Farklı İmtihanlar Nasıl Adaletli Olabilir? Herkes Aynı Şartlarda mı Hesap Verecek?
Bir insan güvenli ve varlıklı bir ailede, diğeri savaşın ortasında doğuyor. Biri sağlıklı, diğeri ağır bir hastalıkla yaşıyor. Birine din doğru biçimde öğretiliyor, bir başkası İslâm’ı yalnız yanlış örnekler ve çarpıtılmış bilgiler üzerinden tanıyor. Hayat şartları bu kadar farklıyken imtihan nasıl adaletli olabilir? İnsanların önündeki sorular aynı değilse ahirette aynı ölçüyle mi hesap verecekler?
Eşitlik ile Adalet Aynı Şey midir?
Eşitlik, herkese aynı şeyi vermek veya herkesten aynı şeyi istemek anlamına gelebilir. Adalet ise kişilerin durumunu, hakkını ve sorumluluğunu dikkate alarak her şeyi yerli yerine koymaktır. Bu iki kavram her zaman aynı sonuca götürmez.
Bir öğretmenin görme engelli öğrenciye büyük puntolu veya sesli sınav vermesi, diğer öğrencilere haksızlık değildir. Tam tersine öğrencinin bilgisini gerçekten ölçebilmek için gereken adalettir. İki kişiye aynı ağırlığı kaldırmalarını söylemek görünüşte eşit olabilir; fakat biri çocuk, diğeri yetişkinse bu uygulama adil değildir.
İlâhî hesap da insanları yalnız dışarıdan görünen davranışlarla yan yana dizip mekanik biçimde puanlamaz. Allah insanın ne bildiğini, neyi anlayabildiğini, hangi baskılarla karşılaştığını, önünde hangi seçeneklerin bulunduğunu ve kalbindeki gerçek niyeti eksiksiz bilir. Biz yalnız davranışın dışını görürüz; Allah bütün şartları birlikte değerlendirir.
Kur’an Farklı Şartların İmtihan Olduğunu Söyler mi?
Kur’an insanların mal, sağlık, yetenek, makam ve fırsat bakımından aynı olmadığını gizlemez. En‘âm suresinde Allah’ın insanlara farklı imkânlar verdiği ve bunun sebebinin sınama olduğu bildirilir:
Ayet, üstün imkâna sahip olanın Allah katında otomatik olarak daha üstün olduğunu söylemez. Tam tersine farklılığın bir imtihan olduğunu bildirir. Zengin, malıyla; yönetici, yetkisiyle; bilgili, bilgisiyle; güçlü, gücüyle sınanır. Daha çok verilen kişiye daha geniş bir sorumluluk alanı açılmıştır.
Daha az imkâna sahip kişi de değersiz sayılmaz. Onun önündeki sabır, iffet, helâl gayret ve ümit sınavı farklıdır. Bu nedenle dışarıdan rahat görünen hayatın sınavı mutlaka kolay, ağır görünen hayatın sınavı da mutlaka kaybedilmiş değildir.
Mülk suresinde hayatın amacı “Hanginizin daha çok mala veya daha rahat şartlara sahip olacağını görmek” şeklinde değil, “Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek” şeklinde açıklanır. (Mülk 67/2) Ölçü, hayat paketinin büyüklüğü değil o paketle ne yapıldığıdır.
Herkes Aynı Şartlarda mı Hesap Verecek?
Hayır. Kur’an’ın temel ilkesi şudur:
Bu ayet, sorumluluğun insanın kapasitesiyle bağlantılı olduğunu gösterir. İslâm hukukunda da yükümlülük için akıl, ergenlik, bilgi, imkân ve güç gibi şartların dikkate alınması bu temel üzerine kuruludur. Ayakta namaz kılamayan oturarak, suyu kullanamayan teyemmümle ibadet eder; yolcuya ve hastaya kolaylık tanınır. Aynı ibadetin uygulanışı bile kişinin gerçek durumuna göre değişebilir.
Ahiretteki hesabın bütün ayrıntısını yalnız Allah bilir. Fakat vahyin bildirdiği esas açıktır: Kul yapamadığı şeyden, ulaşmadığı bilgiden ve kendi seçimi olmayan şarttan dolayı, bunları bilerek ve isteyerek seçmiş biri gibi hesaba çekilmez.
İlâhî Hesapta Hangi Şartlar Dikkate Alınır?
Bilgi: Hakikat kişiye nasıl ulaştı?
Bir insan doğruyu açık biçimde öğrenmiş olabilir; başka biri ise aynı konuda hiç bilgiye ulaşmamış veya gerçeğin çarpıtılmış hâliyle karşılaşmış olabilir. Bilerek yalan söylemekle doğru olduğunu zannederek yanılmak aynı değildir. Allah kimin neyi ne ölçüde bildiğini kusursuz biçimde bilir.
Kur’an, “Biz bir resul göndermedikçe azap etmeyiz” buyurur. (İsrâ 17/15) Bu ayet, ilâhî sorumlulukta bilginin ve uyarının önemini gösterir. Bir peygamberin tarihte gönderilmiş olması ile mesajının belirli bir kişiye doğru, anlaşılır ve güvenilir biçimde ulaşması aynı şey olmayabilir. Bu sebeple insanların tek tek ahiretteki hükmünü vermek bize düşmez.
Güç: Kişi gerçekten yapabilir miydi?
Sağlığı, aklı veya imkânı bulunmayan kişiden gücünün dışındaki bir iş istenmez. Gücü olduğu hâlde yapmamakla gerçekten yapamamak aynı değildir. Allah insanın görünürdeki mazeretinin arkasındaki gerçeği de bilir; sahte bahaneyle gerçek aczi birbirinden ayırır.
Bir kimse yardım etmek isteyip elinde hiçbir maddî imkân bulamayabilir. Başka biri büyük servetine rağmen küçük bir yardımı bile esirgeyebilir. Yalnız verilen para miktarına bakılırsa zengin kişi önde görünür; fakat Allah niyeti, fedakârlığı ve imkân oranını birlikte değerlendirir.
Niyet: Kişi neyi amaçladı?
Aynı davranış farklı niyetlerle yapılabilir. Biri insanlara gösteriş için yardım ederken diğeri Allah rızası ve merhametle yardım edebilir. Dışarıdan iki hareket aynı görünse de ahlâkî değerleri aynı değildir. Peygamber Efendimizin “Ameller niyetlere göredir” hadisi, hesabın yalnız görünen sonuçtan ibaret olmadığını öğretir. (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)
İrade: Gerçek bir seçme alanı var mıydı?
Zorla yaptırılan, unutularak veya gerçek bir yanılgıyla yapılan fiil ile bilerek seçilen fiil aynı tutulmaz. Baskının derecesi, korku, tehdit, zihinsel durum ve kişinin önündeki gerçek seçenekler ilâhî ilimde bütünüyle açıktır. İnsan mahkemeleri delil yetersizliğinden yanılabilir; Allah’ın hükmünde bilinmeyen ayrıntı yoktur.
Emanet: Kişiye ne verilmişti?
Çok nimet, çok sorumluluk doğurabilir. Bilgili insan bilgisinden, güçlü insan gücünden, varlıklı insan malından ve yönetici yetkisinden sorulur. Aynı iyiliği yapmak için birinin önünde yüz fırsat, diğerinin önünde yalnız bir fırsat bulunabilir. Hesap yalnız sonuca değil, imkânla davranış arasındaki ilişkiye göre görülür.
Çocuklar ve Akıl Sağlığı Yerinde Olmayanlar Sorumlu mudur?
Peygamber Efendimiz sorumluluğun üç kişiden kaldırıldığını bildirir: Uyanıncaya kadar uyuyan, ergenliğe ulaşıncaya kadar çocuk ve aklı başına gelinceye kadar akıl hastalığı bulunan kişi. (Ebû Dâvûd, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1)
Bu hadis, dinî sorumluluğun yalnız bir bedenin hayatta olmasına değil, anlayabilme ve iradeli biçimde seçebilme gücüne bağlı olduğunu gösterir. Çocuk, yetişkin gibi; aklî melekelerini kullanamayan kişi de sağlıklı bir insan gibi hesaba çekilmez.
Zihinsel ve psikolojik rahatsızlıkların dereceleri farklıdır. Bazı durumlar sorumluluğu tamamen kaldırabilir, bazıları belirli ölçüde azaltabilir, bazıları ise iradeyi ortadan kaldırmaz. Belirli bir kişi hakkında internetten genel bir hüküm vermek doğru değildir. Allah o kişinin rahatsızlığını, bilincini ve gerçek irade alanını herkesten iyi bilir.
İslâm’ı Hiç Duymayan veya Yanlış Tanıyan İnsanların Durumu Nedir?
Bu soru gayb alanına girer ve belirli kişilerin cennetlik ya da cehennemlik olduğunu söylemek insanın yetkisinde değildir. İslâm âlimleri kendisine sahih tebliğ ulaşmayanlar, peygamberler arasında yaşayanlar ve dini yalnız ağır biçimde çarpıtılmış olarak tanıyanlar hakkında farklı açıklamalar yapmıştır.
Ortak güvence şudur: Allah hiçbir insana ulaşmayan bir bilgiyi ulaşmış gibi sayarak haksızlık etmez. “Biz bir resul göndermedikçe azap etmeyiz” ilkesi, uyarı ile sorumluluk arasındaki bağı gösterir. Kişiye hakikatin ne ölçüde ve hangi şartlarda ulaştığını eksiksiz bilen yalnız Allah’tır.
Bu ölçü, “Nasıl olsa herkes mazurdur” demek değildir. Hakikati samimiyetle araştırma imkânı olduğu hâlde kibir, çıkar veya ilgisizlik yüzünden yüz çevirmek de bir tercihtir. Fakat kimin gerçekten yüz çevirdiğini, kimin ulaşamadığını ve kimin ciddi bir engelle karşılaştığını kesin biçimde ayıracak olan ilâhî ilimdir.
Doğuştan Gelen Şartlardan İnsan Sorumlu mudur?
Hiç kimse ailesini, doğduğu ülkeyi, ten rengini, beden yapısını, doğuştan gelen hastalığını veya çocuklukta başına gelenleri seçmez. Bu özellikler kişinin günahı değildir. Kur’an “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” buyurur. (İsrâ 17/15; En‘âm 6/164)
İnsan seçmediği başlangıçtan değil, gücü ve bilgisi ölçüsünde verdiği cevaplardan sorumludur. Zor bir ailede büyüyen kişi, gördüğü yanlışların otomatik olarak suçlusu değildir. Bununla birlikte yetişkinlikte fark ettiği yanlışı değiştirmek için sahip olduğu gerçek imkân ölçüsünde sorumluluk kazanabilir. Başlangıç şartı mazeret ve zorluğun parçasıdır; fakat her durumda iradeyi tamamen yok ettiği de söylenemez.
Burada ince bir denge vardır: İnsanı yaşadığı travma ve yoksunlukları yok sayarak suçlamak zulümdür; bütün iradesini inkâr edip hiçbir değişim imkânı olmadığını söylemek de onu çaresizliğe mahkûm eder. İlâhî adalet, hem yarayı hem de elde kalan gücü tam ölçüsüyle bilir.
Neden Bazı İnsanların İmtihanı Çok Daha Ağır Görünüyor?
Bu sorunun her kişi ve olay için bize açıklanmış tek bir cevabı yoktur. Ağır bir hastalığın, erken kaybın veya savaşın bütün özel hikmetlerini bildiğimizi söyleyemeyiz. Kur’an bize genel ilkeleri bildirir; gayba ait ayrıntılarda kesin konuşmamayı öğretir.
Şunları kesin olarak bilebiliriz:
- Dünya nihai karşılığın eksiksiz dağıtıldığı yer değil, geçici imtihan alanıdır.
- İnsanın yaşadığı her acı kendi günahının cezası değildir.
- Zor şart, kişinin Allah katında değersiz olduğunu göstermez.
- Haksızlığı yapan kişi, mağdurun yaşadığı acının sorumluluğundan kaçamaz.
- Sabır, acıyı inkâr etmek veya yardım istememek değildir.
- Dünyada karşılığı görülmeyen haklar ahirette eksiksiz biçimde ortaya konacaktır.
Peygamberler insanların en seçkinleri oldukları hâlde hastalık, sürgün, iftira, yoksulluk ve yakınlarını kaybetme gibi ağır sınavlar yaşamıştır. Bu gerçek, zorluğun Allah’ın sevmemesinin kanıtı olmadığını tek başına göstermeye yeter.
“Allah Kimseye Gücünden Fazlasını Yüklemez” Acı Çeken İnsana Nasıl Söylenmeli?
Bakara suresinin iki yüz seksen altıncı ayeti bazen yanlış bir teselli cümlesine dönüştürülebiliyor. Ağır acı yaşayan birine “Allah kaldıramayacağın yükü vermez, demek ki dayanırsın” diyerek bütün yardım sorumluluğunu ona bırakmak doğru değildir.
Ayet öncelikle ilâhî yükümlülük ve sorumluluğun kapasiteyi aşmayacağını bildirir. Bu, insanın hiçbir zaman tükenmiş hissetmeyeceği, ağlamayacağı, hastalanmayacağı veya desteğe ihtiyaç duymayacağı anlamına gelmez. Hz. Ya‘kūb üzüntüden gözlerini kaybedecek kadar ağladı; Hz. Eyyûb sıkıntısını Rabbine arz etti. Acıyı dile getirmek imansızlık değildir.
Bu ayeti doğru anlamanın sonucu, acı çekene yüklenmek değil onun yükünü hafifletmektir. Yakınımız zorlanıyorsa dinlemek, maddî yardım sağlamak, güvenliğini korumak ve gerektiğinde uzman desteğine ulaşmasına yardımcı olmak kulluk sorumluluğudur.
Dünyadaki Eksik Adalet Ahirette Nasıl Tamamlanır?
Dünyada nice suç cezasız, nice iyilik karşılıksız kalabilir. Güçlü kişi delilleri saklayabilir, mağdur hakkını alamadan ölebilir ve insanlar birbirlerinin iç dünyasını yanlış değerlendirebilir. Eğer hayat yalnız dünyadan ibaret olsaydı bu eksiklikler son söz olurdu.
Ahiret inancı, adaletin yarım kalmayacağına dair ilâhî güvencedir. Kur’an şöyle buyurur:
Zilzâl suresinde zerre ağırlığınca hayır ve şerrin görüleceği bildirilir. (Zilzâl 99/7-8) Bu hesap yalnız büyük ve görünür işlere bakmaz. Kimsenin fark etmediği fedakârlık, kötülüğe direnmek için verilen iç mücadele, imkânsızlık yüzünden yapılamayan fakat samimiyetle istenen iyilik ve gizlice işlenen haksızlık Allah’ın ilminden çıkmaz.
Ahiret, dünyadaki acıyı “önemsiz” yapmaz; tam tersine hiçbir acının ve hakkın kaybolmayacağını bildirir. İlâhî telâfi bizim bugün bütünüyle kavrayamayacağımız kadar büyüktür. Sonsuz hayat karşısında dünya hayatının kısa oluşu, yaşanan zulmü meşru kılmaz; zalimin hesabını ve mağdurun hakkını ebedî adaletin konusu yapar.
İnsanların Farklılığı Birbirlerine Karşı da İmtihan mıdır?
Evet. Görme engelli kişinin sınavı yalnız engeliyle yaşamak değildir; onu dışlamayan bir toplum kurmak da sağlıklı insanların sınavıdır. Yoksulun darlığı onun sınavıyken, zenginin onu görüp görmemesi zenginin sınavıdır. Çocuğun korunmaya ihtiyacı onun eksikliği değil, yetişkinin merhamet ve sorumluluk alanıdır.
Bu nedenle “Onun imtihanıymış” sözü yardım etmemenin bahanesi olamaz. Bir ev yanarken “Bu ev sahibinin sınavıdır” deyip seyretmek nasıl vicdansızlıksa açlık, şiddet ve haksızlık karşısında yalnız kader konuşmak da yanlıştır. Belki de o insanın sınavındaki yardım kapısı sizsiniz; sizin sınavınız ise kapıyı açıp açmamaktır.
Kur’an’daki zekât, infak, yetimi koruma, borçluya kolaylık gösterme, hastayı ziyaret etme ve mazluma destek olma emirleri farklı şartların toplumsal sorumluluk ürettiğini gösterir. İmtihan inancı insanı pasifleştirmez; adalet ve merhamet için harekete geçirir.
İnsanların Yaptığı Zulüm de Allah’ın İmtihanı Denilerek Geçiştirilebilir mi?
Hayır. Allah’ın insanlara irade vermesi, insanların yaptığı kötülüğü onayladığı anlamına gelmez. Savaş çıkaran, çocuklara zulmeden, çalışanın ücretini gasp eden veya aile içinde şiddet uygulayan kişi kendi tercihiyle günah işler. Mağdurun sabırla sınanması, zalimin suçunu küçültmez.
Bir saldırı hem mağdur için ağır bir sınav hem de saldırgan için özgür iradeyle işlenmiş suç olabilir. Çevredeki insanların müdahale edip etmemesi de üçüncü bir sınavdır. Aynı olayda farklı kişilerin sorumlulukları farklıdır.
“Kaderinde varmış” diyerek suçluyu aklamak, tedbir almamak veya mağduru susturmak dinî değildir. Tevekkül sebepleri terk etmek değil, gerekeni yaptıktan sonra Allah’a güvenmektir. İlâhî imtihana iman etmek hukuku, tedaviyi, eğitimi ve sosyal mücadeleyi gereksiz kılmaz.
Allah İnsanların Görünmeyen Mücadelesini de Değerlendirir mi?
Evet. İnsanlar çoğu zaman yalnız ortaya çıkan davranışı görür, o davranışa ulaşıncaya kadar verilen iç mücadeleyi göremez. Sakin bir ailede güzel ahlâk öğrenen kişiyle çocukluğundan beri şiddet ve hakaret gören kişinin öfkesini kontrol ederken karşılaştığı zorluk aynı olmayabilir. İkisi de haksızlıktan sakınmakla sorumludur; fakat Allah her birinin yarasını, alışkanlığını ve doğruyu seçmek için gösterdiği çabayı bilir.
Bu gerçek günahı günah olmaktan çıkarmaz. Zor geçmiş, başkasına zarar vermenin sınırsız mazereti değildir. Fakat ilâhî hesabın bizim hızlı yargılarımızdan çok daha kapsamlı olduğunu gösterir. Bir insan dışarıdan küçük görünen bir iyiliği yapabilmek için nefsine karşı büyük bir mücadele vermiş olabilir. Bir başkası ise çok daha büyük görünen işi hiçbir fedakârlık yaşamadan yapmış olabilir.
Necm suresinde “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalışması da ileride görülecektir” buyurulur. (Necm 53/39-40) Buradaki çaba, sonucun yanında gayretin de değer taşıdığını düşündürür. Allah yalnız kimin en önde göründüğüne değil, kimin hangi mesafeden ve hangi engelleri aşarak yürüdüğüne de hükmeder.
Bu yüzden mümin başkasını küçümsemekte acele etmez. Kendi kolay yaptığı bir iş, başka biri için uzun bir mücadelenin sonucu olabilir. Aynı şekilde kendi zorluğunu da değersiz saymaz. İnsanların görmediği sabır, haramdan dönmek için verilen mücadele ve her düşüşten sonra yeniden doğrulma Allah’ın ilmindedir.
Farklı İmtihanları Anlatan Günlük Örnekler
Kişiye göre düzenlenen sınav
İki öğrencinin bilgisi ölçülürken birine sağlık durumu sebebiyle ek süre verilebilir. Sorular ve süreler farklı olsa da ölçme adil olabilir; çünkü amaç kâğıtların biçimini eşitlemek değil öğrencinin gerçek cevabını değerlendirmektir.
Ağırlık kaldırma örneği
Bir çocuğa ve yetişkine aynı ağırlığı vermek eşitlik gibi görünür, fakat adalet değildir. Antrenör herkesin kapasitesine göre ağırlık belirler. İlâhî sorumluluğun güçle bağlantılı olması da insanları aynı kalıba sıkıştırmaz.
Şirket bütçesi örneği
Bir çalışana büyük bütçe ve geniş yetki verilmesi onun daha çok sevildiğini değil, daha ayrıntılı hesap vereceğini de gösterebilir. Servet, makam ve bilgi yalnız ödül değil; hesabı genişleten emanetlerdir.
Mahkeme örneği
Adil mahkeme yalnız fiilin meydana geldiğine bakmaz; kastı, zorlamayı, yaşı ve zihinsel yeterliliği de inceler. İnsan mahkemesi bunları her zaman doğru tespit edemeyebilir. Allah ise olayın dışını, içini ve bütün şartlarını bilir.
Koşu parkuru örneği
Biri düz, diğeri yokuşlu parkurda koşan iki kişinin yalnız bitiş sürelerini karşılaştırmak doğru olmaz. Yokuşta daha yavaş ilerleyen kişi daha büyük çaba göstermiş olabilir. İnsanlar sonucu görür; Allah yolu, engeli ve çabayı birlikte bilir.
Bir liralık yardım örneği
Geçiminden artırdığı bir lirayı veren yoksul ile servetinden büyük bir miktar veren zenginin dışarıdan görünen rakamları farklıdır. İlâhî ölçü, yalnız rakama değil fedakârlığın oranına ve kalbin samimiyetine de bakar.
Sık Sorulan Sorular
Herkesin imtihanı mutlaka aynı zorlukta mıdır?
Bunu dünyadan bakarak ölçemeyiz. İmtihanların türü, süresi ve görünürlüğü farklıdır. Dışarıdan kolay görünen servet ve makam büyük bir manevî risk taşıyabilir; açıkça ağır görünen hastalık ise sabır ve yakınlık vesilesi olabilir. Allah hesabı şartlara göre adaletle görür.
Allah neden herkesi aynı ailede ve aynı imkânlarla yaratmadı?
Dünya tek biçimli bir ödül alanı değil, farklı kabiliyet ve ilişkilerin bulunduğu imtihan dünyasıdır. Farklılık yardımlaşma, adalet, merhamet ve sorumluluk alanları doğurur. Ancak bu açıklama insan yapımı eşitsizliği kutsamaz; zulüm ve sömürüyle mücadele etmek de imtihanın parçasıdır.
Daha çok nimeti olanın hesabı daha mı ağırdır?
Daha çok nimet daha geniş sorumluluk doğurur. Malın, bilginin ve yetkinin nerede kullanıldığı sorulur. Fakat kimin hesabının nasıl olacağını kesin biçimde yalnız Allah bilir. Mümin başkasının hesabını tahmin etmek yerine kendi emanetine bakar.
Engelli kişi yapamadığı ibadetlerden sorumlu olur mu?
Dinî yükümlülük güç ve imkâna göre uygulanır. Hastalık ve engelin çeşidine göre ibadetin şekli kolaylaşabilir veya bazı yükümlülükler düşebilir. Belirli durumlarda güvenilir bir din âliminden kişiye özel bilgi alınmalıdır; temel ilke Allah’ın güç yetmeyeni yüklememesidir.
Çocuk yaşta ölen kişi sınava girmeden mi öldü?
Çocuk ergenlik öncesinde dinî sorumluluk taşımaz. Onu yetişkinin hesabına tâbi tutmak söz konusu değildir. Ahiretteki ayrıntılar Allah’ın rahmet ve adaletine aittir; hiçbir çocuk haksızlığa uğratılmayacaktır.
İslâm hakkında yalnız kötü örnekler gören kişi mazur mudur?
Bir kişinin ne ölçüde mazur olduğunu kesin biçimde Allah bilir. Yanlış temsil, tebliğin önünde ciddi engel olabilir; fakat herkesin araştırma imkânı ve niyeti de farklıdır. Bu yüzden belirli insanlara topluca cennetlik veya cehennemlik hükmü verilmez.
Çok acı çekmek çok günahkâr olmak anlamına gelir mi?
Hayır. Peygamberler ağır sınavlar yaşamıştır. Musibet bazen hatanın sonucu, bazen insan zulmü, bazen hayatın tabii düzeni, bazen de derecenin yükselmesine vesile olan sınav olabilir. Belirli bir acının sebebi hakkında vahiy olmadan kesin konuşulamaz.
Allah sonucu biliyorsa farklı imtihanların anlamı nedir?
Allah’ın bilmesi insanı tercihe zorlamaz. İmtihan, Allah’ın bilmediğini öğrenmesi için değil insanın seçiminin fiilen ortaya çıkması, adaletin görünür olması ve kulun kendi yaptıklarıyla karşılaşması içindir. Bilgi sebep, insanın seçimi mecburi sonuç değildir.
İyi niyet tek başına yeterli midir?
Niyet çok önemlidir fakat güç ve imkân bulunduğunda doğru davranışla birleşmelidir. “Kalbim temiz” diyerek bilinen sorumluluğu terk etmek yeterli olmaz. Buna karşılık gerçekten yapamayan veya imkân bulamayan kişinin samimi niyeti Allah’ın ilmindedir.
Bu adaleti dünyada tamamen anlayabilir miyiz?
Temel ilkeleri anlayabiliriz; fakat milyarlarca insanın bütün niyet, bilgi ve şartlarını kuşatan ilâhî hesabın ayrıntısını kavrayamayız. Bilgimizin sınırlı olması adaletin bulunmadığını değil, hüküm verirken ölçülü olmamız gerektiğini gösterir.
Son Söz: Aynı Sorular Değil, Eksiksiz ve Kişiye Özgü Bir Hesap
Dünya hayatında insanlar aynı başlangıç çizgisinde değildir. Fakat ilâhî adalet herkesi aynı çizgideymiş gibi yargılamaz. Her insan kendisine verilenler, karşılaştığı engeller, ulaşan bilgi, taşıdığı niyet ve kullanabildiği irade içinde değerlendirilir.
Allah’ın adaleti bizim eksik mahkemelerimize benzemez. Hiçbir delil kaybolmaz, hiçbir niyet gizli kalmaz, hiçbir gerçek mazeret sahte bahaneyle karışmaz. Bir insanın zerre kadar iyiliği unutulmadığı gibi başkasının günahı da ona yüklenmez.
Bu inanç başkalarının imtihanını küçümsetmez. “Allah ona taşıyacağı yükü vermiş” diyerek kenara çekilmek yerine, “Bu yükü hafifletmek benim imtihanım olabilir” dedirtir. İlâhî adalete iman, insanı dünyada adaletsizliğe razı olmaya değil elinden gelen adaleti kurmaya çağırır.
Sonunda mesele kimin hayatının dışarıdan daha kolay göründüğü değildir. Mesele, herkesin kendisine açılan iyilik kapısından girip girmediğidir. Hükmü verecek olan, bütün yolları ve kalpleri bilen; zerre kadar haksızlık etmeyen Allah’tır.
Allah’ım! Bize verdiğin nimetleri ve sorumlulukları doğru anlamayı nasip et. Gücümüzü aşan yüklerden bizi koru; taşıdığımız yüklerde sabır, hikmet ve yardım ihsan eyle. Başkalarının imtihanını küçümsemekten, acılarını yargılamaktan ve haksızlık karşısında susmaktan bizi uzak tut. Bize ulaşan hakikate samimiyetle uymayı, imkânlarımızı iyilikte kullanmayı ve huzuruna temiz bir kalple çıkmayı nasip eyle. Âmin.
İlgili Makaleler
- Allah Her Şeyi Biliyorsa Neden İmtihan Ediliyoruz?
- Allah Neden Kötülüklere ve Acılara İzin Veriyor?
- Fakirlik ve Zenginlik İmtihanı: Mal Allah’ın Sevgisinin Ölçüsü müdür?
- Allah Sabredenlerle Beraberdir Ne Demek? Sabır Nedir?
- Ebedî Cehennem Adalet midir? Sonsuz Azap Neden Vardır?
Kaynaklar
- Kur’an-ı Kerim: Bakara 2/155-157 ve 286; Nisâ 4/40 ve 165; En‘âm 6/152, 164-165; A‘râf 7/42; İsrâ 17/15; Mü’minûn 23/62; Necm 53/38-41; Hadîd 57/20-23; Mülk 67/2; Müddessir 74/38; Zilzâl 99/7-8.
- Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Îmân, 29; Müslim, İmâre, 155; Îmân, 199-202.
- Ebû Dâvûd, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 16.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Tefsiri: Bakara 284-286; Nisâ 40; En‘âm 161-165; İsrâ 15; Mülk 1-5; Zilzâl 7-8.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, “Sorumluluk” ve “Kolaylık” bölümleri.
- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Adalet”, “İmtihan”, “Ehliyet”, “Mükellef” ve “Fetret” maddeleri.
Kaynak notu: Ahirette belirli kişilerin hükmü ve kendisine sahih tebliğ ulaşmayanların ayrıntılı durumu hakkında İslâm âlimlerinin farklı açıklamaları vardır. Metinde Kur’an’ın kesin ilkeleri aktarılmış, kişiler hakkında cennet veya cehennem hükmü verilmemiştir. Bakara 286. ayet acıyı küçümsemek için değil, ilâhî yükümlülüğün güç ve kapasiteyle bağlantısını açıklamak için kullanılmıştır. Hadis bölüm ve numaraları kullanılan baskıya göre değişebilir.
İslami İçerikler; dua, zikir, tesbihat, Esmâü'l-Hüsnâ, Kur'an-ı Kerim mealleri ve daha birçok İslami içeriğe DuaSitesi.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.