Hatasız Olan İslam’dır, Uygulayan İnsan Değil

İnsanların dine karşı en büyük yanılgılarından biri, dini yaşayan insanları kusursuz sanmalarıdır. Özellikle namaz kılan, oruç tutan, tesettürlü olan, hacca gitmiş ya da dini hassasiyeti olan bir kişide bir hata görünce hemen şu cümleler kuruluyor: “Bir de namaz kılıyor”, “Bunlar da dindar geçiniyor”, “Eğer dindarlık buysa ben böyle din istemem.” Oysa burada çok ciddi bir bakış hatası vardır. Çünkü kişi, bir Müslümanın yanlışını görüp hakikati sorgulamak yerine, o yanlışı kendi nefsine kalkan yapmaktadır. Böylece kendi eksiklerini konuşmak yerine başkasının kusurunu öne çıkarıp rahatlamaya çalışmaktadır.

Halbuki Kur’an’da ya da sünnette, namaz kılan bir insanın artık hiç hata yapmayacağına dair bir hüküm yoktur. Yine oruç tutan, hacca giden, sakallı olan, başörtülü olan ya da dini sohbet eden birinin günah işlemeyeceği de söylenmemiştir. Çünkü hata insana mahsustur. İnsan, imtihan için yaratılmıştır. Nefsi vardır, zaafı vardır, şeytanın vesvesesine açıktır. Bu yüzden ibadet eden kişi de hata edebilir, ibadet etmeyen kişi de hata edebilir. Dindar görünen biri de sürçebilir, uzak yaşayan biri de. Burada şaşılacak olan insanın hata etmesi değil; insanı dinin yerine koymaktır.

Bir insanın namaz kılması, onun melek olduğu anlamına gelmez. Namaz onun Allah’a yöneldiğini, kulluğu önemsemeye çalıştığını gösterir; fakat bu durum onun bütün huylarını bir anda düzeltmeyebilir.

Kimi insan vardır namaz kılar ama öfkesini terbiye etmekte zorlanır. Kimi vardır oruç tutar ama diliyle hata eder. Kimi vardır hacca gider ama kibri tam kırılmamıştır. Bunların hepsi mümkündür. Çünkü ibadet bir süreçtir; insanı olgunlaştırır, terbiye eder, temizler ama bu terbiye bazen yavaş yavaş gerçekleşir. Bir kişi ibadet ediyor diye onun artık hiç yanlışa düşmeyeceğini beklemek gerçekçi değildir.

Burada asıl tehlike, başkasının yanlışını kendine mazeret yapmaktır. Mesela bir insan bir dindarın kusurunu görünce, “Bak işte bunlar da böyle, demek ki namazın da faydası yok” derse aslında hakikatten kaçmış olur. Çünkü başkasının kusuru, bizim sorumluluğumuzu kaldırmaz.

Bir doktor hata yaptı diye tıp ilmi yanlış olmaz. Bir öğretmen kötü çıktı diye eğitim değersiz olmaz. Bir hâkim adaletsiz davrandı diye adalet kavramı çürük hale gelmez. Aynı şekilde bir Müslümanın yanlışı da İslam’ı yanlış yapmaz. Kusurlu olan din değil, onu eksik yaşayan insandır.

“Başkasının kusuru, bizim sorumluluğumuzu kaldırmaz.”

Öyleyse Kendinizi Temize Çıkarmayınız. O, Allah'a Saygı Duyanı En İyi Bilendir.(Necm 32.)

İnsan bazen kendi nefsini temize çıkarmak için böyle cümlelere sığınır. “Onlar da yapıyor”, “Onlar da öyleyse ben niye uğraşayım?”, “Benim kalbim temiz” gibi sözler çoğu zaman samimi bir sorgulama değil, nefsin savunma mekanizmasıdır. Şeytan tam da burada devreye girer.

Kur’an’ın öğrettiği bakış açısı şudur: Her insan kendi amelinden sorumludur. Hakikat insanlar üzerinden değil, vahiy üzerinden anlaşılır. Ölçü kişi değil, İslam’dır.

Zaten Peygamber Efendimiz’in günde yetmiş, hatta yüz defa istiğfar ettiğine dair rivayetler de bize bunu gösterir. Mümin olmak hatasız olmak değildir. Mümin olmak, hata ettiğinde fark etmek, utanmak, tevbe etmek ve düzelmeye çalışmaktır.

Bu yüzden bir Müslümanın yanlışını görünce söylenecek ilk söz “Bir de namaz kılıyor” olmamalıdır. Doğrusu şu olmalıdır: “Demek ki insan kusurlu. Allah hepimizi ıslah etsin.”

Başkasının ayıbını görüp kendi nefsini aklamak büyük bir aldanıştır. İnsan önce kendine bakmalı, kendi eksiğini görmeli, kendi hesabına hazırlanmalıdır. Çünkü kurtuluş, başkasının kusurunu konuşmakta değil; kendi kusurunu fark edip Rabbine yönelmektedir.

Hatasız olan İslam’dır; uygulayan insan değil.

Ayrıca kuran ayetleri hayatmıza girmiyorsa okumuş sayılırmıyız? ve insan fıtratı nedir? kalp huruzu için ne yapılmalı? başlıklı makalelerimizi okumak için tıklayabilirsiniz.



Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .