Hizbü’l-Kebîr ve Ebu’l-Hasan eş-Şâzelî (k.s.) Hakkında

Ebu’l-Hasan eş-Şâzelî (rahmetullahi aleyh), hicrî 7. asırda yaşamış; İslam tasavvuf tarihinde derin izler bırakmış büyük bir veli, âlim ve mürşid-i kâmildir. Kuzey Afrika’da yetişmiş, ilim ve irfan yolculuğunda Endülüs’ten Tunus’a, oradan Mısır’a kadar uzanan bir irşad çizgisi oluşturmuştur. Kendisine nispet edilen Şâzeliyye yolu; Kur’an ve Sünnet merkezli, dünyadan kopmadan fakat kalbi Allah’a bağlayarak yaşama anlayışıyla tanınır.

Bu yol; zühdü gösterişe dönüştürmeyen, tevhidi lafızda değil hâlde yaşayan, duayı bir sığınak ve bilinç hâli olarak gören bir çizgidir. Ebu’l-Hasan eş-Şâzelî’nin irşadındaki temel maksat; kulun kalbini dağınıklıktan toparlayıp, Rabbine yönelişini sağlamlaştırmaktır.

Hizbü’l-Kebîr Nedir?

Hizbü’l-Kebîr, Ebu’l-Hasan eş-Şâzelî’ye nispet edilen en meşhur ve en kapsamlı dua ve zikir metinlerinden biridir. “Hizb” kelimesi, belli bir tertip ve bütünlük içinde okunan dua ve ayetler mecmuası anlamına gelir. “Kebîr” ifadesi ise bu hizbin hem uzunluğuna hem de mana derinliğine işaret eder.

Bu eser; Kur’an ayetleri, Esmâ-i Hüsnâ, tevhid vurgusu ve kulun aczini itiraf eden yakarışlar üzerine kuruludur. Hizbü’l-Kebîr, yalnızca bir metin değil; kulun Rabbine yönelişini disipline eden bir dua yolculuğudur.

Bu Eserde Ne Anlatılır?

Hizbü’l-Kebîr’in ana omurgası üç temel hakikat etrafında şekillenir:

1) Tevhid: Allah’ın birliği, mutlak kudreti, her şeyi kuşatan ilmi ve rahmeti sürekli vurgulanır. Kul, kalbini sebeplerin dağıtıcılığından çekip alarak doğrudan Allah’a yönelir.

2) Acz ve İltica: İnsan; bilgisinin, gücünün ve iradesinin sınırlı olduğunu kabul eder. Bu kabul bir zillet değil; hakiki kulluğun kapısıdır. Metin boyunca kul, Rabbi karşısındaki muhtaçlığını samimiyetle dile getirir.

3) Korunma ve Teslimiyet: Şerlerden, gafletten, nefsin tuzaklarından Allah’a sığınma vardır. Hizb; kalbi manevî bir muhafaza altına alma niyetiyle okunur ve kulun teslimiyet bilincini güçlendirir.

Nasıl Okunmalıdır?

Bu metin; aceleyle değil, mümkünse düzenli zamanlarda, sakin bir kalple ve anlamı düşünülerek okunması için tertip edilmiştir. Hizbü’l-Kebîr, sadece “isteklerin sıralandığı” bir dua değildir; kalbi hizaya getiren, imanı derinleştiren, kul ile Rabbi arasındaki bağı kuvvetlendiren bir münâcattır.

Not: Bu sayfada yer alan metinler, aslına sadık kalınarak sunulmakta; anlam kolaylığı için Türkçe açıklamalar eklenmektedir. Dua ve zikirler, Kur’an ve sahih İslam geleneği çerçevesinde ele alınmaktadır.

Hizbü’l-Kebîr (Başlangıç Bölümü) – Arapça Metin ve Türkçe Meali

Arapça: بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Türkçe: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Arapça: صَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ وَسَلَّمَ تَسْلِيمًا كَثِيرًا إِلَى يَوْمِ الدِّينِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.

Türkçe: Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e, onun tertemiz ve pak âline ve bütün hayırlı, seçkin ashabına salât ve selâm eyle. Din gününe kadar çokça selâm olsun. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.


Arapça (Kur’an): وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ ۖ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَىٰ نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ ۖ أَنَّهُ مَنۡ عَمِلَ مِنكُمْ سُوٓءًۢا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Türkçe: Ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde de ki: “Selâm size!” Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazmıştır. Sizden kim bir kötülüğü bilgisizlikle işler, sonra ardından tevbe eder ve hâlini düzeltirse şüphesiz O çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

Arapça (Kur’an): بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ ۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Türkçe: O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Eşi olmadığı hâlde O’nun nasıl çocuğu olabilir? O, her şeyi yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilendir.

Arapça (Kur’an): ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ

Türkçe: İşte Rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilâh yoktur. Her şeyin yaratıcısı O’dur; öyleyse yalnız O’na kulluk edin. O, her şeye vekildir.

Arapça (Kur’an): لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ ۖ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

Türkçe: Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O Latîf’tir, her şeyden haberdardır.


Arapça (Kur’an): طٰهٰ

Türkçe: Tâ-Hâ.

Arapça (Kur’an): مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَىٰ

Türkçe: Biz bu Kur’an’ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.

Arapça (Kur’an): إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَىٰ

Türkçe: Ancak Allah’tan korkanlar için bir öğüt olarak (indirdik).

Arapça (Kur’an): تَنْزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَىٰ

Türkçe: (Bu) yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilen bir vahiydir.

Arapça (Kur’an): الرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَىٰ

Türkçe: Rahmân, Arş’a istivâ etmiştir.

Arapça (Kur’an): لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَىٰ

Türkçe: Göklerde, yerde, ikisi arasında olanlar ve toprağın altında bulunanlar O’nundur.

Arapça (Kur’an): وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَىٰ

Türkçe: Sözü açıktan da söylesen, şüphesiz O, gizliyi ve daha gizlisini bilir.

Arapça (Kur’an): اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ

Türkçe: Allah’tır; O’ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur.


Arapça (Dua): اَللّٰهُمَّ إِنَّكَ تَعْلَمُ أَنِّي بِالْجَهَالَةِ مَعْرُوفٌ، وَأَنْتَ بِالْعِلْمِ مَوْصُوفٌ، وَقَدْ وَسِعَ كُلُّ شَيْءٍ مِنْ جَهَالَتِي بِعِلْمِكَ، فَوَسِّعْ ذٰلِكَ بِرَحْمَتِكَ كَمَا وَسِعَتْ رَحْمَتُكَ كُلَّ شَيْءٍ.

Türkçe: Allah’ım! Sen bilirsin ki ben cehaletimle (kusurumla) tanınan bir kulum; Sen ise ilminle vasıflısın. Benim cehaletimden (doğacak her şeyi) ilmin kuşatmıştır. Öyleyse bunu rahmetinle genişlet; çünkü Senin rahmetin her şeyi kuşatmıştır.

Hizbü’l-Kebîr – Devamı (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: بِعِلْمِكَ وَاغْفِرْ لِي إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، يَا اللَّهُ يَا مَالِكُ يَا وَهَّابُ

Türkçe: İlminle (beni kuşat) ve beni bağışla. Şüphesiz Sen her şeye gücü yetensin. Ey Allah’ım! Ey Mâlik! Ey Vehhâb!

Arapça: هَبْ لَنَا مِنْ نِعَمِكَ مَا عَلِمْتَ لَنَا فِيهِ رِضَاكَ، وَأَكْسِنَا كِسْوَةً تَقِينَا بِهَا مِنَ الْفِتَنِ فِي جَمِيعِ عَطَايَاكَ، وَقَدِّسْنَا بِهَا عَنْ كُلِّ وَصْفٍ يُوجِبُ نَقْصًا

Türkçe: Bize, Senin rızanın bulunduğunu bildiğin nimetlerinden ihsan eyle. Bizi, bütün ihsanların içinde fitnelerden koruyacak bir örtüyle giydir. Bizi, her türlü noksanlık ifade eden sıfatlardan arındır.

Arapça: مِمَّا اسْتَأْثَرْتَ بِهِ فِي عِلْمِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ، يَا اللَّهُ يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ

Türkçe: Senin ilminde yalnız Kendine mahsus kıldığın (hakikatler) hürmetine… Ey Allah! Ey Aliy! Ey Azîm!

Arapça: يَا كَبِيرُ نَسْأَلُكَ الْفَقْرَ مِمَّا سِوَاكَ، وَالْغِنَىٰ بِكَ حَتَّىٰ لَا نَشْهَدَ إِلَّا إِيَّاكَ

Türkçe: Ey Kebîr! Senden başkasına karşı fakir olmayı, yalnız Sana karşı zengin olmayı isteriz. Öyle ki, Senden başkasını görmez hâle gelelim.

Arapça: وَتَلَطَّفْ بِنَا فِيمَا لَطُفْتَ بِهِ لِمَنْ وَالَاكَ، وَاكْسِنَا جَلَابِيبَ الْعِصْمَةِ فِي الْأَنْفَاسِ وَاللَّحَظَاتِ

Türkçe: Sana dost olanlara lütfettiğin gibi bize de lütfet. Nefeslerimizde ve anlarımızda bizi ismet (korunmuşluk) elbiseleriyle kuşat.

Arapça: وَاجْعَلْنَا عَبِيدًا لَكَ فِي جَمِيعِ الْحَالَاتِ، وَعَلِّمْنَا مِنْ لَدُنْكَ عِلْمًا نَصِيرُ بِهِ كَامِلِينَ فِي الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ

Türkçe: Bizi her hâlimizde Sana kul eyle. Katından bize öyle bir ilim öğret ki, onunla hayatımızda da ölümümüzde de kemale erelim.

Arapça: اللَّهُمَّ أَنْتَ الْحَمِيدُ الرَّبُّ الْمَجِيدُ الْفَعَّالُ لِمَا تُرِيدُ

Türkçe: Allah’ım! Sen Hamîd’sin, Mecîd Rab’sin; dilediğini dilediğin gibi yapansın.

Arapça: تَعْلَمُ مَاذَا وَلِمَاذَا وَعَلَىٰ مَاذَا، وَتَعْلَمُ حُزْنَنَا كَذٰلِكَ

Türkçe: Ne için, neden ve hangi sebeple olduğunu Sen bilirsin. Hüznümüzü de Sen bilirsin.

Arapça: وَلَا نَسْأَلُكَ دَفْعَ مَا تُرِيدُ، وَلٰكِنْ نَسْأَلُكَ التَّأْيِيدَ بِرُوحٍ مِنْ عِنْدِكَ فِيمَا تُرِيدُ

Türkçe: Senin dilediğini geri çevirmeyi istemeyiz; fakat dilediğin şeyler hususunda katından bir ruh ile bizi desteklemeni isteriz.

Arapça: كَمَا أَيَّدْتَ أَنْبِيَاءَكَ وَرُسُلَكَ وَخَاصَّةَ الصِّدِّيقِينَ مِنْ خَلْقِكَ

Türkçe: Nitekim Sen peygamberlerini, resullerini ve kullarından sıddîk olanları desteklediğin gibi…

Arapça: اللَّهُمَّ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ، أَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ

Türkçe: Allah’ım! Göklerin ve yerin yaratıcısı, gaybı ve görüneni bilen Sensin. Kulların arasında hükmeden Sensin.

Arapça: فَهَنِيئًا لِمَنْ عَرَفَكَ وَرَضِيَ بِقَضَائِكَ، وَالْوَيْلُ لِمَنْ لَمْ يَعْرِفْكَ

Türkçe: Seni tanıyıp hükmüne razı olanlara ne mutlu! Seni tanımayanlara ise yazıklar olsun.

Arapça: بَلِ الْوَيْلُ ثُمَّ الْوَيْلُ لِمَنْ أَقَرَّ بِوَحْدَانِيَّتِكَ وَلَمْ يَرْضَ بِأَحْكَامِكَ

Türkçe: Hayır! Asıl yazıklar olsun; birliğini kabul edip de hükümlerine razı olmayanlara!

Arapça: إِنَّ الْقَوْمَ قَدْ حَكَمْتَ عَلَيْهِمْ بِالذُّلِّ حَتَّىٰ عَزُّوا، وَبِعِزَّتِكَ عَزُّوا

Türkçe: Ey Allah’ım! Nice kavimler vardır ki Sen onları zilletle imtihan ettin, sonra izzet verdin; izzetlerini Senin izzetinle buldular.

Arapça: وَحَكَمْتَ عَلَيْهِمْ بِالْفَقْدِ حَتَّىٰ وَجَدُوا، وَبِرَحْمَتِكَ وَجَدُوا

Türkçe: Onları yoklukla imtihan ettin, sonra buldular; bulduklarını Senin rahmetinle buldular.

Arapça: فَكُلُّ عِزٍّ يَمْنَعُ تَوَجُّهَكَ وَنَظَرَكَ فَإِنَّهُ ذُلٌّ، لَا تَصْحَبُهُ لَطَائِفُ رَحْمَتِكَ

Türkçe: Senin huzuruna yönelmeye ve nazarına mani olan her izzet, aslında zillettir; çünkü ona Senin rahmetinin lütufları eşlik etmez.

Hizbü’l-Kebîr – Devamı (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: وَكُلُّ وَجْدٍ يُحِبُّ عَمَلَكَ نَسْأَلُكَ عِوَضَهُ فَقَدْ تَصَحَّحَتْ أَنْوَارُ مَحَبَّتِكَ

Türkçe: Amelini seven her hâl ve yöneliş hürmetine Senden onun karşılığını isteriz. Zira Senin muhabbetinin nurları kemale ermiştir.

Arapça: فَإِنَّهُ قَدْ ظَهَرَتِ السَّعَادَةُ عَلَى مَنْ أَحْبَبْتَهُ، وَظَهَرَتِ الشَّقَاوَةُ عَلَى مَنْ غَيْرِكَ مَلَكَهُ

Türkçe: Çünkü mutluluk Senin sevdiklerinde ortaya çıkar; bedbahtlık ise Sen’den başkasına teslim olanlarda görünür.

Arapça: فَهَبْ لَنَا مِنْ مَوَاهِبِ السُّعَدَاءِ، وَاقْسِمْ لَنَا مِنْ مَوَارِدِ الْأَشْقِيَاءِ

Türkçe: Bize saadet ehlinin ihsanlarından ver; bedbahtların düştüğü kaynaklardan bizi uzak tut.

Arapça: اللَّهُمَّ إِنَّا قَدْ عَجَزْنَا عَنْ دَفْعِ الضُّرِّ عَنْ أَنْفُسِنَا مِنْ حَيْثُ نَعْلَمُ بِمَا تَعْلَمُ

Türkçe: Allah’ım! Senin bildiğin yönlerden, bizim bildiklerimizle kendimizden zararı def etmekten aciz kaldık.

Arapça: فَكَيْفَ لَا نَعْجِزُ عَنْ ذٰلِكَ مِنْ حَيْثُ لَا نَعْلَمُ

Türkçe: Bilmediklerimiz yönünden aciz kalmamamız nasıl mümkün olabilir?

Arapça: وَقَدْ أَفْسَدْنَا أُمُورَنَا بِغَيْبَتِنَا، وَأَلَمْنَا الزَّمَانَ

Türkçe: Kendi kusurlarımızla işlerimizi bozduk, zamanın yükünü ağırlaştırdık.

Arapça: فَهُوَ الصَّلَاحُ مِنْ أَصْلَحْتَهُ، وَهُوَ الْفَسَادُ مِنْ أَفْسَدْتَهُ

Türkçe: Islah ettiğin kimse için gerçek salah vardır; bozduğun kimse için ise fesat kaçınılmazdır.

Arapça: وَالسَّعِيدُ حَقًّا مَنْ أَغْنَيْتَهُ عَنِ السُّؤَالِ مِنْكَ، وَالشَّقِيُّ حَقًّا مَنْ حَرَمْتَهُ مَعَ كَثْرَةِ سُؤَالِهِ

Türkçe: Gerçekten mutlu olan, Senden istemeye muhtaç bırakmadığın kimsedir; gerçekten bedbaht olan ise çok istemesine rağmen mahrum bıraktığındır.

Arapça: فَأَغْنِنَا بِفَضْلِكَ عَنْ سُؤَالِنَا مِنْكَ، وَلَا تَحْرِمْنَا مِنْ رَحْمَتِكَ مَعَ كَثْرَةِ سُؤَالِنَا لَكَ

Türkçe: Lütfunla bizi Sana sormaya muhtaç olmaktan müstağni kıl; çokça istememize rağmen bizi rahmetinden mahrum bırakma.

Arapça: وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، يَا شَدِيدَ الْبَطْشِ يَا جَبَّارُ

Türkçe: Bizi bağışla. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin. Ey azabı şiddetli olan! Ey Cebbâr!

Arapça: يَا قَهَّارُ يَا حَكِيمُ نَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقْتَ

Türkçe: Ey Kahhâr! Ey Hakîm! Yarattığın her şeyin şerrinden Sana sığınırız.

Arapça: وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ ظُلْمَةِ مَا أَبْدَعْتَ، وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ كَيْدِ النُّفُوسِ فِيمَا قَدَّرْتَ وَأَرَدْتَ

Türkçe: Yarattıklarının karanlığından Sana sığınırız. Nefislerin tuzaklarından, takdir ettiğin ve dilediğin şeylerde Sana sığınırız.

Arapça: وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ الْحُسَّادِ عَلَىٰ مَا أَنْعَمْتَ

Türkçe: Verdiğin nimetler sebebiyle haset edenlerin şerrinden Sana sığınırız.

Arapça: وَنَسْأَلُكَ عِزَّ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ كَمَا سَأَلَكَ نَبِيُّكَ سَيِّدُنَا مُحَمَّدٌ ﷺ

Türkçe: Dünyanın ve âhiretin izzetini isteriz; nitekim bunu Senden Nebin Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) de istemiştir.

Arapça: عِزَّ الدُّنْيَا بِالْإِيمَانِ وَالْمَعْرِفَةِ، وَعِزَّ الْآخِرَةِ بِاللِّقَاءِ وَالْمُشَاهَدَةِ

Türkçe: Dünyanın izzeti iman ve marifetle; âhiretin izzeti ise (Sana) kavuşmak ve (cemalini) müşahede etmekledir.

Arapça: اللَّهُمَّ إِنِّي أُقَدِّمُ إِلَيْكَ بَيْنَ يَدَي كُلِّ نَفْسٍ وَلَمْحَةٍ وَلَحْظَةٍ وَطَرْفَةٍ

Türkçe: Allah’ım! Her nefes, her an, her bakış ve her göz kırpışı öncesinde Sana yöneliyorum.

Arapça: أَهْلَ السَّمَاوَاتِ وَأَهْلَ الْأَرَضِينَ، وَكُلَّ شَيْءٍ هُوَ فِي عِلْمِكَ كَانَ أَوْ قَدْ كَانَ

Türkçe: Göklerin ve yerlerin ehliyle, ilminde olan her şeyle birlikte Sana yöneliyorum; olan da olmuş olan da Senin ilmindedir.

Arapça: أُقَدِّمُ إِلَيْكَ بَيْنَ يَدَي ذٰلِكَ كُلِّهِ: اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ

Türkçe: Bütün bunların önüne şunu koyuyorum: Allah! O’ndan başka ilâh yoktur. O Hayy’dır, Kayyûm’dur.

Arapça: لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ، لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

Türkçe: O’nu ne uyuklama tutar ne uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur.

Hizbü’l-Kebîr – Devamı (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Türkçe: O’nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir? Önlerindekini de arkalarındakini de bilir. O’nun ilminden, dilediği kadarından başka bir şey kuşatamazlar. Kürsîsi gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların korunması O’na ağır gelmez. O, Aliy’dir, Azîm’dir.

Arapça: أَقْسَمْتُ عَلَيْكَ بِبَسْطِ يَدِكَ، وَكَرَمِ وَجْهِكَ، وَنُورِ عَيْنِكَ، وَكَمَالِ عِبَادَتِكَ

Türkçe: Sana; elinin açıklığı, yüzünün keremi, gözünün nuru ve kulluğunun kemali hürmetine yemin ederek niyaz ediyorum.

Arapça: أَنْ تُعْطِيَنَا خَيْرَ مَا نَفَذَتْ بِهِ مَشِيئَتُكَ، وَتَعَلَّقَتْ بِهِ قُدْرَتُكَ، وَأَحَاطَ بِهِ عِلْمُكَ

Türkçe: Dileğinin yürürlüğe koyduğu, kudretinin bağlandığı ve ilminin kuşattığı en hayırlı şeyi bize ihsan etmeni dileriz.

Arapça: وَاكْفِنَا شَرَّ مَا هُوَ ضِدُّ ذٰلِكَ، وَأَكْمِلْ دِينَنَا، وَأَتْمِمْ عَلَيْنَا نِعْمَتَكَ

Türkçe: Bunun zıddı olan her türlü şerden bizi koru. Dinimizi kemale erdir ve nimetini üzerimizde tamamla.

Arapça: وَهَبْ لَنَا حِكْمَةً بَالِغَةً مَعَ الْحَيَاةِ الطَّيِّبَةِ، وَالْمِيتَةِ الْحَسَنَةِ

Türkçe: Bize; güzel bir hayatla birlikte olgun bir hikmet ve güzel bir ölüm nasip eyle.

Arapça: وَتَوَلَّ قَبْضَ أَرْوَاحِنَا بِيَدِكَ، وَحُلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ غَيْرِكَ فِي الْبَرْزَخِ

Türkçe: Ruhlarımızı bizzat Sen teslim al; berzah âleminde bizimle Senden başkası arasına perde koy.

Arapça: وَمَا قَبْلَهُ وَمَا بَعْدَهُ بِنُورِ ذَاتِكَ، وَعَظِيمِ قُدْرَتِكَ، وَجَمِيلِ فَضْلِكَ

Türkçe: Ondan önceyi ve sonrayı; zatının nuru, kudretinin azameti ve lütfunun güzelliğiyle kuşat.

Arapça: إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، يَا اللَّهُ يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ يَا حَلِيمُ يَا حَكِيمُ يَا كَرِيمُ

Türkçe: Şüphesiz Sen her şeye kadirsin. Ey Allah! Ey Aliy! Ey Azîm! Ey Halîm! Ey Hakîm! Ey Kerîm!

Arapça: يَا سَمِيعُ يَا قَرِيبُ يَا مُجِيبُ يَا وَدُودُ حُلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ فِتْنَةِ الدُّنْيَا وَالنِّسَاءِ

Türkçe: Ey Semî‘! Ey Karîb! Ey Mucîb! Ey Vedûd! Dünya fitnesiyle ve nefsanî arzularla aramıza perde koy.

Arapça: وَالْعَقْلِ وَالشَّهْوَةِ، وَالظُّلْمِ لِلْعِبَادِ، وَسُوءِ الْخُلُقِ

Türkçe: Akıl ve şehvetin taşkınlığından, kullara zulmetmekten ve kötü ahlâktan bizi muhafaza eyle.

Arapça: وَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا، وَاقْضِ عَنَّا تَبِعَاتِنَا، وَاكْشِفْ عَنَّا السُّوءَ، وَنَجِّنَا مِنَ الْغَمِّ

Türkçe: Günahlarımızı bağışla, üzerimizdeki hak ve yükleri gider, bizden kötülüğü uzaklaştır ve bizi gamdan kurtar.

Arapça: وَاجْعَلْ لَنَا مِنْهُ مَخْرَجًا، إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Türkçe: Bize her sıkıntıdan bir çıkış yolu lütfet. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.

Arapça: يَا لَطِيفُ يَا رَزَّاقُ يَا قَوِيُّ يَا عَزِيزُ فَالِقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

Türkçe: Ey Latîf! Ey Rezzâk! Ey Kavî! Ey Azîz! Gökleri ve yeri yarıp ortaya çıkaran Sensin.

Arapça: يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ، فَابْسُطْ لَنَا مِنَ الرِّزْقِ مَا تُوصِلُنَا بِهِ إِلَىٰ رَحْمَتِكَ

Türkçe: Rızkı dilediğine bol verir, dilediğine ölçülü kılarsın. Bizi rahmetine ulaştıracak rızkı bize bolca ihsan eyle.

Arapça: وَمِنْ رَحْمَتِكَ مَا تَحُولُ بِهِ بَيْنَنَا وَبَيْنَ نِقْمَتِكَ، وَمِنْ جُودِكَ مَا يُغْنِينَا عَنْ عَفْوِكَ

Türkçe: Rahmetinden; bizi gazabından koruyacak pay ver. Cömertliğinden; affına sığınmamıza vesile olacak kadar ihsan eyle.

Arapça: وَاخْتِمْ لَنَا بِالسَّعَادَةِ الَّتِي خَتَمْتَ بِهَا لِأَوْلِيَائِكَ، وَاجْعَلْ خَيْرَ أَيَّامِنَا يَوْمَ نَلْقَاكَ

Türkçe: Bizi, velîlerine nasip ettiğin saadetle mühürle. Günlerimizin en hayırlısını Sana kavuştuğumuz gün eyle.

Arapça: وَأَرِحْنَا فِي الدُّنْيَا عَنْ دَارِ الشَّهْوَةِ

Türkçe: Bizi dünyada nefsânî arzular yurdundan rahatlat.

Hizbü’l-Kebîr – Devamı (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: وَأَدْخِلْنَا بِفَضْلِكَ فِي مَيَادِينِ الرَّحْمَةِ، وَاكْسِنَا مِنْ نُورِكَ جَلَابِيبَ الْعِصْمَةِ

Türkçe: Lütfunla bizi rahmet meydanlarına dâhil eyle; nurundan bize ismet (korunmuşluk) elbiseleri giydir.

Arapça: وَاجْعَلْ لَنَا ظَهْرًا مِنْ عُقُولِنَا، وَمُهَيْمِنًا مِنْ أَرْوَاحِنَا، وَمُسَخِّرًا مِنْ أَنْفُسِنَا

Türkçe: Akıllarımızdan bize bir dayanak, ruhlarımızdan bir gözetici, nefislerimizden (bizi yöneten) bir itaatkâr kıl.

Arapça: تُسَبِّحُكَ كَثِيرًا وَتَذْكُرُكَ كَثِيرًا، إِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا

Türkçe: Seni çokça tesbih eden, Seni çokça zikreden kullar eyle. Şüphesiz Sen bizi hakkıyla görensin.

Arapça: وَهَبْ لَنَا مُشَاهَدَةً تُصَحِّحُهَا مُكَلَّمَةٌ، وَافْتَحْ أَسْمَاعَنَا وَأَبْصَارَنَا

Türkçe: Bize, ilâhî hitapla doğrulanan bir müşahede ihsan eyle; kulaklarımızı ve gözlerimizi aç.

Arapça: وَأَذْكِرْنَا إِذَا غَفَلْنَا عَنْكَ، بِأَحْسَنِ مَا نَذْكُرُكَ بِهِ إِذَا ذَكَرْنَاكَ

Türkçe: Senden gafil olduğumuzda bizi Sen an; Seni andığımızda ise Seni en güzel şekilde anmayı nasip et.

Arapça: وَارْحَمْنَا إِذَا عَصَيْنَاكَ، وَتُبْ عَلَيْنَا إِذَا أَطَعْنَاكَ

Türkçe: Sana isyan ettiğimizde bize merhamet et; Sana itaat ettiğimizde tövbemizi kabul eyle.

Arapça: وَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا مَا تَقَدَّمَ مِنْهَا وَمَا تَأَخَّرَ، وَالْطُفْ بِنَا لُطْفًا يُحَجِّبُنَا عَنْ غَيْرِكَ

Türkçe: Geçmiş ve gelecek günahlarımızı bağışla; bizi Senden başkasından perdeleyen bir lütufla muamele eyle.

Arapça: اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ لِسَانًا رَطْبًا بِذِكْرِكَ، وَقَلْبًا مُنْقَادًا بِشُكْرِكَ

Türkçe: Allah’ım! Senden; zikrinle ıslak bir dil, şükrünle boyun eğen bir kalp isteriz.

Arapça: وَبَدَنًا هَيِّنًا لِطَاعَتِكَ، وَأَعْطِنَا مَعَ ذٰلِكَ مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ

Türkçe: Sana itaate kolay gelen bir beden ve bununla birlikte hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği nimetler ihsan eyle.

Arapça: وَلَا خَطَرَ عَلَىٰ قَلْبِ بَشَرٍ، كَمَا أَخْبَرَ بِهِ رَسُولُكَ ﷺ حَسَبَنَا عِلْمُكَ

Türkçe: Hiçbir beşer kalbine gelmemiş olan (nimetleri); Resûlünün haber verdiği gibi, Senin ilmin bize yeter.

Arapça: وَأَغْنِنَا بِلَا سَبَبٍ، وَاجْعَلْنَا سَبَبَ الْغِنَىٰ لِأَوْلِيَائِكَ

Türkçe: Bizi sebepsiz zengin kıl; bizi velîlerin için bir bereket sebebi eyle.

Arapça: وَارْزُقْنَا حُبَّكَ، وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ، وَحُبَّ عَمَلٍ يُقَرِّبُنَا إِلَيْكَ

Türkçe: Bize Senin sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve bizi Sana yaklaştıran amelin sevgisini rızık eyle.

Arapça: اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ إِيمَانًا دَائِمًا، وَقَلْبًا خَاشِعًا، وَعِلْمًا نَافِعًا

Türkçe: Allah’ım! Senden daimî iman, huşû dolu bir kalp ve faydalı ilim isteriz.

Arapça: وَيَقِينًا صَادِقًا، وَدِينًا قَيِّمًا، وَالْعَافِيَةَ مِنْ كُلِّ بَلِيَّةٍ

Türkçe: Sadık bir yakin, dosdoğru bir din ve her türlü beladan âfiyet isteriz.

Arapça: وَتَمَامَ الْعَافِيَةِ، وَدَوَامَ الْعَافِيَةِ، وَالشُّكْرَ عَلَى الْعَافِيَةِ

Türkçe: Âfiyetin tamamını, devamını ve âfiyet üzerine şükrü isteriz.

Arapça: وَالْغِنَىٰ عَنِ النَّاسِ، اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ التَّوْبَةَ الْكَامِلَةَ

Türkçe: İnsanlara muhtaç olmamayı ve tam bir tövbeyi Senden isteriz.

Arapça: وَالْمَغْفِرَةَ الشَّامِلَةَ، وَالْمَحَبَّةَ الْجَامِعَةَ، وَالْخُلَّةَ الصَّادِقَةَ

Türkçe: Kapsayıcı bağışlanma, kuşatıcı muhabbet ve sadık dostluk isteriz.

Arapça: وَالْمَعْرِفَةَ الْوَاسِعَةَ، وَالْأَنْوَارَ السَّاطِعَةَ، وَالشَّفَاعَةَ الدَّائِمَةَ

Türkçe: Geniş marifet, parlayan nurlar ve daimî şefaat isteriz.

Arapça: وَالْحُجَّةَ الْبَالِغَةَ

Türkçe: Ve apaçık, geçerli delil (hüccet) isteriz.

Hizbü’l-Kebîr – Devamı (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: وَالدَّرَجَةِ الْعَالِيَةِ، وَفُكَّنَا وَقَاكَ مِنَ الْمَعْصِيَةِ، وَوَرِّثْنَا مِنَ النِّعْمَةِ بِمَوَاهِبِ الْمِنَّةِ

Türkçe: Yüksek dereceleri nasip eyle; bizi günahlardan Senin korumanla kurtar ve lütuf bağışlarınla nimetlere vâris kıl.

Arapça: اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ التَّوْبَةَ وَدَوَامَهَا، وَنَعُوذُ بِكَ مِنَ الْمَعْصِيَةِ وَأَسْبَابِهَا

Türkçe: Allah’ım! Senden tövbe ve onun devamını isteriz; günahdan ve ona götüren sebeplerden Sana sığınırız.

Arapça: وَذَكِّرْنَا بِالْخَوْفِ مِنْكَ قَبْلَ هُجُومِ خَطَرَاتِهَا، وَأَعِنَّا عَلَى النَّجَاةِ مِنْهَا

Türkçe: Günahın vesveseleri hücum etmeden önce bizi Sana karşı korkuyla uyar; ondan kurtulmamıza yardım et.

Arapça: وَاحْمِلْنَا عَلَى التَّفَكُّرِ فِي طَرَائِقِهَا، وَامْنَعْ مِنْ قُلُوبِنَا حَلَاوَةَ مَا اجْتَنَبْنَاهُ مِنْهَا

Türkçe: Günahın yolları üzerinde tefekküre sevk et; ondan kaçındığımız şeylerin tatlılığını kalplerimizden çıkar.

Arapça: وَاسْتَبْدِلْنَا بِهَا لَذَّاتِ الْكَرَامَةِ، وَالطَّعْمَ الَّذِي هُوَ بِفَضْلِكَ لَنَا

Türkçe: Onun yerine bize izzet lezzetlerini ve Senin lütfunla olan gerçek tadı nasip et.

Arapça: وَأَفِضْ عَلَيْنَا مِنْ بَحْرِ كَرَمِكَ وَجُودِكَ وَعَفْوِكَ

Türkçe: Kereminin, cömertliğinin ve affının denizinden üzerimize bolca akıt.

Arapça: حَتَّى نَخْرُجَ مِنَ الدُّنْيَا عَلَى السَّلَامَةِ مِنْ تَبِعَاتِهَا

Türkçe: Ta ki dünyanın yük ve sonuçlarından selâmetle çıkabilelim.

Arapça: وَاجْعَلْنَا عِنْدَ الْمَوْتِ طَائِعِينَ بِالشَّهَادَةِ، عَالِمِينَ بِهَا

Türkçe: Ölüm anında bizi şehâdetle itaat eden ve onun bilincinde olan kullarından eyle.

Arapça: وَارْفُقْ بِنَا يَا رَافِقَ الْحَبِيبِ بِحَبِيبِهِ عِنْدَ الشَّدَائِدِ وَزَوَالِهَا

Türkçe: Ey Habibini sevenlere yoldaş olan Rabbimiz! Zorluklar anında ve onların kalkışında bize de yoldaş ol.

Arapça: وَأَرِحْنَا مِنْ هُمُومِ الدُّنْيَا وَغُمُومِهَا بِالرُّوحِ وَالرَّيْحَانِ

Türkçe: Dünya dertlerinden ve kederlerinden bizi ruh ve reyhanla ferahlat.

Arapça: إِلَى الْجَنَّةِ وَنَعِيمِهَا، اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ تَوْبَةً سَابِقَةً مِنْكَ إِلَيْنَا

Türkçe: Bizi cennete ve nimetlerine ulaştır. Allah’ım! Senden, bize yönelen öncü bir tövbe isteriz.

Arapça: تَكُونُ تَوْبَتُنَا تَابِعَةً لَهَا، وَهَبْ لَنَا التَّلَقِّيَ مِنْكَ

Türkçe: Tövbe edişimiz Senin tövbeni takip etsin; bize Senden kabul ve karşılık ihsan et.

Arapça: كَمَا أَدَمْتَ عَلَيْهِ السَّلَامَ مِنْكَ، لِيَكُونَ قُدْوَةً لِوِلَادِهِ فِي التَّقْوَىٰ وَالْأَعْمَالِ الصَّالِحَةِ

Türkçe: Nitekim ona katından selâmı daim kıldığın gibi; evlatları için takvâ ve salih amellerde örnek eyle.

Arapça: وَبَاعِدْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْعِنَادِ وَالْإِصْرَارِ وَالتَّشَبُّثِ بِإِبْلِيسَ رَأْسِ الْغَوَاةِ

Türkçe: İnat, ısrar ve azgınların başı İblis’e tutunmaktan bizi uzaklaştır.

Arapça: وَاجْعَلْ سَيِّئَاتِنَا سَيِّئَاتٍ مِنْ أَحْسَنَّا، وَلَا تَجْعَلْ حَسَنَاتِنَا حَسَنَاتٍ مِنْ أَسَأْنَا

Türkçe: Kötülüklerimizi ihsanla sil; iyiliklerimizi ise kötülükle boşa çıkarma.

Arapça: فَالْإِحْسَانُ لَا يَنْفَعُ مَعَ الْغَضَبِ مِنْكَ، وَالْإِسَاءَةُ لَا تَضُرُّ مَعَ الْحُبِّ مِنْكَ

Türkçe: Senin gazabın varken iyilik fayda vermez; Senin sevgin varken kötülük zarar vermez.

Arapça: وَقَدْ أَبْهَمَتِ الْأُمُورُ عَلَيْنَا لِنَرْجُوَ وَنَخَافَ

Türkçe: İşler bize kapalı bırakıldı ki hem ümit edelim hem de korkalım.

Arapça: فَلَا تُخَيِّبْ رَجَاءَنَا، وَأَعْطِنَا سُؤْلَنَا، فَقَدْ أَعْطَيْتَنَا الْإِيمَانَ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَسْأَلَكَ

Türkçe: Ümidimizi boşa çıkarma; dualarımızı ver. Zira Sana sormadan önce bize imanı lütfettin.

Arapça: وَكُنتَ وَكُنْتَ وَزِلْتَ وَكَمُلْتَ وَأَطْلَقْتَ الْأَكْرَمَ بِمَا شِئْتَ

Türkçe: Sen vardın, varsın ve daima var olacaksın; kemâl sahibisin ve en cömert şekilde dilediğini ihsan edensin.

Hizbü’l-Kebîr – Devamı (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: فَنِعْمَ الرَّبُّ أَنْتَ، فَلَكَ الْحَمْدُ عَلَىٰ مَا أَنْعَمْتَ

Türkçe: Sen ne güzel Rabb’sin. Verdiğin bütün nimetler için hamd Sana mahsustur.

Arapça: وَاغْفِرْ لَنَا وَلَا تُعَاقِبْنَا بِالسَّلْبِ بَعْدَ الْعَطَاءِ، وَلَا بِكُفْرَانِ النِّعْمَةِ وَحِرْمَانِ الرِّضَا

Türkçe: Bizi bağışla; verdiğin nimetten sonra onu geri almakla bizi cezalandırma. Nankörlük sebebiyle rızadan mahrum bırakma.

Arapça: وَجَرِّدْنَا مِنَ الرِّضَا، اللَّهُمَّ رَضِّنَا بِفَضْلِكَ، وَصَبِّرْنَا عَلَىٰ طَاعَتِكَ

Türkçe: Bizi (nefsânî bağlardan) soyutla. Allah’ım! Lütfunla bizi razı kıl; Sana itaatte bizi sabırlı eyle.

Arapça: وَعَنْ مَعْصِيَتِكَ، وَعَنِ الشَّهَوَاتِ الْمُوجِبَاتِ لِلنُّقْصَانِ أَوِ الْبُعْدِ عَنْكَ

Türkçe: Bizi Sana isyandan ve eksikliğe yahut Senden uzaklaşmaya sebep olan şehvetlerden uzak tut.

Arapça: وَمُنَّ لَنَا بِحَقِيقَةِ الْإِيمَانِ بِكَ، حَتَّىٰ لَا نَخَافَ غَيْرَكَ، وَلَا نَرْجُوَ غَيْرَكَ

Türkçe: Bize hakiki imanı ihsan eyle ki, Senden başkasından korkmayalım ve Senden başkasından umut etmeyelim.

Arapça: وَلَا نُحِبَّ غَيْرَكَ مِنْ غَيْرِ رِضَاكَ، وَلَا نَعْبُدَ شَيْئًا سِوَاكَ

Türkçe: Senin rızan olmadan Senden başkasını sevmeyelim; Senden başka hiçbir şeye kulluk etmeyelim.

Arapça: وَارْزُقْنَا شُكْرَ نِعْمَتِكَ، وَغَطِّنَا بِرِدَاءِ عَافِيَتِكَ

Türkçe: Bize nimetlerine şükretmeyi nasip et; bizi âfiyet örtünle kuşat.

Arapça: وَانْصُرْنَا بِالْيَقِينِ وَالتَّوَكُّلِ عَلَيْكَ

Türkçe: Yakîn ve Sana tevekkül ile bize yardım eyle.

Arapça: وَاسْتُرْ وُجُوهَنَا بِنُورِ صِفَاتِكَ، وَأَضْحِكْنَا وَبَشِّرْنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ بَيْنَ أَوْلِيَائِكَ

Türkçe: Yüzlerimizi sıfatlarının nuruyla ört; kıyamet günü bizi güldür ve velîlerin arasında müjdele.

Arapça: وَاجْعَلْ يَدَكَ مَبْسُوطَةً عَلَيْنَا وَعَلَىٰ أَهْلِنَا وَأَوْلَادِنَا

Türkçe: Elini (rahmet ve himayeni) üzerimize, ailemize ve evlatlarımıza açık kıl.

Arapça: وَلَا تَكِلْنَا إِلَىٰ أَنْفُسِنَا طَرْفَةَ عَيْنٍ، وَلَا أَقَلَّ مِنْ ذٰلِكَ

Türkçe: Bizi bir göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimize bırakma.

Arapça: يَا نِعْمَ الْمُجِيبُ، يَا مَنْ هُوَ أَقْرَبُ إِلَيْنَا مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

Türkçe: Ey dualara en güzel cevap veren! Ey bize şah damarımızdan daha yakın olan!

Arapça: يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ، يَا مُحِيطًا بِاللَّيَالِي وَالْأَيَّامِ

Türkçe: Ey celâl ve ikram sahibi! Ey geceleri ve gündüzleri kuşatan!

Arapça: أَشْكُو إِلَيْكَ مِنْ غِمَارِ الْحُجُبِ، وَسُوءِ الْحِسَابِ، وَشِدَّةِ الْعَذَابِ

Türkçe: Sana; perdelerin çokluğundan, kötü hesaptan ve şiddetli azaptan şikâyet ediyorum.

Arapça: فَإِنْ لَمْ تَرْحَمْنِي إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

Türkçe: Eğer bana Sen merhamet etmezsen… Seni tenzih ederim; gerçekten ben zalimlerden oldum.

Arapça: وَلَقَدْ شَكَوْتُ إِلَيْكَ بِذُنُوبٍ خَلَّصْتَهَا مِنْ خَزَائِنِكَ، وَرَدَدْتَ عَلَيَّ مَا ذَهَبَ مِنْ بَصَرِي

Türkçe: Sana günahlarımı arz ettim; Sen onları hazinenden bağışladın ve kaybolan basiretimi bana geri verdin.

Arapça: وَجَمَعْتَ بَيْنَ يَدَيَّ أَهْلِي وَوَلَدِي، وَلَقَدْ نَادَيْتُكَ نُوحًا مِنْ قَبْلُ

Türkçe: Ailemi ve evlatlarımı önümde topladın. Nitekim daha önce Nuh da Sana seslenmişti.

Arapça: فَاسْتَجَبْتَ لَهُ، وَلَقَدْ نَادَيْتُكَ أَيُّوبَ مِنْ بَعْدِ كَشْفِ مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ

Türkçe: Ona icabet ettin. Eyyûb Sana seslendiğinde, üzerindeki sıkıntıyı kaldırdın.

Arapça: وَلَقَدْ نَادَيْتُكَ يُونُسَ فَنَجَّيْتَهُ مِنْ غَمِّهِ، وَلَقَدْ نَادَيْتُكَ زَكَرِيَّا فَوَهَبْتَ لَهُ وَلَدًا

Türkçe: Yunus Sana seslendiğinde onu gamdan kurtardın; Zekeriyya Sana seslendiğinde ona evlat verdin.

Arapça: مِنْ صُلْبِهِ بَعْدَ يَأْسِ أَهْلِهِ، وَقَدْ عَلِمْتَ مَا نَزَلَ

Türkçe: Ailesinin umudu kesilmişken ona neslinden bir evlat ihsan ettin. Sen olan biteni en iyi bilensin.

Hizbü’l-Kebîr – Devamı (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: يَا رَبِّ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلِكَ فَأَنْقَذْتَهُ مِنْ نَارِ عَدُوِّهِ، وَأَنْجَيْتَ لُوطًا وَأَهْلَهُ مِنَ الْعَذَابِ النَّازِلِ بِقَوْمِهِ

Türkçe: Ey Halîlin İbrahim’in Rabbi! Onu düşmanının ateşinden kurtardın; Lût’u ve ailesini de kavmine inen azaptan selâmete çıkardın.

Arapça: فَهَا أَنَا ذَا عَبْدُكَ إِنْ تُعَذِّبْنِي فَبِجَمِيعِ مَا عَلِمْتَ مِنْ ذُنُوبِي فَأَنْتَ حَقِيقٌ بِهِ

Türkçe: İşte ben Senin kulunum; beni cezalandırırsan, bildiğin bütün günahlarım sebebiyledir. Buna Sen elbette hak sahibisin.

Arapça: وَإِنْ تَرْحَمْنِي فَبِكَرَمِكَ وَأَنْتَ أَوْلَىٰ بِذٰلِكَ

Türkçe: Eğer bana merhamet edersen, bu Senin keremindendir; buna da en layık olan Sensin.

Arapça: فَلَيْسَ كَرَمُكَ مَخْصُوصًا بِمَنْ أَطَاعَكَ وَأَقْبَلَ عَلَيْكَ

Türkçe: Senin keremin yalnızca Sana itaat eden ve Sana yönelenlere mahsus değildir.

Arapça: بَلْ هُوَ مَبْذُولٌ لِمَنْ شِئْتَ مِنْ خَلْقِكَ، وَإِنْ عَصَاكَ وَأَعْرَضَ عَنْكَ

Türkçe: Bilakis Senin keremin, dilediğin kullarına –Sana isyan etmiş ve yüz çevirmiş olsalar bile– yayılmıştır.

Arapça: وَلَيْسَ مِنَ الْكَرِيمِ أَنْ لَا يُحْسِنَ إِلَّا لِمَنْ أَحْسَنَ إِلَيْهِ

Türkçe: Çünkü yalnızca kendisine iyilik edene iyilik yapan kimse gerçek cömert değildir.

Arapça: بَلْ مِنَ الْكَرِيمِ أَنْ يُحْسِنَ إِلَىٰ مَنْ أَسَاءَ إِلَيْهِ

Türkçe: Asıl cömert olan, kendisine kötülük edene bile iyilik edendir.

Arapça: وَأَنْتَ الرَّحِيمُ الْعَلِيُّ، فَكَيْفَ لَا تُحْسِنُ إِلَىٰ مَنْ أَسَاءَ إِلَيْكَ

Türkçe: Sen yüce ve sonsuz merhamet sahibisin; Sana karşı kusur işleyene nasıl ihsan etmezsin?

Arapça: وَقَدْ أَمَرْتَنَا أَنْ نُحْسِنَ إِلَىٰ مَنْ أَسَاءَ إِلَيْنَا

Türkçe: Nitekim Sen, bize kötülük edene iyilik yapmamızı emrettin.

Arapça: فَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Türkçe: Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.

Arapça: يَا اللَّهُ، يَا رَحْمٰنُ، يَا رَحِيمُ، يَا حَيُّ، يَا قَيُّومُ

Türkçe: Ey Allah! Ey Rahmân! Ey Rahîm! Ey Hayy! Ey Kayyûm!

Arapça: إِنْ لَمْ نَكُنْ لِرَحْمَتِكَ أَهْلًا فَأَنْتَ أَهْلٌ أَنْ تَتَفَضَّلَ

Türkçe: Biz Senin rahmetine layık olmasak da, Sen lütuf etmeye ehilsin.

Arapça: يَا رَبَّاهُ، يَا مَوْلَاهُ، لَا مَفَرَّ مِنْ فَضْلِكَ

Türkçe: Ey Rabbimiz! Ey Mevlâmız! Senin fazlından kaçış yoktur.

Arapça: يَا رَبِّ، ارْحَمْنَا يَا بَرُّ يَا رَحِيمُ، يَا مَنْ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ

Türkçe: Ey Rabbimiz! Ey iyilik sahibi, ey merhametli! Kürsüsü gökleri ve yeri kuşatan Sen bize merhamet et.

Arapça: وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Türkçe: Onların korunması O’na ağır gelmez. O, çok yüce ve çok büyüktür.

Arapça: أَسْأَلُكَ الْإِيمَانَ يَسْكُنُ بِهِ قَلْبِي مِنْ هَمِّ الرِّزْقِ وَخَوْفِ الْخَلْقِ

Türkçe: Kalbimi rızık endişesinden ve mahlûk korkusundan arındıracak bir iman Senden isterim.

Arapça: وَأَقْرِبْنِي إِلَيْكَ قُرْبًا تُزَاحُ بِهِ عَنِّي كُلُّ حِجَابٍ

Türkçe: Beni Sana öyle bir yakınlıkla yaklaştır ki, aramdaki bütün perdeler kalksın.

Arapça: كَمَا نَجَّيْتَ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلَكَ، وَلَمْ يَحْتَجْ جِبْرِيلُ لِسُؤَالِكَ

Türkçe: Nitekim dostun İbrahim’i kurtardın; Cebrâil Senin rahmetin için aracı olmaya muhtaç kalmadı.

Arapça: فَكَيْفَ لَا تُنَجِّي عَبْدًا ضَعِيفًا لَا يَحْتَجِبُ عَنْكَ شَيْءٌ

Türkçe: Senin katında hiçbir şey gizli değilken, aciz bir kulunu nasıl kurtarmayasın?

Hizbü’l-Kebîr – Hatime (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

Arapça: كُلَّهَا إِنِّي أَسْأَلُكَ أَنْ تُعِينَنِي بِقُرْبِكَ مِنِّي حَتَّى لَا أَرَى وَلَا أَحْسُنُ بِقُرْبِي شَيْئًا وَلَا يُبْعِدُهُ عَنِّي

Türkçe: Bunların hepsi için Senden isterim ki, bana olan yakınlığınla beni destekle; öyle ki yakınlığımdan başka bir şey görmeyeyim ve beni Senden uzaklaştıracak bir şey kalmasın.

Arapça: إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Türkçe: Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.

Arapça: ﴿فَاحْسَبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ﴾

Türkçe: “Sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn, 115)

Arapça: فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ

Türkçe: Gerçek hükümdar olan Allah çok yücedir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, yüce Arş’ın Rabbidir.

Arapça: وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

Türkçe: Allah ile birlikte başka bir ilâha dua eden kimsenin hesabı Rabbinedir. Şüphesiz kâfirler kurtuluşa eremez.

Arapça: وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

Türkçe: De ki: “Rabbim! Bağışla ve merhamet et; Sen merhametlilerin en hayırlısısın.”

Arapça: هُوَ الْحَيُّ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ ۗ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Türkçe: O, diri olandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Dini yalnız O’na has kılarak dua edin. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır.


Arapça: إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ ۚ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Türkçe: Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selamlayın.

Arapça: اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ، وَعَلَىٰ آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

Türkçe: Allah’ım! Ümmî Peygamberimiz Efendimiz Muhammed’e ve onun âline salât eyle.

Arapça: وَارْحَمْ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا وَآلَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

Türkçe: Efendimiz Muhammed’e ve onun âline rahmet eyle; Efendimiz Muhammed’e bereket ver.

Arapça: كَمَا صَلَّيْتَ وَرَحِمْتَ وَبَارَكْتَ عَلَىٰ سَيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ وَعَلَىٰ آلِ سَيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ

Türkçe: Nitekim Sen, İbrahim’e ve İbrahim’in âline salât, rahmet ve bereket ihsan ettin.

Arapça: إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Türkçe: Şüphesiz Sen övgüye lâyık ve yücesin.


Arapça: اللَّهُمَّ ارْضَ عَنْ سَادَاتِنَا أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعُثْمَانَ وَعَلِيٍّ

Türkçe: Allah’ım! Efendilerimiz Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’den razı ol.

Arapça: وَعَنِ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ وَأُمِّهِمَا فَاطِمَةَ الزَّهْرَاءِ

Türkçe: Hasan ve Hüseyin’den ve anneleri Fâtıma-i Zehrâ’dan razı ol.

Arapça: وَعَنِ الصَّحَابَةِ أَجْمَعِينَ، وَعَنْ أَزْوَاجِ نَبِيِّكَ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ

Türkçe: Bütün sahabeden ve Peygamberinin eşleri olan müminlerin annelerinden razı ol.

Arapça: وَعَنِ التَّابِعِينَ وَتَابِعِي التَّابِعِينَ وَمَنْ تَبِعَهُمْ بِإِحْسَانٍ إِلَىٰ يَوْمِ الدِّينِ

Türkçe: Tâbiîn’den, onların tâbilerinden ve kıyamet gününe kadar onlara güzelce uyanlardan razı ol.

Arapça: وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ

Türkçe: Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah iledir.

Arapça: وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Türkçe: Hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır.



Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .