmadığında insan, kendi tahminine kutsallık kazandırmış olur.

3. Her yaygın söz sahih hadis değildir

Kıyamet konusu ilgi çektiği için kaynağı bulunmayan sözler hızla yayılır. Bazen bir rivayetin tek bölümü alınır, bağlamı kaldırılır ve yeni bir teknolojiye uyarlanır. Bazen zayıf bir rivayet, “Buhârî’de geçiyor” denilerek paylaşılır. Bazen de sahih hadiste olmayan ayrıntılar metne eklenir. Bu alanda heyecandan önce tahkik gerekir: Hadis hangi eserde, hangi numarada, hangi lafızla geçmektedir ve hadis âlimleri onun sıhhati hakkında ne söylemiştir?

Geçmişte Gerçekleştiği Kabul Edilen Küçük Alametler

Hz. Muhammed’in Son Peygamber Olarak Gönderilmesi

Kıyamet alametlerinin ilki ve en büyüğü sayılabilecek haber, Hz. Muhammed’in gönderilmesidir. Çünkü nübüvvet zinciri onunla tamamlanmıştır. Resûlullah, kendisinin gönderilişiyle kıyameti yan yana iki parmağa benzetmiştir. Buradaki mesaj korku üretmekten önce tarih şuurudur: İnsanlık son vahiy dönemindedir; bundan sonra yeni bir peygamber ve yeni bir ilahî kitap beklenmeyecektir.

Bu alametin günümüze bakan tarafı, “Kıyamet yarın kopacak” iddiası değil; elimizdeki Kur’an ve sünnetin değerini bilmektir. İnsan, son peygamberin ümmeti olduğunu söylüyorsa hayatını onun getirdiği ölçülerle gözden geçirmelidir. Alameti konuşup risaleti ihmal etmek, levhayı okuyup gösterdiği yola girmemeye benzer.

Resûlullah’ın Vefatı

Avf b. Mâlik’in rivayet ettiği sahih hadiste Peygamber Efendimiz, kıyametten önce sayılacak altı şeyin ilk sırasında kendi vefatını zikretmiştir. Bu haber, onun hayattayken bildirdiği ve daha sonra gerçekleştiği açıkça bilinen alametlerdendir. Sahabe için Resûlullah’ın vefatı yalnız bir kişinin ölümü değil, vahyin yeryüzüne inişinin tamamlanmasıydı.

Bu olay aynı zamanda her Müslümana şu gerçeği öğretir: Dünyanın en sevgili insanı bile fânilik hükmünün dışında değildir. Din, şahısların dünyada sürekli kalmasına değil, Allah’ın koruduğu vahye ve sahih sünnete dayanır. Kıyamete hazırlık da bir kişiyi efsaneleştirmek değil, Peygamberimizin bıraktığı emanete sadık kalmaktır.

Beytülmakdis’in Fethi

Aynı hadiste ikinci alamet olarak Beytülmakdis’in fethi zikredilir. Bu fetih Hz. Ömer döneminde gerçekleşmiştir. Hadisin haber verdiği olayın ilk açık karşılığı budur. Ancak bu rivayetten hareketle günümüzde Kudüs hakkında tarih belirlemek, her siyasi gelişmeyi doğrudan kıyamet senaryosuna yerleştirmek doğru değildir. Hadis geçmişte meydana gelen fethi bildirmiştir; Kudüs’ün bugün taşıdığı dinî ve insani sorumluluk ise ayrıca ele alınmalıdır.

Şiddetli Salgın ve Çok Sayıda Ölüm

Avf b. Mâlik hadisindeki üçüncü haber, sürüde hızla yayılan bir hastalığa benzetilen toplu ölüm hadisesidir. Birçok âlim bunu hicrî 18 yılında Şam bölgesinde yaşanan Amvâs tâunuyla ilişkilendirmiştir. Sahabeden ve Müslümanlardan çok sayıda kişi bu salgında vefat etmiştir. Bununla birlikte tarihî ilişkilendirme ile hadis metninin kendisini ayırmak gerekir: Rivayet toplu ölümü bildirir; belirli olayla özdeşleştirme âlimlerin değerlendirmesidir.

Buradan “Her salgın kıyametin kesin son habercisidir” sonucu çıkmaz. Salgın döneminde Müslümanın görevi, hastalığı küçümsemek veya bilimsel tedbiri iman zayıflığı saymak değildir. Canı korumak, güvenilir tıbbi bilgiye uymak, hastalara yardım etmek, sabretmek ve ölümü hatırlamak dinin bütüncül yaklaşımıdır.

Aynı Davaya Mensup İki Büyük Topluluğun Savaşması

Sahih-i Buhârî’de, aynı dinî iddiayı taşıyan iki büyük topluluğun ağır kayıplarla savaşması kıyamet alametleri arasında bildirilir. Âlimlerin çoğu bu haberi Hz. Ali ile Hz. Muâviye taraftarları arasındaki Sıffîn hadisesiyle ilişkilendirmiştir. Hadis, Müslümanlar arasındaki iç savaşın ne kadar sarsıcı bir fitne olabileceğini de gösterir.

Bu rivayet tarihî tarafgirliği kışkırtmak için kullanılmamalıdır. Kur’an, iki mümin topluluğun savaşması hâlinde aralarının adaletle düzeltilmesini emreder. Bize düşen sahabe hakkında ölçülü konuşmak, kan dökmenin ağırlığını anlamak ve bugünün ihtilaflarını kolayca tekfir diline çevirmemektir. Alamet, fitneyi seyretme zevki değil, kardeş kanından sakınma şuuru vermelidir.

Yalancı Peygamberlerin Ortaya Çıkması

Aynı sahih rivayette otuza yakın yalancının Allah’ın elçisi olduğunu iddia edeceği bildirilir. Peygamber Efendimizin son döneminden itibaren Müseylimetülkezzâb ve Esved el-Ansî gibi kişiler peygamberlik iddiasında bulunmuş, tarih boyunca benzer iddialar devam etmiştir. Buradaki sayı hakkında âlimler, şöhret kazanan ve ciddi taraftar toplayan büyük iddiacıların kastedildiğini belirtmiştir; kendisini peygamber sanan her meczup bu sayıya dâhil edilmek zorunda değildir.

Bu alametin itikadî ölçüsü açıktır: Hz. Muhammed hâtemü’n-nebiyyîn, yani peygamberlerin sonuncusudur. Ondan sonra vahiy aldığını ve yeni bir dinî hüküm getirdiğini iddia eden kimse kabul edilemez. Rüya, ilham, keşif veya kişisel karizma; Kur’an’ın ve sünnetin üzerinde bir delil değildir.

Hicaz Bölgesinden Çıkan Ateş

Sahih rivayette Hicaz’dan çıkacak ve uzaklardaki Busrâ tarafından görülecek büyük bir ateş haber verilmiştir. İslam tarihçilerinin önemli bir bölümü, hicrî 654 yılında Medine yakınlarında günlerce devam eden büyük volkanik faaliyeti bu hadisin gerçekleşmesi olarak değerlendirmiştir. Dönemin kayıtlarında ateşin ve ışığın çok uzaklardan görüldüğü anlatılır.

Bunu “modern bilim hadisi kesin ispatladı” biçiminde sloganlaştırmak yerine daha ölçülü söylemek gerekir: Rivayet sahihtir; tarihî olay da güçlü biçimde kaydedilmiştir; birçok klasik âlim ikisini birbirine bağlamıştır. Fakat bugün dünyanın herhangi bir yerindeki her orman yangınını veya volkan patlamasını bu hadise yormak doğru değildir. Hadis özellikle Hicaz’ı ve belirgin bir görünürlüğü zikretmektedir.

Zaman İçinde Görülen ve Artabilen Küçük Alametler

Dinî İlmin Âlimlerin Vefatıyla Azalması

“Bilgi çağındayız; ilim nasıl azalabilir?” sorusu sıkça sorulur. Hadis burada kitapların, dosyaların veya internet verisinin bütünüyle kaybolmasını anlatmaz. Resûlullah, Allah’ın ilmi insanların kalbinden bir anda söküp almayacağını; âlimlerin vefatıyla ilmin azalacağını bildirir. Gerçek ilim, yalnız veriye ulaşmak değil; vahyi doğru anlamak, usul bilmek, hikmetle hüküm vermek ve bildiğiyle amel etmektir.

Bir toplumda milyonlarca dinî içerik bulunabilir; fakat ehil âlimlerin sözü dinlenmiyor, usulsüz fetvalar yayılıyor ve herkes birkaç dakikalık videoyla hüküm vermeye kalkıyorsa hadis üzerinde düşünmek gerekir. Rivayetin devamında insanlar cahil kimseleri önder edinir; onlar da bilgisizce hüküm vererek hem sapar hem başkalarını saptırır. Günümüze bakan en çarpıcı taraf budur: Bilgiye erişimin çoğalması, kendiliğinden hikmet ve ehliyet üretmez.

Müslümanın görevi âlimleri hatasız ve sorgulanamaz görmek değildir. Ölçü; Kur’an’a, sahih sünnete, ilim geleneğine ve sağlam usule bağlı ehil kişilere müracaat etmektir. Bir konuşmacının çok izlenmesi, güzel hitabeti veya iddialı cümleleri onun ilmî ehliyetinin delili sayılmaz.

Emanetin Kaybolması ve İşin Ehline Verilmemesi

Bir bedevî Resûlullah’a kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda, Peygamberimiz emanet zayi edildiğinde kıyameti beklemesini söylemiştir. “Emanet nasıl zayi edilir?” sorusuna verilen cevap, işin ehil olmayana verilmesidir. Bu hadis yalnız devlet yönetimini değil; yetki, sorumluluk ve güven gerektiren her alanı kapsayan büyük bir ahlak ölçüsü sunar.

Bir kurumda liyakat yerine akrabalık, çıkar veya kör sadakat belirleyici olduğunda; öğretme görevi bilgisize, hüküm verme yetkisi adaletsize, mal emaneti güvenilmeze verildiğinde toplumun dokusu bozulur. Ancak hadisi yalnız başkalarının yöneticiliğine uygulamak kolaycılıktır. Anne baba çocuğu, çalışan işi, esnaf müşterisi, yönetici kamu hakkı, din anlatan kişi de insanların inancı konusunda emanet taşır.

Günümüzde bir görevlendirmeyi beğenmeyip hemen “kıyamet alameti gerçekleşti” demek yerine, hadisin bize yüklediği soruyu sormalıyız: Ben üstlendiğim işi ehliyet ve dürüstlükle yapıyor muyum? Alamet bilgisinin ahlaka dönüşmesi böyle olur.

Cehaletin Yayılması

Cehalet, okuma yazma bilmemekten ibaret değildir. İnsan çok diploma sahibi olduğu hâlde yaratılış gayesinden habersiz kalabilir; çok konuştuğu hâlde helal ile haramı birbirine karıştırabilir. Sahih rivayetlerde ilmin azalmasıyla cehaletin yayılması birlikte anılır. Çünkü rehberlik edecek ehil insanların azalması, boşluğu bilgisiz fakat cesur kişilerin doldurmasına yol açar.

Dijital çağ bu tehlikeyi hem büyütmüş hem onunla mücadele imkânı vermiştir. Sahih bir hadise saniyeler içinde ulaşabiliriz; aynı hızla uydurma bir sözü de milyonlara yayabiliriz. Bu nedenle paylaşmadan önce kaynak kontrolü yapmak yalnız akademik titizlik değil, dinî emanettir. “İnsanları iyiliğe çağırıyordum” niyeti, Peygamberimize söylemediği bir sözü isnat etmeyi meşru kılmaz.

Zinanın ve Hayâsızlığın Yaygınlaşması

Sahih hadislerde zinanın yayılması kıyamet alametleri arasında sayılır. Burada yalnız günahın işlenmesi değil, onun sıradanlaştırılması ve toplumun hayâ duygusunu kaybetmesi üzerinde durmak gerekir. İnsanlık tarihinde zina hiçbir dönemde tamamen yok değildi. Alamet olarak dikkat çeken taraf, haramın açıkça savunulması, aile sadakatinin küçümsenmesi ve iffetin çağ dışı görülmesidir.

Bu haber kimseyi günahkârları aşağılamaya çağırmaz. Zina büyük günahtır; fakat tövbe kapısı açıktır. Müslümanın vazifesi kendi gözünü, kalbini ve ailesini korumak; evliliği kolaylaştırmak; günaha düşeni teşhir etmek yerine samimi tövbeye yönlendirmektir. Günahın normalleşmesine itiraz ile günah işleyen insana merhamet birbirine zıt değildir.

İçkinin Yaygınlaşması

İçkinin yaygın biçimde tüketilmesi de sahih rivayetlerde ilmin azalması ve zinanın çoğalmasıyla birlikte zikredilir. Alkol eski çağlarda da vardı. Hadisin uyarısı, onun toplum hayatını kuşatması ve zararları bilindiği hâlde eğlencenin vazgeçilmez parçası gibi sunulması üzerinde düşündürür.

Mesele yalnız şişedeki madde değildir. Aklı örten şeyin özgürlük sayılması, sarhoşluk sonucu işlenen şiddetin ve kazaların kanıksanması, insanın sıkıntısını Allah’a yönelmek yerine uyuşturarak unutmaya çalışması ciddi bir manevi yaradır. Müslüman haramı haram bilir; bağımlılığa düşen kişiyi ise ümitsizliğe itmez. Tedavi, destek, dua ve tövbe yollarını birlikte açık tutar.

Öldürmelerin Artması ve Canın Değersizleşmesi

Resûlullah, kıyamete yakın “herc”in çoğalacağını bildirmiş; bunun öldürme olduğunu açıklamıştır. Bazı rivayetler, öldürenin niçin öldürdüğünü, öldürülenin de niçin öldürüldüğünü bilemeyeceği derecede karışık fitneleri tasvir eder. Bu, insan hayatının değersizleşmesi, öfke ve çıkar uğruna kan dökmenin sıradan hâle gelmesi demektir.

Savaş görüntülerini ekranda izlemeye alışmak, rakamların arkasındaki insanı unutturabilir. Oysa Kur’an haksız yere bir cana kıymayı son derece ağır bir suç olarak gösterir. Kıyamet alametini fark etmek, şiddet haberlerini heyecanla takip etmek değil; dilimizden elimizden kimseye zarar vermemek, adaleti savunmak ve mazluma yardım etmektir.

Her savaşı hadisteki belirli bir olaya eşitlemek de doğru değildir. İnsanlık çok sayıda savaş görmüştür. Rivayet genel bir artışı ve karışıklığı bildirir; falanca güncel çatışmanın kıyamet kronolojisindeki kesin yerini bize söylemez.

Fitnelerin Çoğalması

Hadislerde “fitne” kelimesi yalnız siyasi karışıklık anlamına gelmez. İnsanın imanını, ahlakını ve istikametini sınayan; doğru ile yanlışı birbirine karıştıran durumları da kapsar. Fitnelerin çoğalması, hakikatin hiç bulunamayacağı anlamına gelmez; onu bulmak için daha fazla ilim, sabır, basiret ve takva gerektiğini gösterir.

Bugünün insanı aynı gün içinde sayısız iddia, görüntü ve öfke çağrısıyla karşılaşmaktadır. Doğruluğu bilinmeyen bir haber yüzünden kardeşine düşman olabilir; montaj bir görüntüyle zulme ortak olabilir; din adına söylenen aşırı bir sözle ölçüyü kaybedebilir. Fitne zamanında yavaşlamak, haberi araştırmak, dilini tutmak ve ehline sormak pasiflik değil; basirettir.

Cimriliğin ve Bencil Tutkunun Kalplere Yerleşmesi

Sahih-i Müslim’de kıyamete yakın fitnelerin ve öldürmelerin artmasının yanında “şuhh”un ortaya çıkacağı bildirilir. Şuhh, sıradan cimrilikten daha kapsamlıdır: Mala aşırı düşkünlük, başkasının hakkını vermeme, paylaşmama ve nefsin doymak bilmeyen sahip olma isteğidir.

Bir toplum maddi olarak zenginleşirken merhamet bakımından fakirleşebilir. İnsan daha çok şeye sahip olduğu hâlde vermekten daha fazla korkabilir. Alametin bize dönük tedavisi sadaka, zekât, kanaat ve diğerkâmlıktır. Kıyamet haberini okuyup ihtiyaç sahibinin yanından ilgisizce geçmek, işaretin maksadını kaçırmaktır.

Zamanın Hızla Geçmesi

Sahih hadislerde zamanın birbirine yaklaşması veya hızlanması anlamına gelen ifadeler yer alır. Âlimler bunu farklı şekillerde açıklamıştır: Zamanın bereketinin azalması; günler aynı uzunlukta olsa da faydalı işlerin az yapılabilmesi; hadiselerin peş peşe gelmesi; ulaşım ve iletişimin mesafeleri kısaltması yahut ahir zamanda gerçek bir zaman daralması.

Bu yorumların birini kesin tek açıklama gibi sunmak doğru değildir. Akıllı telefon ve hızlı ulaşım, hadisin kesin tercümesi değildir; fakat modern insanın “Gün nasıl bitti?” şikâyeti, zaman bereketini düşünmesi için vesile olabilir. Teknoloji bize vakit kazandırdığı hâlde o vakti sonsuz kaydırma ekranlarında tüketiyorsak sorun saatin mekanizmasından önce kullanımımızdadır.

Müslümanın cevabı, kıyamet tarihini hesaplamak değil zamanını hesaba katmaktır. Beş vakit namaz günü böler, Kur’an kalbe yön verir, günlük muhasebe ömrün sızıp gitmesini engeller. Kıyametin ne zaman geleceğini bilmeyiz; fakat kaybettiğimiz bugünün geri gelmeyeceğini biliriz.

Depremlerin Çoğalması

Sahih-i Buhârî’de kıyametten önce depremlerin artacağı bildirilir. Bu haber karşısında iki hatadan sakınmak gerekir. Birincisi, her depremi belirli insanların günahına verilmiş kesin bir ceza ilan etmektir. Böyle bir hüküm için vahiy gerekir; enkaz altında kalan masum çocuklar ve salih kullar hakkında gelişigüzel konuşulamaz. İkincisi, hadisi bilimle çatıştırmaktır. Depremlerin fiziksel sebeplerini açıklamak, Allah’ın kudretini veya hadisin uyarısını inkâr etmek değildir.

Bir de ölçüm meselesi vardır. Günümüzde çok daha fazla sismik hareket kaydedilebildiği için sadece veri tabanındaki sayı artışını hadisin kesin gerçekleşmesi sayamayız. Hadis bir artış bildirir; bunun nihai ve küresel görünümünün ne zaman tamamlandığını Allah bilir. Bize düşen güvenli yapı yapmak, bilimin öğrettiği tedbirleri almak, afetzedeye yardım etmek, dünyanın sağlam ve ebedî bir yurt olmadığını hatırlamaktır.

Malın Çoğalması Fakat Gönlün Doymaması

Bazı sahih rivayetlerde malın taşarcasına çoğalacağı, zekât veya sadaka verecek kişinin onu kabul edecek kimse bulmakta zorlanacağı bildirilir. Avf b. Mâlik hadisinde ise bir kişiye yüz dinar verildiği hâlde onun hoşnut olmayacağı anlatılır. Bu iki haber, bolluğun farklı yüzlerini düşündürür: Maddi imkân artabilir; fakat kanaat artmadığında insan yine kendisini yoksul hissedebilir.

Bugünkü küresel servet artışını doğrudan hadisin eksiksiz gerçekleşmesi sayamayız; çünkü dünyada hâlâ ağır yoksulluk vardır ve sadaka kabul edecek çok insan bulunmaktadır. Hadisin tarif ettiği ölçü, yalnız toplam para miktarı değildir. Gelecekte daha kapsamlı bir bolluk gerçekleşebilir. Bununla beraber bugünden alınacak ders açıktır: Malı ilahlaştırmamak, bolluk gelmeden vermek ve kalbi kanaatle zenginleştirmek.

Yüksek Binalar Yapmakta Yarışılması

Cibrîl hadisinde yalınayak, yoksul çobanların yüksek bina yapmakta yarışması kıyamet alameti olarak bildirilir. Vurgu yalnız binanın yüksekliğinde değildir. Kısa zamanda yaşanan büyük servet ve statü değişimi ile bunun övünme ve yarışa dönüşmesi birlikte anlatılır.

Bu hadis, mimarlığı veya her yüksek yapıyı haram ilan etmez. Hastane, konut veya iş merkezi ihtiyaca göre çok katlı yapılabilir. Eleştirilen ruh; insanın değerini betonun yüksekliğiyle ölçmesi, ihtiyaç yerine gösteriş için yarışması, yoksulların hakkını unutarak ihtişam sergilemesidir. Belirli bir ülkeyi küçümsemek de hadisin ahlakına uymaz. Alamet bize başkasını işaret etmekten önce kendi gösteriş arzumuzu sorgulatmalıdır.

Cariyenin Efendisini veya Hanımını Doğurması

Cibrîl hadisindeki diğer alamet, cariyenin kendi efendisini yahut hanımını doğurmasıdır. Bu ifade hakkında birden fazla yorum yapılmıştır. Klasik açıklamalardan biri, savaşlar ve köleliğin yayılması sonucunda efendisinden çocuk doğuran cariyenin çocuğunun hukuken yüksek bir konuma gelmesidir. Bir başka yorum, anne babaya itaatsizliğin artması ve çocukların annelerine efendi gibi davranmasıdır. Bazı âlimler bunu sosyal düzenin tersine dönmesi, aşağıda olanın hızla üste çıkması şeklinde daha genel okumuştur.

Yorumlardan birini Peygamberimizin kesin kastı olarak dayatmamak gerekir. Fakat bütün açıklamalarda ortak uyarı, insan ilişkilerindeki tabiî merhamet ve hürmet düzeninin bozulmasıdır. Bugün bu hadisi, yalnız gençleri suçlama aracına çevirmek de eksik olur. Anne babanın evladına adalet ve şefkat göstermesi; evladın da yaşlı anne babasına “öf” bile demeden hizmet etmesi gerekir.

Kadınların Çoğalıp Erkeklerin Azalması

Sahih-i Buhârî’de ilmin azalması, cehaletin, içkinin ve zinanın yayılmasıyla birlikte erkeklerin azalacağı, kadınların çoğalacağı; hatta elli kadına bir erkeğin bakar duruma geleceği bildirilir. Hadisteki ifade, çok belirgin bir demografik dengesizliğe işaret eder. Bunun savaşlar, toplu ölümler veya başka sebeplerle nasıl meydana geleceği kesin biçimde açıklanmaz.

Bu rivayeti güncel bir ülkenin nüfus tablosuna kabaca uygulamak veya çok eşliliğe slogan yapmak hatalıdır. Dünya genelinde söz konusu oran bugün mevcut değildir. Hadisin gelecekteki daha ileri bir safhayı anlatması mümkündür. Buradaki “bir erkeğe elli kadın” ifadesindeki erkeğin koca değil, bakım ve sorumluluk üstlenen kişi anlamında anlaşılabileceği de belirtilmiştir.

İnsanın Ağır Fitneler Sebebiyle Ölümü İstemesi

Sahih bir hadiste, kıyamet kopmadan önce kişinin bir mezarın yanından geçerken oradaki ölünün yerinde olmayı dileyeceği bildirilir. Bu, imanlı insanın sıradan sıkıntıda ölümü istemesine izin veren bir emir değildir. Başka hadislerde Resûlullah, başa gelen zarar sebebiyle ölümü temenni etmeyi yasaklamış; yaşamak hayırlıysa hayat, ölüm hayırlıysa vefat istemeyi Allah’a bırakan duayı öğretmiştir.

Alamet, fitnelerin insan üzerinde kuracağı ağır baskıyı tasvir eder. Bu nedenle ruhsal sıkıntı yaşayan kişiye “İmanın zayıf” deyip geçmek doğru değildir. Ona destek olmak, yalnız bırakmamak ve gerektiğinde uzman yardımı almasını sağlamak gerekir. Hadis acıyı romantikleştirmez; dünyanın bazı dönemlerde ne kadar bunaltıcı olabileceğini haber verir.

Giyinik Olduğu Hâlde Çıplak Görünme

Sahih-i Müslim’de Resûlullah, kendi döneminde henüz görmediğini belirttiği iki insan tipinden söz eder. Bunlardan biri güç kullanarak insanlara zulmedenler; diğeri ise giyindiği hâlde çıplak görünen, yanlışa yönelen ve başkalarını da yönelten kadınlardır. Rivayetin lafzında doğrudan “Bu kıyametin küçük alametidir” cümlesi yer almasa da âlimler onu ahir zamanın ahlaki manzarasıyla ilgili haberler arasında değerlendirmiştir.

“Giyinik çıplak” ifadesi; bedeni göstermeye devam eden şeffaf, dar veya örtme maksadını gerçekleştirmeyen kıyafetler şeklinde açıklanmıştır. Fakat bu hadis yalnız kadınları seyredip yargılama yetkisi vermez. Erkeğin de avreti, tesettürü, bakışını koruma ve iffeti vardır. Moda üzerinden bedenin metalaştırıldığı bir düzende hem kadın hem erkek, insanı görüntüsünden ibaret gören kültüre karşı vakarını korumalıdır.

Geleceğe Ait Olması Muhtemel veya Tam Gerçekleştiği Söylenemeyecek Alametler

Fırat’ın Altın Bir Hazineyi Ortaya Çıkarması

Sahih rivayette Fırat’ın suyunun çekilerek altından bir hazine yahut altın bir dağ ortaya çıkaracağı, ona yetişen kişinin ondan bir şey almaması gerektiği bildirilir. Başka rivayetlerde insanlar bu mal için savaşacak ve çok büyük kayıplar verecektir. Hadisin uyarısı yalnız jeolojik bir olay değil, mal hırsının doğuracağı kanlı fitnedir.

Fırat havzasındaki her kuraklığı, bulunan her madeni, petrolü veya barajı “altın dağı ortaya çıktı” diye ilan etmek için elimizde kesin delil yoktur. Rivayet “altın” demiştir; onu mecaz kabul edip petrole çevirmek ayrıca delil ister. Hadisin açık tarifi bütünüyle gerçekleşmeden kesin konuşmamak en güvenli yoldur. Bir gün gerçekleşirse Müslümana verilen pratik emir de açıktır: O fitnenin malından uzak durmak.

Arap Yarımadasının Yeniden Yeşillik ve Nehirlere Dönmesi

Sahih-i Müslim’de, malın çoğalmasıyla birlikte Arap toprağının yeniden çayırlara ve nehirlere döneceği bildirilir. Hadisteki “yeniden dönmek” ifadesi, bölgenin geçmişte daha yeşil bir iklime sahip olduğu ihtimalini düşündürmüştür. Günümüzde yağış, tarım, çevre düzenlemesi veya iklim değişikliğiyle görülen her yeşil alanı hadisin tam karşılığı ilan etmek yine acelecilik olur.

İnsan eliyle sulanan birkaç park ile bütün bir coğrafyanın çayırlar ve akarsularla değişmesi aynı şey değildir. Rivayet sahih olduğu için haberin gerçekleşeceğine inanırız; fakat gerçekleşmenin ölçüsünü, zamanını ve doğal ya da insan eliyle olacak mekanizmasını kesinleştirmeyiz. Bilimsel araştırmalar bize geçmiş iklimleri ve bugünkü değişimleri anlatabilir; hadis ise bunlardan bağımsız olarak geleceğe dönük bir haber verir.

Bazı İnsanların Yeniden Putperestliğe Dönmesi

Sahih-i Buhârî’de, Devs kabilesinden bazı kadınların Zülhalesa adlı eski putun çevresinde tekrar döneceği bildirilir. Bu haber, İslam geldikten sonra insanlığın bir daha asla açık putperestliğe dönmeyeceği zannını düzeltir. Tevhid nimeti korunmadığında, nesiller sonra eski cahiliye biçimleri yeniden ortaya çıkabilir.

Hadisi her heykel, tarihî eser veya sembole gelişigüzel uygulamak doğru değildir. Putperestlik, bir nesneye estetik bakmaktan öte ona kulluk ve kutsal güç isnat etmektir. Bununla beraber para, şöhret, lider veya nefis de Allah’ın emrinin önüne geçirilirse insanın hayatında “modern put” işlevi görebilir. Rivayetin özel gerçekleşmesi ayrı, ondan çıkarılan tevhid dersi ayrıdır.

Büyük Alametlerle Küçük Alametler Karıştırılmamalıdır

Deccâl, Hz. İsa’nın yeryüzüne inişi, Ye’cûc ve Me’cûc, duman, Dâbbetü’l-arz, güneşin batıdan doğması, büyük yer çökmeleri ve insanları toplanma yerine sevk edecek ateş genellikle büyük alametler başlığı altında incelenir. Bunlar küçük alamet listesine eklenerek kronoloji kurulursa kavramlar karışır.

Küçük alametlerin pek çoğu uzun tarih içinde görülürken büyük alametler kıyamete çok yakın olağanüstü gelişmeler olarak tasvir edilir. Bununla birlikte bütün ayrıntıları tartışmasız tek bir sıraya koymak mümkün değildir. Farklı rivayetler farklı bağlamlarda bazı olayları öne alır. Müminin imanı, internet üzerinde çizilen kesin zaman çizelgelerine değil, Kur’an’a ve sahih sünnete dayanır.

Güneşin batıdan doğması gibi büyük bir alamet ortaya çıktığında tövbenin kabulüyle ilgili özel hükümler vardır. Bu sebeple “Önce bütün küçük alametler bitsin, sonra tövbe ederim” düşüncesi büyük bir aldanıştır. Kişinin kendi kıyameti olan ölüm, büyük alametleri görmeden de gelebilir.

Günümüzdeki Her Olayı Bir Hadise Bağlamak Neden Sakıncalıdır?

Benzerlik, kesin özdeşlik değildir

Bir gökdelen hadisteki yarışmayı hatırlatabilir; bir salgın toplu ölüm rivayetini düşündürebilir; Fırat’taki su azalması altın dağı haberini gündeme getirebilir. Fakat “hatırlatmak” ile “kesinlikle budur” demek arasında büyük fark vardır. Kesin konuşan kişi; zaman, yer ve mahiyet hakkında hadisin söylemediği ayrıntıları Peygamberimize isnat etme tehlikesine girer.

Haberler değişir, vahiy değişmez

Sosyal medyada kıyamet alameti diye yayılan bir görüntünün eski, başka ülkeye ait veya kurgu olduğu ertesi gün ortaya çıkabilir. Dinî inanç geçici haber başlıklarına bağlanırsa yanlış haber çürüdüğünde insanların zihninde hadise karşı da şüphe oluşabilir. Bu nedenle bir alameti ispatlamak için doğrulanmamış videolara ihtiyaç yoktur. Sahih rivayetin doğruluğu, sansasyonel içeriğe muhtaç değildir.

Siyasi yorumlar kutsallaştırılmamalıdır

Her siyasi lideri Deccâl, her orduyu hadisteki ordu ve her ittifakı son savaş ilan etmek; dinî metni günlük siyasetin malzemesi hâline getirir. Üstelik hatalı eşleştirmeler, masum insanlara düşmanlığı ve şiddeti besleyebilir. Hadisler adaletsizliği meşrulaştırmak için değil, fitneden sakındırmak için okunmalıdır.

Alamet avcılığı insanı asıl görevinden uzaklaştırabilir

Saatlerce alamet videosu izleyip sabah namazını kaçıran kişi maksadı tersine çevirmiştir. Komplo haritaları ezberleyip kul hakkını önemsememek, gelecekteki fitneleri konuşup bugünkü yalanı terk etmemek bir bilgi değil gaflet biçimidir. Kıyamet bilgisi insanı daha dürüst, daha merhametli ve daha ibadetli yapmıyorsa, bilginin kalbe ulaşmadığı düşünülmelidir.

“Bu Alametler Eskiden de Vardı” İtirazı

Evet; savaş, zina, içki, deprem, cehalet ve gösteriş geçmiş toplumlarda da vardı. Hadisler bunların tarihte ilk kez ortaya çıkacağını her zaman söylemez. Bazı alametlerde kullanılan ifade onların çoğalması, yayılması, normalleşmesi veya belirginleşmesidir. Yağmurun ilk damlası ile bütün bölgeyi kaplayan sağanak aynı şey olmadığı gibi, bir kötülüğün varlığı ile toplumsal ölçü hâline gelmesi de aynı değildir.

Bazı alametler ise belirli ve tekil olaylardır: Son peygamberin gönderilmesi, onun vefatı ve Beytülmakdis’in fethi gibi. Bazıları tekrarlanan örüntülerdir: Emanetin ehil olmayana verilmesi, fitne ve öldürmelerin artması gibi. Bazıları da gelecekteki daha net bir hadiseyi anlatır: Fırat’ın altın ortaya çıkarması gibi. Hepsine aynı mantık uygulanamaz.

Ayrıca “Eskiden de vardı” demek, uyarıyı geçersiz kılmaz. İnsan her çağda ölebiliyordu; bu, ölümü hatırlamanın bugün anlamsız olduğu anlamına gelmez. Alametlerin bir kısmının nesiller boyunca görülmesi, her neslin kendisini düzeltmesi için rahmettir. Asıl amaç son neslin kim olduğunu tahmin etmek değil, hangi nesilde yaşarsak yaşayalım Allah’a hazırlıklı varmaktır.

Sahih, Hasen ve Zayıf Rivayet Ayrımı Neden Önemlidir?

Hadis âlimleri bir sözün Resûlullah’a aidiyetini araştırırken râvilerin güvenilirliğini, hafızasını, rivayet zincirinin kesintisizliğini ve metindeki gizli kusurları inceler. Sahih hadis en güçlü kabul şartlarını taşır. Hasen hadis kabul edilebilir olmakla birlikte zabt yönünden sahih derecesinin altında olabilir. Zayıf hadis ise kabul şartlarından birini veya birkaçını yeterince taşımaz.

Kıyamet alametleri gayb alanıyla ilgilidir. Bu nedenle zayıf bir haberi kesin inanç cümlesine dönüştürmek özellikle sakıncalıdır. İnternette “çocuklar anne babaya öfke saçacak”, “kalem yayılacak”, “ani ölümler çoğalacak” gibi farklı kuvvette rivayetler uzun listelerde yan yana sunulabilir. Bunların her birinin kaynağı ve hadis hükmü ayrıca incelenmelidir. Sahihayn’da yer alan açık rivayetlerle kaynaksız bir paylaşımı aynı seviyede görmek ilmî değildir.

Bu yazıda da bütün rivayet literatürünü tüketmek hedeflenmedi. Daha güvenli bir çekirdek oluşturmak için ağırlık Buhârî ve Müslim’deki haberlere verildi. Bir rivayetin sahih olması, ona getirilen her modern yorumun da sahih olduğu anlamına gelmez. Hadisin sıhhati başka, yorumun isabeti başkadır.

Kıyamet Alametleri Müslümana Ne Öğretir?

İmanı taklitten tahkike taşımayı

Kıyamet, âhiret ve hesap günü imanın temel meselelerindendir. Alametler mümine dünyanın başıboş olmadığını, tarihin Allah’ın bilgisi ve hükmü altında aktığını hatırlatır. Resûlullah’ın asırlar önce haber verdiği bazı olayların gerçekleşmesi, onun nübüvvetinin delillerinden biri olarak değerlendirilir. Fakat iman yalnız alamet hayranlığı değildir; Allah’ı tanımak, peygambere uymak ve vahyin doğruluğuna teslim olmaktır.

Tövbeyi ertelememeyi

İnsan bazen büyük alametleri görmeden önce uzun yılları olduğunu zanneder. Oysa kendi ecelinin ne zaman geleceğini bilmez. Kıyamet bütün insanlık için ansızın geleceği gibi, ölüm de fert için ansızın gelebilir. Bu yüzden en akıllı hazırlık günahı terk etmek, pişman olmak, hakları iade etmek ve tövbeyi bugünden yapmaktır.

Farzlara sarılmayı

Fitne dönemlerinin koruyucu kalesi farz ibadetlerdir. Beş vakit namaz insanı gün içinde Allah’a tekrar tekrar bağlar. Oruç nefsi terbiye eder. Zekât ve sadaka mal tutkusunu kırar. Helal kazanç, aile hakkı ve kul hakkı imanın hayata yansımasıdır. Alametler hakkında çok bilmek, farzları ihmal etmenin mazereti değildir.

Doğru bilgiyi ehil kaynaktan almayı

İlmin âlimlerle azalacağı haberi, hayatta olan ehil âlimlerin ve sağlam eserlerin kıymetini bilmeyi gerektirir. Bir konuda hüküm vermeden önce kaynak sormak, Arapça bir metnin bağlamını araştırmak ve farklı âlimlerin değerlendirmelerini görmek gerekir. “Bana mantıklı geldi” sözü, gayb konusunda delil değildir.

Emanete ve liyakate sahip çıkmayı

Kıyameti beklerken emanetin kaybolmasına katkıda bulunmak büyük çelişkidir. Müslüman işe alımda, yönetimde, ticarette ve aile sorumluluklarında ehliyeti gözetmelidir. Yapamayacağı işi sırf makam için üstlenmemeli; üstlendiği işi de hakkıyla öğrenmelidir. Hadis bizi yalnız kötü yöneticileri saymaya değil, kendi emanetimizi düzeltmeye çağırır.

Fitnede dilini ve elini korumayı

Öldürmenin ve karışıklığın arttığı zamanda her duyduğunu yaymak fitneyi büyütebilir. Mümin haberin doğruluğunu araştırır, hakaret ve tekfir dilinden sakınır, insanların canını ve haysiyetini korur. Taraf olmak zorunda kaldığında bile adaleti terk etmez. Bir topluluğa duyduğu öfkenin kendisini zulme sürüklemesine izin vermez.

Ümitsizliğe değil salih amele yönelmeyi

Kıyamet alametleri, “Dünya bozulacaksa iyilik yapmanın anlamı yok” dedirtmez. Tam tersine, bozulma döneminde küçük bir iyilik daha değerli hâle gelir. Meşhur hadiste kıyamet koparken elinde fidan bulunan kişinin onu dikmeye gücü yetiyorsa dikmesi öğretilir. Mümin sonucu Allah’a bırakır; kendisine düşen hayrı son ana kadar yapar.

Korku ile Ümit Arasında Doğru Denge

Kıyamet haberleri kalpte korku uyandırır; çünkü hesap, adalet ve dünyanın sonu gerçektir. Fakat bu korku insanı Allah’tan kaçıran değil, Allah’a döndüren bir korku olmalıdır. Rahmetten ümit kesmek büyük bir hatadır. Günahı ne kadar çok olursa olsun samimiyetle tövbe eden, kul hakkını ödeyen ve yönünü düzelten insan için Allah’ın rahmeti geniştir.

Sadece korku anlatan dil, hassas insanları ümitsizliğe sürükleyebilir. Sadece ümit anlatıp hesabı unutturan dil ise gevşeklik doğurabilir. Kur’an’ın terbiyesi ikisini dengeler: Allah’ın azabı ciddidir; rahmeti de her şeyi kuşatmıştır. Kıyamet alametinin gayesi panik nöbeti değil, uyanık bir kalptir.

Bir mümin güncel bir haberi görünce “Artık her şey bitti” demek yerine şöyle düşünür: “Rabbim bana bugün neyi düzeltme fırsatı verdi?” Namazı eksikse tamamlar, borcu varsa ödemeye niyet eder, kırdığı gönülden özür diler, haram kazancı bırakır, ailesine şefkat gösterir. Büyük hazırlık, küçük fakat sürekli doğruluklarla kurulur.

Sık Yapılan Yanlış Yorumlar

Bugün Başlanabilecek Kıyamet Hazırlığı

Kıyamete hazırlık olağanüstü bir sığınak kurmak veya sürekli felaket haberi toplamak değildir. En güvenli azık iman ve salih ameldir. Bugün uygulanabilecek adımlar son derece somuttur:

Resûlullah’a kıyametin ne zaman kopacağı sorulduğunda, bazı rivayetlerde soruyu sorana “Onun için ne hazırladın?” manasında karşılık verilmiştir. Bu soru bütün alamet tartışmalarının merkezidir. Çünkü kıyametin tarihi bizim sorumluluk alanımızda değildir; ona hangi iman ve amelle gideceğimiz ise bugün verdiğimiz kararlarla şekillenir.

Sonuç: Alametleri Saymaktan Önce Kendimizi Hesaba Çekmek

Kıyametin küçük alametleri, Resûlullah’ın haber verdiği ciddi ikazlardır. Onların bir bölümü gerçekleşmiş, bir bölümü tarih boyunca görülmüş ve artmış, bir bölümü ise henüz açık biçimde tamamlanmamıştır. Sahih rivayetler bize son peygamberin gönderilmesini, onun vefatını, Beytülmakdis’in fethini, ilmin azalmasını, cehaletin yayılmasını, emanetin zayi edilmesini, zinanın ve içkinin çoğalmasını, öldürmelerin artmasını, zamanın hızlanmasını, bina yarışını ve başka işaretleri haber verir.

Fakat hiçbir sahih rivayet bize sosyal medyada tarih belirleme, her haberi kıyamet senaryosuna çevirme veya insanları korkuyla yönetme yetkisi vermez. Kıyametin vakti Allah’ın ilmindedir. Bize verilen bilgi, takvim değil terbiyedir; sansasyon değil sorumluluktur; ümitsizlik değil hazırlıktır.

En doğru kıyamet şuuru şudur: Dünya sonsuz değildir, ölüm yakındır, hesap gerçektir, tövbe kapısı bugün açıktır. İnsan bütün alametlerin sırasını bilmese de dürüst bir imanla kurtuluşa yürüyebilir. Bütün listeleri ezberlediği hâlde namazı, adaleti ve kul hakkını terk eden ise alametlerin maksadını anlayamamış olur.

Dua

Allah’ım! Bizi görünen ve görünmeyen fitnelerin şerrinden koru. Kalplerimizi iman üzere sabit kıl; bize hakkı hak olarak gösterip ona uymayı, batılı batıl olarak gösterip ondan sakınmayı nasip et.

Allah’ım! Faydalı ilmimizi artır, cehaletten ve delilsiz konuşmaktan bizi muhafaza eyle. Emanetlerimizi hakkıyla taşımayı, işlerimizi ehliyet ve adaletle yapmayı, dilimizi yalandan ve fitneden korumayı nasip et.

Allah’ım! Ölüm gelmeden önce samimi tövbe, ölüm anında kelime-i tevhid, ölümden sonra rahmet ve kıyamet gününde emniyet ihsan eyle. Bizi Peygamber Efendimizin sancağı altında topla, Havz-ı Kevser’inden içir ve rızana ermiş kullarınla beraber cennetine kabul eyle. Âmin.

Başlıca Kaynaklar

Kaynak notu: Hadis numaraları kullanılan baskı ve dijital veri tabanına göre farklılaşabilir. Bu sebeple araştırma yapılırken hadis numarasının yanında kitap ve bölüm adı da kontrol edilmelidir.

İlgili Makaleler

Ana Sayfamızda, dua, zikir, tesbihat, Esmâü'l-Hüsnâ, Kur'an-ı Kerim mealleri ve daha birçok İslami içeriğe DuaSitesi.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.

Daha Fazla Dua ve Kur'an Tefekkürü İçin Ana Sayfa