Kader Değişir mi? Dua, Sadaka ve Tövbe Kaderi Değiştirebilir mi?
“Her şey önceden yazılmışsa neden dua ediyoruz? Başımıza gelecek bir bela kesinleşmişse sadaka onu nasıl önleyebilir? Allah ne yapacağımızı zaten biliyorsa tövbe gerçekten geleceğimizi değiştirebilir mi?” Kader konusu, yalnız aklın değil ümit ve korkularımızın da merkezine dokunur. İslâm’ın cevabı iki hakikati birlikte korur: Allah’ın ezelî bilgisi değişmez ve yanılmaz; buna karşılık dua, sadaka, tövbe, tedbir ve insanın tercihleri hayatın sonucunda gerçek etkileri bulunan sebeplerdir. Bunlar kaderin karşısında değil, kaderin içindedir.
“Kader Değişir mi?” Sorusunda Hangi Kaderi Kastediyoruz?
Kader, Allah’ın olmuş ve olacak her şeyi sınırsız ilmiyle bilmesi; varlıkları bir ölçü, düzen ve hikmet içinde takdir etmesidir. Kazâ ise takdir edilen şeyin zamanı geldiğinde yaratılıp gerçekleşmesi şeklinde açıklanır. Fakat günlük dilde “kader” dediğimizde bazen Allah’ın ezelî ilmini, bazen başımıza gelen olayı, bazen de henüz gerçekleşmemiş ihtimalleri kastediyoruz. Karışıklık buradan doğuyor.
Allah’ın ezelî ilminde bir eksiklik, unutma veya sonradan öğrenme düşünülemez. Allah kulun dua edip etmeyeceğini, sadaka verip vermeyeceğini, tövbe edip yönünü değiştirip değiştirmeyeceğini ve bütün bunların ardından hangi sonucun yaratılacağını bilir. Bu anlamda Allah’ın bilgisi değişmez.
Fakat insanın yaşadığı dünyada şartlar ve sonuçlar değişir. Hasta tedavi olur ve iyileşir; insan tehlikeden korunmak için önlem alır; günahkâr tövbe edip salih bir hayata başlar; bir toplum kendisini düzelttiğinde nimeti artabilir. Allah bütün bu değişimleri, onları meydana getiren sebeplerle beraber ezelden bilir.
Meselenin anahtarı: Dua ederek Allah’ın bilmediği yeni bir ihtimal meydana getirmeyiz. Allah, dua edeceğimizi ve duamız sebebiyle yaratacağı sonucu zaten bilir. Bizim açımızdan sonuç değişir; Allah’ın ezelî ilminde ise sonradan oluşan bir bilgi değişikliği bulunmaz.
Risale-i Nur’daki “İlim Malûma Tâbidir” Ölçüsü
Bediüzzaman Said Nursî, kaderin insanı zorlamadığını anlatırken çok önemli bir ölçü verir:
“Malûm”, bilinen şey demektir. Allah’ın bilgisi olayın sebebi olan bir baskı değildir. Kul, Allah bildiği için dua etmez veya günah işlemez; kul kendi iradesiyle ne yapacaksa Allah onu olduğu şekliyle bilir. Yazılmış olması kişiyi seçime zorlayan bir emir değil, Allah’ın kuşatıcı bilgisinin kaydıdır.
Bir insan “Kaderimde dua etmek varsa ederim” diyerek bekleyemez. Çünkü kader defteri önüne açılmış değildir. Önünde yalnız bugünkü iradesi, sorumluluğu ve Allah’ın açık emri vardır. Acıkınca yemek, hastalanınca doktora gitmek nasıl iradeli bir tercihse, sıkıntı karşısında dua etmek ve hatadan sonra tövbe etmek de gerçek tercihlerdir.
Ra‘d Suresindeki “Allah Dilediğini Siler” Ayeti Ne Anlatır?
Kaderin değişmesi konuşulurken en çok zikredilen ayetlerden biri şudur:
Ayette hem silme ve sabit bırakma hem de “ana kitap” birlikte anılır. Müfessirler ayetin kapsamı hakkında farklı açıklamalar yapmıştır. Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde ana kitap, Allah’ın ezelî ilmi olarak açıklanır. Değişecek ve değişmeyecek her şeyin bu ilimde zaten mevcut olduğu belirtilir.
Dolayısıyla ayeti “Allah önce bir şey bilmiyordu, sonra kararını değiştirdi” şeklinde anlamak mümkün değildir. Silme ve sabit bırakma; yaratılmışlar dünyasındaki hükümler, meleklerin kayıtları, şartlara bağlanmış sonuçlar veya Allah’ın dilediği diğer tasarruflar hakkında düşünülebilir. Bütün ihtimallerin ve gerçekleşecek sonucun bilgisi ise Allah’ın katındadır.
Muallak Kader ve Mübrem Kader Ne Demektir?
Bazı İslâm âlimleri konuyu anlatmak için kazâ-i muallak ve kazâ-i mübrem ifadelerini kullanmıştır. Bunlar Kur’an’da bu terimlerle kurulmuş iki ayrı kader kitabı değil, değişim meselesini açıklamaya yarayan ilmî kavramlardır.
- Muallak, yani şarta bağlı takdir: Bir sonucun dua, sadaka, sıla-i rahim, tedavi, çalışma veya başka bir sebebe bağlanmasıdır. “Kul dua ederse şu sıkıntı kaldırılır; etmezse şu sonuç meydana gelir” şeklindeki şartlı düzen buna örnek verilir.
- Mübrem, yani kesinleşmiş takdir: Gerçekleşmesi kesin olan ve yaratılmışların kayıtlarında bir şarta bağlı görünmeyen hüküm için kullanılan ifadedir.
Bu ayrım, Allah’ın ilminde biri belirsiz iki gelecek bulunduğunu göstermez. Allah şartı da kulun tercihini de gerçekleşecek sonucu da bilir. Şarta bağlılık bizim yaşadığımız sebepler düzenindedir; belirsizlik bizim bilgimizdedir.
Duanın Kendisi de Yazılıysa İnsan Gerçekten Özgür müdür?
“Dua etmem kaderimde varsa zaten ederim; yoksa edemem” düşüncesi, Allah’ın bilmesiyle insanın seçmesini birbirine karıştırır. İnsan dua etmeye karar verirken Levh-i Mahfûz’u görmez ve oradaki bir cümle tarafından sürüklenmez. İhtiyacını hisseder, Allah’ın çağrısını hatırlar ve dua etmeyi seçer. Tercihin Allah tarafından önceden bilinmesi, onun insan tarafından özgürce yapılmadığı anlamına gelmez.
Allah yalnız sonucu değil, sonuca götüren yolu da bilir. Bir hastanın hangi gün doktora gideceğini, hangi ilacı kullanacağını ve tedavinin ne sonuç vereceğini bilmesi; doktoru, ilacı ve hastanın kararını gereksiz kılmaz. Bunların tamamı sonucun sebepleridir. Elbette insan bilgisine dayanan hiçbir örnek Allah’ın ezelî ilmini tam anlatamaz; fakat bilgi ile zorlama arasındaki farkı görmemize yardım eder.
Şarta bağlı bir takdiri şöyle düşünebiliriz: Kul dua edip tedbir alırsa bir sonuç, bunları terk ederse başka bir sonuç yaratılacaktır. İnsan hangi yolu seçeceğini önceden bilmez; bu yüzden doğru yolu seçmekle sorumludur. Allah ise iki ihtimali de, kulun gerçekten seçeceği yolu da ve yaratacağı nihai sonucu da bilir. İnsanın bilgisi yol ayrımında başlar; Allah’ın ilmi ise zamanın bütününü kuşatır.
Bu nedenle “Dua da kaderde” cümlesi duayı değersizleştirmez. Tam tersine Allah’ın bazı nimetleri duaya, bazı şifaları tedaviye ve bazı kazançları çalışmaya bağladığını anlatır. Sebebi terk eden kişi, sonucun kendisine gelmesini kader adına bekleyemez.
Dua Kaderi Değiştirebilir mi?
Hz. Peygamberden nakledilen ve Tirmizî’nin “hasen garîb” olarak değerlendirdiği rivayette, “Kazâyı ancak dua geri çevirir” buyurulur. Bu hadis, duayı kaderden bağımsız ve Allah’ın hükmünü zorlayan bir güç hâline getirmez. Aksine Allah’ın duayı bazı sıkıntıların giderilmesine sebep kıldığını bildirir.
Nasıl su içmek susuzluğun giderilmesine, ilaç kullanmak şifaya ve çalışmak rızka vesile oluyorsa dua da Allah’ın öğrettiği mânevî sebeplerden biridir. Suyu, ilacı ve sonucu yaratan Allah olduğu gibi duayı işiten ve onun ardından karşılığı yaratan da Allah’tır. “Dua kaderi değiştirir” sözü, kulun yaşadığı neticede dua sebebiyle bir değişim meydana gelebileceği anlamında doğrudur. “Dua Allah’ın ezelî bilgisini değiştirir” anlamında ise doğru değildir.
Bakara Suresinde Allah, kullarına yakın olduğunu ve dua edenin duasına karşılık verdiğini bildirir. Bu ilâhî vaat, duanın gerçek bir karşılığı bulunduğunu gösterir. Ancak “karşılık vermek”, kulun istediği şeyi istediği zamanda ve istediği biçimde vermeye mecbur olmak demek değildir.
Dua Edildiği Hâlde Sonuç Neden Değişmeyebilir?
Dua bir kumanda düğmesi değil, kulun Rabbiyle kurduğu kulluk ilişkisidir. İnsan istediği şeyin bütün sonuçlarını bilemez. Çok arzuladığı bir iş, evlilik veya kazanç hakkında hayır gördüğü hâlde onda büyük bir zarar bulunabilir. Allah duayı aynen verebilir, daha uygun bir zamana bırakabilir, ona denk bir kötülüğü uzaklaştırabilir veya âhiret için karşılık hazırlayabilir.
Hz. Peygamber, günah veya akrabalık bağını koparma isteği taşımayan duanın karşılıksız bırakılmayacağını; isteğin verilebileceğini yahut ona denk bir kötülüğün uzaklaştırılabileceğini bildirmiştir. Başka sahih rivayette de “Dua ettim fakat kabul edilmedi” diyerek acele edip duayı bırakmak yasaklanmıştır.
Bediüzzaman’ın “Dua bir sırr-ı ubudiyettir” sözü burada yol gösterir. Dua yalnız netice almak için yapılan bir işlem değildir. Kul aczini bilir, ihtiyacını Allah’a arz eder, elinden geleni yapar ve neticeyi Rabbinin hikmetine bırakır. Duanın ibadet oluşu, dünyevî istek aynen gerçekleşmese de duanın değersiz kalmadığını gösterir.
Dua Etmek Sebepleri Terk Etmek midir?
Hayır. Dua, yapılması gereken işi Allah’a havale edip hareketsiz beklemek değildir. Hastanın hem dua edip hem tedavi olması, borçlunun hem Allah’tan kolaylık isteyip hem ödeme planı yapması, sınava hazırlanan öğrencinin hem dua edip hem çalışması gerekir. Emniyet kemerini takmadan “Allah korur” demek tevekkül değil, ihmaldir.
Çaba göstermek bazen “fiilî dua” olarak adlandırılır. Çiftçinin tohumu ekmesi, sulaması ve ürünü koruması; istediği mahsul için davranışıyla yaptığı bir duadır. Sözlü dua kalbin yönelişini, fiilî dua ise insanın sorumluluk alanındaki gayretini gösterir. İkisi birlikte olduğunda kul sebebe sarılır fakat sonucu sebepten değil Allah’tan bilir.
Yanlış kader anlayışı: “Ne yazıldıysa olur” diyerek tedbiri bırakmaktır. Doğru tevekkül: Meşru sebeplere gücü ölçüsünde sarılmak, dua etmek ve elinden gelmeyen sonucu Allah’a teslim etmektir.
Sadaka Kaderi ve Belayı Değiştirebilir mi?
Sadaka da Allah’ın rahmetine, mağfiretine ve bereketine vesile olan salih amellerdendir. Yoksulun ihtiyacını giderir, açlığı önler, borçluyu rahatlatır ve toplumdaki merhamet bağlarını kuvvetlendirir. Böylece sadakanın gözle görülen sonuçları bile bazı sıkıntıların ortaya çıkmasını engelleyebilir.
Hz. Peygamber, sadakanın malı eksiltmeyeceğini bildirmiştir. Bu söz matematik hesabını inkâr etmez; Allah’ın sadaka sebebiyle mala bereket vermesi, başka zararları önlemesi veya âhirette daha büyük karşılık hazırlaması gibi geniş bir anlam taşır. Sadaka, Allah’ın dilemesiyle belanın uzaklaşmasına da vesile olabilir. Ancak bu, “Şu kadar para verirsem başıma hiçbir kötülük gelemez” biçiminde bir garanti sözleşmesi değildir.
İnternette “Sadaka kesin olarak şu kadar çeşit belayı önler” şeklinde sabit sayılarla aktarılan sözler vardır. Bu lafızların ve sayıların hadis değeri konusunda farklı değerlendirmeler bulunduğundan, kaynağı ve sıhhati açıklanmadan kesin Peygamber sözü gibi paylaşılmamalıdır. Sağlam ölçü şudur: Sadaka büyük bir ibadettir ve Allah onu hayra vesile kılabilir; fakat hangi belanın hangi sadaka sebebiyle kaldırıldığını gayb bilgisi olmadan kesinleştiremeyiz.
Sadaka, kaderi satın alma yöntemi de değildir. İnsan yalnız korktuğunda bir miktar verip Allah’ı kendi istediği sonuca mecbur bırakamaz. Sadaka Allah rızası için, temiz kazançtan, muhtacı incitmeden ve mümkünse gizlice verilmelidir. Neticesi Allah’ın hikmetine bırakılır.
Tövbe Kaderi Değiştirir mi?
Tövbe insanın mânevî yönünü ve âhiret sonucunu değiştiren en büyük dönüşlerden biridir. Günah işleyen kişi hatasına mahkûm değildir. Günahı bırakır, pişman olur, yeniden işlememeye samimiyetle karar verir ve varsa kul hakkını giderirse Allah’ın mağfiretine yönelmiş olur.
Furkân Suresi, tövbe edip imanını salih amelle doğrulayanların kötülüklerinin iyiliklere çevrileceğini bildirir. Burada geçmişteki olay yaşanmamış hâle gelmez; fakat günahın kul üzerindeki hükmü, tövbe ve ilâhî rahmetle değişir. Dün isyan yolunda bulunan insan bugün Allah’a yönelen, bozduğunu düzelten ve iyilik üreten biri olabilir.
Yûnus kavmi bu konuda çarpıcı bir toplumsal örnektir. Kur’an, onlar iman edince dünya hayatındaki zillet azabının üzerlerinden kaldırıldığını ve kendilerine bir süre daha yaşama imkânı verildiğini bildirir. Demek iman ve tövbe, gelmekte olan bir azabın kaldırılmasına gerçek bir sebep olabilir.
Nûh Peygamber de kavmine Rablerinden bağışlanma dilemelerini söylemiş; bunun yağmur, mal, evlat, bahçeler ve ırmaklar gibi nimetlere vesile olacağını bildirmiştir. Tövbe yalnız geçmişi temizleyen bir pişmanlık değil, gelecekteki davranışları ve bazı dünyevî sonuçları dönüştüren yeni bir yöneliştir.
Tövbe Allah’ın Hakkımızdaki Bilgisini mi Değiştirir?
Hayır. Allah kişinin önce günah işleyeceğini, sonra gerçekten tövbe edip etmeyeceğini bilir. Fakat Allah’ın bilmesi tövbeyi göstermelik yapmaz. Tövbe eden yine kuldur; pişmanlık, vazgeçiş ve düzeltme onun iradesiyle gerçekleşir. Allah’ın bu dönüşü önceden bilmesi, kulun seçimini ortadan kaldırmaz.
Bir insanın amel defterindeki yön değişmiştir: Günaha devam eden kişi olmaktan çıkıp tövbe eden kişi hâline gelmiştir. İlâhî hükmün kişiye yönelik sonucu da onun yeni hâline göre farklılaşır. Bu, Allah’ın kararında bilgisizlikten doğan bir değişiklik değil; Allah’ın tövbe edene bağışlanma vadetmesinin gerçekleşmesidir.
Zümer Suresindeki “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” çağrısı, hiçbir insanın geçmişini kader diye mutlaklaştırmaması gerektiğini gösterir. “Benim kaderim kötü, artık düzelemem” sözü kader inancı değil, ümitsizliktir. Ölüm gelmeden önce yönünü değiştirme, tövbe etme ve yeni bir hayat kurma imkânı vardır.
İnsan Kendini Değiştirince Hayatı da Değişir mi?
Kur’an, “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez” buyurur. Ayet kaderi hareketsizlik bahanesi yapan anlayışı reddeder. İnsan düşüncesini, ahlâkını, alışkanlıklarını ve davranışlarını düzeltmekle sorumludur. Allah da dilerse bu değişimin ardından toplumun şartlarını değiştirir.
Bu ayet “İnsan istediği her şeyi yalnız düşünce gücüyle yaratır” anlamına gelmez. İnsanın iradesi gerçek fakat sınırlıdır. Hastalık, afet, başkasının tercihi ve ölüm gibi kontrol edemediği alanlar vardır. Yine de dürüstlük, çalışma, tövbe, yardım isteme, tedavi ve zulme karşı meşru mücadele insanın sorumluluk alanındadır.
Kader, insanı olayların pasif seyircisi yapmaz. Bazı şeyleri seçemeyiz; fakat seçemediğimiz şartlar içinde nasıl davranacağımızı büyük ölçüde seçeriz. Dua, sadaka ve tövbe de bu gerçek tercih alanının parçalarıdır.
Dua veya İyilik Ömrü Uzatır mı?
Sahih hadislerde sıla-i rahim yapan, yani akrabalık bağlarını koruyan kimsenin rızkının genişletileceği ve ömrünün uzatılacağı bildirilir. Buna karşılık Kur’an, her canlının ömrünün uzun veya kısa oluşunun kitapta bulunduğunu ve ecel geldiğinde öne ya da geriye alınmayacağını öğretir.
Âlimler bu ifadeleri farklı fakat birbirini dışlamayan şekillerde açıklamıştır. Ömrün uzaması, meleklerin bildiği şarta bağlı kayıtta gerçek bir artış olabilir; Allah ise kişinin sıla-i rahim yapacağını ve sonuçta yaşayacağı gerçek ömrü ezelden bilir. Bir başka açıklamaya göre uzama, ömrün bereketlenmesi; kısa zamanda çok hayır yapılması ve kişinin güzel eserlerle anılmaya devam etmesidir.
Her iki açıklamada da Allah’ın ezelî ilminde değişiklik yoktur. Hiç kimse Allah’ın bildiği gerçek eceli aşmaz. Dua ve iyilik, o gerçek ömrün hangi sebeplerle ve nasıl yaşanacağının içinde yer alır. Bu sebeple “Nasıl olsa ecel değişmez” diyerek sağlığı korumamak, tedaviyi terk etmek veya tehlikeye atılmak dinen doğru değildir.
Başımıza Gelen Her Şeyi Değiştirebilir miyiz?
Hayır. Dua eden kul Allah’a hükmetmez; kulluğunu arz eder. Bazı musibetler dua ve tedbire rağmen gerçekleşebilir. Sevilen biri vefat edebilir, tedavi beklenen sonucu vermeyebilir, istenen evlilik veya iş nasip olmayabilir. Bu durum duanın değersiz veya Allah’ın kuluna uzak olduğu anlamına gelmez.
Hadîd Suresi, başımıza gelen musibetlerin yaratılmadan önce bir kitapta bulunduğunu bildirir; ardından bunun kaybettiklerimiz yüzünden ölçüsüz biçimde yıkılmamamız ve verilen nimetlerle şımarmamamız için olduğunu açıklar. Kader inancı, çabadan önce tembellik mazereti değil; elden gelen yapıldıktan sonra kalbe dayanma gücü veren bir teslimiyettir.
Mümin önce dua eder, araştırır, istişare eder ve tedbir alır. Netice istediği gibi olursa şükreder; olmazsa hatasını gözden geçirir, gerekiyorsa yeni bir yol dener ve sonunda Allah’ın hikmetine güvenir. Teslimiyet hiçbir şey yapmamak değil, yapılanlardan sonra sonucu ilâhlaştırmamaktır.
Dua, Sadaka ve Tövbe Nasıl Birlikte Yaşanmalı?
- Dua edin: İsteğinizi açık ve samimi biçimde Allah’a arz edin. Günah veya başkasına zarar içeren bir şeyi istemeyin. Kabul için acele edip ümitsizliğe düşmeyin.
- Sebeplere sarılın: Sağlıkta doktora, borçta gerçekçi plana, aile sorununda dürüst konuşmaya ve gerektiğinde uzman desteğine başvurun. Dua sorumluluğun yerine geçmez.
- Sadaka verin: Gücünüz ölçüsünde, helâl kazançtan ve Allah rızası için verin. Muhtacı incitmeyin; sadakayı başınıza hiçbir şey gelmeyeceğine dair garanti gibi görmeyin.
- Tövbe edin: Günahı bırakın, pişman olun, dönmemeye karar verin ve kul hakkını giderin. Sadece dille istiğfar edip aynı haksızlığı planlı biçimde sürdürmeyin.
- Neticeyi Allah’a bırakın: Duanın kabul şeklini yalnız kendi istediğiniz sonuçla sınırlamayın. Allah’ın verdiğini de vermediğini de hikmet ve âhiret boyutuyla değerlendirin.
Sık Sorulan Sorular
Her şey yazılıysa dua etmenin ne anlamı var?
Çünkü duanız da yazılan kaderin içindedir. Allah, hangi kulun dua edeceğini ve o dua sebebiyle hangi sonucu yaratacağını bilir. Açlığı gidermek için yemek nasıl kader içindeki bir sebepse, sıkıntının giderilmesi için dua da bir sebeptir.
Dua kesinleşmiş bir belayı mutlaka önler mi?
Böyle bir garanti verilemez. Allah dilerse dua sebebiyle belayı kaldırır, hafifletir, kuldan başka bir kötülüğü uzaklaştırır veya duanın karşılığını âhirete bırakır. Kul dua ederken tedbiri de terk etmez.
Sadaka verdikten sonra başıma kötü bir olay gelirse sadakam kabul olmadı mı?
Hayır. Sadakanın kabulünü yalnız dünyada hiç sıkıntı yaşamamakla ölçemeyiz. Sadaka ibadettir; sevabı âhirette verilebilir, bilmediğimiz bir zarara engel olabilir veya yaşanan imtihanın içinde berekete vesile olabilir.
Aynı günaha yeniden düşen kişinin tövbesi boşa mı gider?
Kişi tövbe ettiği anda samimiyse, daha sonra zayıflayıp yeniden günah işlemesi önceki tövbeyi otomatik olarak oyun hâline getirmez. Yeniden günah işlediğinde tekrar tövbe etmeli ve günaha götüren sebepleri değiştirmelidir. Baştan “Nasıl olsa yine yaparım” diye planlanan tövbe ise samimi değildir.
Dua ederek başka bir insanın kararını değiştirebilir miyiz?
Allah’tan gönülleri hayra yöneltmesini isteyebiliriz; fakat duayı bir başkasının iradesini ele geçiren büyü gibi düşünemeyiz. Özellikle evlilik ve sevgi konusunda kişinin rızası, ahlâkı ve gerçek şartlar gözetilmelidir. Dua, zorlamanın dinî adı değildir.
“Kaderimi değiştireceğim” demek doğru mudur?
Kişi bununla kötü alışkanlıklarını bırakmayı, daha doğru tercihler yapmayı ve hayatının gidişini değiştirmeyi kastediyorsa anlaşılabilir bir sözdür. Fakat Allah’ın ezelî bilgisinin dışına çıkacağını kastediyorsa doğru değildir. İnsan gayret eder; değişimi ve sonucu yaratan Allah’tır.
Kader Ümitsizlik Değil, Dua ve Sorumluluk Çağrısıdır
Kader inancı insana “Elinden hiçbir şey gelmez” demez. Tam tersine, hangi sonucun yazıldığını bilmediğin için doğru olanı seç, dua et, sadaka ver, tövbe et, tedbir al ve çalış der. Sonucu görememek sorumluluğu kaldırmaz; gaybın kapalı oluşu imtihanı mümkün kılar.
Dua bazı sıkıntıların kaldırılmasına, sadaka rahmet ve berekete, tövbe ise günahın bağışlanmasına ve hayatın yön değiştirmesine vesile olabilir. Fakat bunların hiçbiri Allah’ın ezelî bilgisini şaşırtan veya hükmünü zorlayan bağımsız güçler değildir. Sebebi de sonucu da yaratan Allah’tır.
Mümin geçmişini “kaderim böyleymiş” diyerek savunmaz, geleceğini de “nasıl olsa yazılmış” diyerek terk etmez. Bugün kendisine açılan dua, iyilik ve tövbe kapısından girer. Sonra şu güvenle Rabbine dayanır: Ben kaderimi bilmiyorum; fakat Rabbimin emrini, rahmetini ve bana düşen sorumluluğu biliyorum.
Kaynaklar
- Kur’an-ı Kerim: Bakara Suresi, yüz seksen altıncı ayet; Yûnus Suresi, doksan sekizinci ayet; Ra‘d Suresi, on birinci ve otuz dokuzuncu ayetler; Furkân Suresi, yetmişinci ve yetmiş birinci ayetler; Fâtır Suresi, on birinci ayet; Zümer Suresi, elli üçüncü ve elli dördüncü ayetler; Hadîd Suresi, yirmi ikinci ve yirmi üçüncü ayetler; Nûh Suresi, onuncu ila on ikinci ayetler.
- Buhârî, Deavât ve Edeb bölümleri.
- Müslim, Zikir, Dua, Tövbe ve Birr bölümleri.
- Tirmizî, Kader ve Deavât bölümleri.
- Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, “Dua-Kader İlişkisi Nedir?” açıklaması.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Meali ve Tefsiri.
- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Kader” ve “Levh-i Mahfûz” maddeleri.
- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz ve Yirmi Altıncı Söz.
İlgili Makaleler
- Allah Her Şeyi Biliyorsa Neden İmtihan Ediliyoruz?
- Dua Nedir? Kabulünün Şartları
- Günah İşledikten Sonra Okunacak Dua ve Tövbe Namazı
- Kur’an-ı Kerim’de Dua ile İlgili Ayetler
- Peygamber Efendimizin Dua Hakkındaki Hadisleri
Ana Sayfamızda, dua, zikir, tesbihat, Esmâü'l-Hüsnâ, Kur'an-ı Kerim mealleri ve daha birçok İslami içeriğe DuaSitesi.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.