Kibir Nedir? Sadece Büyüklük Taslamak mı?
Kibir, insanın iç dünyasında sessizce büyüyen ama etkisi çok derin olan bir hastalıktır. Çoğu zaman kibir denildiğinde akla sadece dışa vurulan bir büyüklük taslama hali gelir; oysa kibir bundan çok daha ince ve tehlikelidir. Aslında kibir, insanın kendini olduğundan büyük görmesi, hakkı kabul etmekte zorlanması ve başkalarını kendinden aşağı görmesidir. Bu yönüyle kibir sadece davranışlarda değil, düşüncede ve niyette de kendini gösterir.
Kibir Kalpte Başlar
İnsan bazen farkında bile olmadan kibre kapılabilir. Kibir sadece sözle ya da davranışla ortaya çıkmaz; çoğu zaman kalpte başlar. Kişi içten içe kendini başkalarıyla kıyaslar, kendini daha iyi, daha doğru, daha üstün görmeye başlar. Bu durum zamanla dışa yansır ve kişi farkında olmadan insanlara yukarıdan bakar hale gelir.
Amelde Kibir Olur mu?
Özellikle ibadet eden, dini hassasiyetleri olan bir insan için kibir daha da ince bir hal alır. Çünkü kişi yaptığı kullukla kendini değerli hissetmeye başlar ve bu değer hissi zamanla üstünlük duygusuna dönüşebilir. “Ben namaz kılıyorum”, “Ben haramlardan uzak duruyorum”, “Ben daha dikkatliyim” gibi düşünceler, eğer Allah’a şükür yerine nefse pay çıkarıyorsa, burada gizli bir kibirden söz edilebilir. İşte bu, amelde kibir dediğimiz durumdur ve çoğu zaman açık kibirden daha tehlikelidir.
Kibir İbadeti Nasıl Zedeler?
Kibirli insan, çoğu zaman kendini haklı görür. Nasihati zor kabul eder, eleştiriye kapalıdır ve içten içe kendini başkalarıyla kıyaslayarak üstünlük hissi yaşar. Bu hal, kişinin ibadetlerini bile zedeleyebilir. Çünkü ibadetin özü Allah’a yönelmek ve O’na teslim olmaktır. Oysa kibir, insanı Allah’a değil, kendi nefsine yaklaştırır. Kişi farkında olmadan ibadetini Allah için değil, kendi iç dünyasında bir “değer kazanma aracı” haline getirebilir.
İhlas Nedir? Kibri Kıran Güç
İşte tam bu noktada ihlas devreye girer. İhlas, yapılan her işi yalnızca Allah için yapmak, O’nun rızasını gözetmek ve amellerde hiçbir şekilde nefsin payını büyütmemektir. İhlaslı bir insan, yaptığı ibadeti kendine mal etmez. “Ben yaptım” demez; “Allah bana bunu nasip etti” der. Bu bakış açısı, kalpteki kibri kökünden sarsar. Çünkü kibir, “ben” ile beslenirken; ihlas, “Allah” ile güçlenir.
İhlaslı Bir Kulun Bakış Açısı
İhlas sahibi bir kul için ibadet, bir üstünlük vesilesi değil; bir lütuf ve nimettir. O kişi, başkalarına yukarıdan bakmak yerine kendini eksik görür. Günah işleyen birini gördüğünde onu küçümsemez; aksine “Ben de aynı hataya düşebilirdim” diye düşünür. Bu tevazu hali, ihlasın en güzel meyvesidir. Çünkü ihlas, insanı hem Allah’a yaklaştırır hem de insanlara karşı yumuşak ve merhametli kılar.
Kibir Nasıl Kırılır?
Kibri kırmanın en etkili yolu ihlastır. İnsan, amellerini ne kadar Allah’a has kılarsa, nefsin payı o kadar azalır. Nefsin payı azaldıkça da kibir tutunacak yer bulamaz. Çünkü kibir, görünmek, bilinmek ve takdir edilmek ister. İhlas ise tam tersine, bilinmese de olur anlayışını taşır. “Allah biliyor ya, bu bana yeter” diyebilen bir kalpte kibir barınamaz.
Kibir ve İhlas Arasındaki İnce Çizgi
Sonuç olarak kibir, sadece dışa yansıyan bir davranış değil; kalpte başlayan bir yöneliştir. Ve bu yönelişi düzeltmenin yolu ihlastan geçer. İnsan, dini sadece Allah’a has kılarak yaşadığında, hem ibadetlerinin ruhunu korur hem de kalbini kibirden arındırır. Çünkü hakiki kurtuluş, yapılan amellerde değil; o amellerin hangi kalple yapıldığındadır.
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım.” (A‘raf, 146)
İnsan bazen farkında bile olmadan kibre kapılabilir. Kibir sadece sözle ya da davranışla ortaya çıkmaz; çoğu zaman kalpte başlar. Kişi içten içe kendini başkalarıyla kıyaslar, kendini daha iyi, daha doğru, daha üstün görmeye başlar. Bu durum zamanla dışa yansır ve kişi farkında olmadan insanlara yukarıdan bakar hale gelir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Müslim)
Özellikle ibadet eden, dini hassasiyetleri olan bir insan için kibir daha da ince bir hal alır. Çünkü kişi yaptığı kullukla kendini değerli hissetmeye başlar ve bu değer hissi zamanla üstünlük duygusuna dönüşebilir. “Ben namaz kılıyorum”, “Ben haramlardan uzak duruyorum”, “Ben daha dikkatliyim” gibi düşünceler, eğer Allah’a şükür yerine nefse pay çıkarıyorsa, burada gizli bir kibirden söz edilebilir. İşte bu, amelde kibir dediğimiz durumdur ve çoğu zaman açık kibirden daha tehlikelidir.
“Onlar, yaptıklarıyla övünmeyi severler.” (Âl-i İmrân, 188)
“Vay o namaz kılanların haline ki, onlar namazlarında gafildirler.” (Mâûn, 4-5)
İşte tam bu noktada ihlas devreye girer. İhlas, yapılan her işi yalnızca Allah için yapmak, O’nun rızasını gözetmek ve amellerde hiçbir şekilde nefsin payını büyütmemektir. İhlaslı bir insan, yaptığı ibadeti kendine mal etmez. “Ben yaptım” demez; “Allah bana bunu nasip etti” der. Bu bakış açısı, kalpteki kibri kökünden sarsar. Çünkü kibir, “ben” ile beslenirken; ihlas, “Allah” ile güçlenir.
“Oysa onlar, dini yalnızca Allah’a has kılarak ibadet etmekle emrolunmuşlardı.” (Beyyine, 5)
İhlas sahibi bir kul için ibadet, bir üstünlük vesilesi değil; bir lütuf ve nimettir. O kişi, başkalarına yukarıdan bakmak yerine kendini eksik görür. Günah işleyen birini gördüğünde onu küçümsemez; aksine “Ben de aynı hataya düşebilirdim” diye düşünür. Bu tevazu hali, ihlasın en güzel meyvesidir. Çünkü ihlas, insanı hem Allah’a yaklaştırır hem de insanlara karşı yumuşak ve merhametli kılar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yükseltir.” (Müslim)
Kibri kırmanın en etkili yolu ihlastır. İnsan, amellerini ne kadar Allah’a has kılarsa, nefsin payı o kadar azalır. Nefsin payı azaldıkça da kibir tutunacak yer bulamaz. Çünkü kibir, görünmek, bilinmek ve takdir edilmek ister. İhlas ise tam tersine, bilinmese de olur anlayışını taşır. “Allah biliyor ya, bu bana yeter” diyebilen bir kalpte kibir barınamaz.
“Şüphesiz Allah, kalplerin özünü bilir.” (Mülk, 13)
Sonuç olarak kibir, sadece dışa yansıyan bir davranış değil; kalpte başlayan bir yöneliştir. Ve bu yönelişi düzeltmenin yolu ihlastan geçer. İnsan, dini sadece Allah’a has kılarak yaşadığında, hem ibadetlerinin ruhunu korur hem de kalbini kibirden arındırır. Çünkü hakiki kurtuluş, yapılan amellerde değil; o amellerin hangi kalple yapıldığındadır.
Ayrıca riya nedir? tevazu, niyet ve ucb nedir? hakkında ki yazımızı okuyabilirsiniz.
Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .