Evrâd-ı Kudsiyye Duası Nedir?

Evrâd-ı Kudsiyye, kulun Rabbiyle olan bağını günün belli vakitlerine ve belli bir disipline bağlayan, süreklilik esasına dayalı manevî bir yolculuktur. Bu dua ve zikirler bütünü; sadece bir istekte bulunma değil, kalbi terbiye etme, nefsi hizaya alma ve ruhu istikrara kavuşturma gayesi taşır.

“Evrâd” kelimesi; düzenli olarak okunan dua, zikir ve yakarışlar anlamına gelir. “Kudsiyye” ise bu evrâdın, kaynağını ihlâs, teslimiyet ve ilahî yakınlıktan almasını ifade eder. Bu yönüyle Evrâd-ı Kudsiyye, kulun hayatına rastgele serpiştirilmiş sözler değil; bilinçli, ölçülü ve devamlı bir yöneliştir.

İslam irfanında süreklilik, az da olsa devamlı olan amelin makbul sayılmasının temelidir. Evrâd-ı Kudsiyye Duası da bu anlayışla okunur. Okuyan kimse, her tekrar edişte sadece dilini değil; niyetini, yönünü ve iç dünyasını da Allah’a çevirir. Zamanla bu evrâd, kulun hayatında bir sükûnet, bir denge ve bir iç disiplin meydana getirir.

Bu makalede Evrâd-ı Kudsiyye Duası’nı:

paylaşacağız.

بِسْـــــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيـمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile..


اَللّٰهُمَّ اَنْتَ الْمَلِكُ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الْحَقُّ الْمُبِينُ

1. Allâhümme ent-el melik-ul hayyul-kayyûmul -hakkul mubiyn.

1. Allah’ım! Sen her şeyin sahibi Melik, Hayat veren Hayy, her şeyi ayakta tutan, zatı ile kaim Kayyum, Hak ve gerçekler gerçeği Mübin’sin.


اَلَّذِى لَا اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ اَنْتَ رَبِّى خَلَقْتَنِى وَاَنَا عَبْدُكَ وَاَنَا عَلىٰ عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَااسْتَطَعْتُ اَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ اَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ وَاَبُوءُ بِذَنْبِى فَغْفِرْلِى ذُنُوبِى فَاِنَّهُ لاَيَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلاَّ اَنْتَ يَا غَفَّارُ يَاغَفُورُ

2. Ellezî lâ ilahe illâ ente * ente Rabbî halakteni ve ene abduke ve ene alâ ahdike ve vâ’dike mestetâ’tu * e’ûzu bike min şerri mâ sanâ’tu ebû’u leke bini’metike aleyye * ve ebû’u bi-zenbî * fağfir-lî zunûbî * fe-innehû lâ yağfir-uz-zunûbe illâ ente. Yâ ğaffâr * Yâ ğafûr

2. Senden başka ilâh yoktur. Sen benim Rabbimsin, beni sen yarattın. Ben ise Senin kulunum. Takatim yettiği kadar Sana verdiğim söz ve vaad üzere kalacağım. Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınıyorum. Üzerimde olan ihsan ve nimetlerini itiraf ettim gibi, günahlarımı da itiraf ediyorum. Günahlarımı bağışla, Senden başka günahları bağışlayan kimse yoktur, Sen Gaffar’sın Sen Gafûr’sun her günahı bağışlarsın.


سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلَا اِلٰهَ اِلاَّ الله ُ وَالله ُ اَكْبَرُ وَلاَحَوْلَ وَلاَقُوَّةَ اِلاَّبِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

3. Subhanallahi vel-hamdu lillâhi ve lâ ilahe illâllahu vallahu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh-il aliy-yil-aziym.

3. Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Hamd ve sena şükür ve ihsan Allah’a mahsustur. Allah’tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden daha büyüktür. Azamet ve haşmetinin dışında, ne menfi ne de müsbet hiçbir şeye güç yetmez.


هُوَ اْلاَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

4. Huvel-evvelu vel-âhiru vez-zâhiru vel-bâtınu ve huve bi-kulli şey’in aliym.

4. O Evvel, Âhir, Zahir, Bâtın’dır. O her şeyi en iyi bilendir.


لَا اِلٰهَ اِلاَّ الله ُ وَحْدَهُ لاَشَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ الْحَىىُّ الَّذِي لاَيَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

5. Lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke lehu-Lehul mulku ve lehul hamdu-yuhyî ve yumîtu ve huvel-hayyullezî lâ yemûtu bi-yedih-il hayru ve huve alâ kulli şey’in kadir.

5. Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir şeriki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd Onadır. Hayatı O verir. Ölümü O verir. Kendisi ölmez daim hayat sahibidir. Hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir.


سُبْحَانَكَ يَاعَظِيمُ الْمُعَظَّمُ

6. Subhaneke yâ aziym-ul-mu’azzamu

6. Ey Ta’zim edilen Azim, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَا قَيُّومُ الْمُكَرَّمُ

7. subhaneke yâ kayyûm-ul mukerremu

7. Ey hürmet edilen Kayyûm, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَابَاعِثُ

8. subhaneke yâ bâ’isu

8. Ey kullarına elçiler gönderen, ölüleri yeniden dirilten Bâis, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَاوَارِثُ

9. subhaneke yâ varisu

9. Ey mülkün ilk ve son sahibi Vâris, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَاقَادِرُ

10. subhaneke yâ kâdîru

10. Ey her şeye gücü yeten Kadir, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَامُقْتَدِرُ

11. Subhâneke yâ muktediru

11. Ey sonsuz kudret sahibi Muktedir, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَاعَالِمَ السِّرِّ وَالْخَفِيَّاتِ

12. subhaneke yâ âlim-es-sırrı vel-hafiyyat

12. Ey sır ve gizli her şeyi bilen Âlim, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَابَاعِثَ مَنْ ﰱِ الْجَدَالَةِ وَالْمُسْمَكَاتِ

13. subhaneke yâ bâ’ise men fil-cedâleti vel musmekâti

13. Ey yer ve göklerdekileri yeniden diriltecek olan Bâis, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَا مَعْبُودَ جَمِيعِ الْخَلاَئِقِ

14. subhaneke yâ ma'bûde cemî-ıl halâ'ikı

14. Ey yaratılan her şeyin, bütün mahlukatın hak Mabudu, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَامُقَدِّرَ الْوَجْدِ وَالصَّوَافِقِ

15. subhaneke yâ mukaddir-el vecdi ves-savâfıkı

15. Ey sevinç ve cezbeyi, keder ve belayı takdir eden zat, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!

سُبْحَانَكَ يَا مَنْ لاَتَطْرَأُ عَلَيْهِ اْلاٰفَاتُ

16. subhaneke yâ men lâ tedra’u aleyh-il âfâtu

16. Ey Kendisine âfet ve musibetler yanaşamayan zat, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَامُكَوِّنَ اْلاَزْمِنَةِ وَاْلاَوْقَاتِ عَلاَ قَدْرُكَ وَتَعَالَيْتَ عَمَّا يَقُولُ الظَّالِمُونَ عُلُوًّا كَـبِيرًا

17. Subhaneke yâ mu-kevvin-el ezmineti vel-evkâti alâ kadruke ve te’âleyta ammâ yekûl-uz-zâlimûne uluvven kebiyrâ.

17. Ey zamanları, vakitleri var eden zat, Kadrin yücedir senin. Zalimlerin dediklerinden son derece üstünsün, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَامُعْتِقَ الرِّقَابِ

18. Subhaneke yâ mû’tik-er-rıkâbe

18. Ey esirleri azat eden zat, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَامُسَبِّبَ اْلاَسْبَابِ

19. subhaneke yâ musebbib-el esbâbi

19. Ey sebepleri yaratan, meydana getiren, müsebbibul esbab, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَاحَىُّ يَا قَيُّومُ الَّذِى لاَيَمُوتُ

20. subhaneke yâ hayyu yâ kayyûmullezî lâ yemûtu

20. Ey mutlak, zatî, ezelî ve ebedî hayat sahibi olan Hayy ve her şeyi ayakta tutan, kendisi ise zatiyle kaim olan, hiç ölmeyen Kayyûm, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَا اِلهِٰى وَاِلٰهَ النَّاسُوتِ

21. subhâneke yâ ilâhi ve ilâh-en-nâsûti

21. Ey benim ve bütün insanların İlâh ve mabudu!


خَلَقْتَنَارَبَّنَا بِيَدِكَ وَفَضَّلْتَنَا عَلىٰ كَـثِيرٍ مِنْ خَلْقِكَ فَلَكَ الْحَمْدُ وَالنَّعْمَآءُ وَلَكَ الطَّوْلُ وَاْلاٰلَاءُ

22. halaktenâ Rabbenâ bi-yedike ve feddaltenâ alâ kesiyrin min halkıke felek-el hamdu ven-na’ma’u ve le-ket-tavlu vel-alâ’u

22. Ey Rabbimiz! Bizi kudret elinle yarattın, birçok yaratıklardan üstün kıldın. Hamd ve nimetler ancak senindir, Sana döner, bolluklar, minnetler fazıl ve keremler ancak sana mahsustur.


تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ نَسْتَغْفِرُكَ وَنَتُوبُ اِلَيْكَ

23. tebârekte Rabbenâ ve te’âleyte nes-tağfiruke ve netûbu ileyke.

23. Şanın pek yücedir, sonsuz derece üstünsün, Senden mağfiret diliyoruz, Sana döndük, Sana geldik tevbe ediyoruz.


اَللّٰهُمَّ اَنْتَ اْلاَوَّلُ فَلاَ شَىْءَ قَبْلَكَ

24. Allâhumme entel evvelu felâ şey’e kableke

24. Allah’ım! Sen evvelsin; başlangıcın yoktur. Sen’den önce hiçbir şey yoktu, olamaz.


وَاَنْتَ اْلاٰخِرُ فَلاَ شَىْءَ بَعْدَكَ

25. ve ent-el-âhiru felâ şey’e bâ’deke

25. Sen Âhir’sin! Sonsuzsun; Senden sonra hiçbir şey yoktur, asla olamaz.


وَاَنْتَ الظَّاهِرُ فَلاَ شَىْءَ يُشْبِهُكَ

26. ve ent-ez-zâhiru felâ şey’e yuşbihuke

26. Sen Zâhir’sin; varlığın her şeyden daha aşikâr ve açıktır.


وَاَنْتَ الْبَاطِنُ فَلاَ شَىْءَ يَرَاكَ

27. ve ent-el bâtınu felâ şey’e yerâke

27. Sen Bâtınsın, her şeyden daha ötesin, hiçbir şey Seni göremez.


وَاَنْتَ الْوَاحِدُ بِلاَ كَثيِرٍ

28. Ve entel vâhidu bilâ kesiyrin

28. Sen çokluğu olmayan Bir’sin.


وَاَنْتَ الْقَادِرُ بِلاَ وَزِيرٍ

29. ve ent-el kâdiru bilâ veziyrin

29. Sen yardımcısı bulunmayan Kudret sahibisin.


وَاَنْتَ الْمُدَبِّرُ بِلاَ مُشِيرٍ

30. ve entel mudebbiru bilâ muşiyrin

30. Sen kimsenin irşad ve yol göstermesine muhtaç olmadan her şeyi tedbir edensin.

قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتيِ الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْء ٍقَدِيرٌ

31. Kulillâhumme mâlik-el-mulki tu’til-mulke men teşâ’u ve tenzi’ul-mulke mimmen teşâ’u ve tu’izzu men teşâ’u ve tuzillu men teşâ’u bi-yedik-el hayru inneke alâ kulli şey’in kadir.

31. De ki: “Ey mülk ve hâkimiyet sahibi Allah’ım” Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden onu çeker alırsın. Dilediğini aziz dilediğini zelil kılarsın. Her türlü hayır Sen’in elindedir. Sen her şeye kadirsin.


تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَار ِوَ تُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

32. Tûlic-ul leyle fin-nehâri ve tûlic-un-nehâre fil-leyli ve tuhric-ul hayye min-el-meyyiti ve tuhric-ul meyyite min-el hayyi ve terzuku men teşâ’u bi-gayri hisâb.

32. Geceyi gündüze katarsın, gündüzü geceye katarsın. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğini de hesapsız şekilde rızıklandırırsın


سُبْحَانَكَ يَا مَنِ احْتَجَبَ فِى اْلاُولىٰ عَنْ جَمِيعِ الْوَرٰى

33. Subhaneke yâ menıhte-cebe fil-ulâ an cemi-il verâ.

33. Ey dünyada kendini bütün yaratıklardan perdeleyen, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَا مَنْ تَرَدّٰى بِالْوَقَارِ وَاْلكِبْرِيَاءِ

34. Subhâneke yâ men teraddê bil-vekâri vel-kibriyâi.

34. Ey vakar ve kibriya perdesine bürünen, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَا مَالِكَ جَمِيعِ اْلاَشْيَاءِ

35. Subhâneke yâ mâlike cemi-il eşya.

35. Ey her şeyin sahibi, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَامَنْ تَعَزَّزَ بِالْقُدْرَةِ وَالْعُلىٰ وَيَا مَنْ يَعْلَمُ مَافِى الضَّوَاخِي السَّبْعِ وَالْحُسْنٰى

36. Subhâneke yâ men te’azzeze bil-kudreti vel-ûlâ. Subhâneke yâ men yâ’lemu mâ fid-davahis-seb’i vel-husnâ.

36. Ey sonsuz kudret ve yüceliği ile izzeti tezahür eden. Ey yedi kat gök ve güzellikler yeri olan Cennette olanları bilen, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


وَيَا مَنْ يَعْلَمُ مَايَتَلَجْلَجُ فِى الصُّدُورِ وَ اْلاَحْشَاءِ

37. ve yâ men yâ’lemu mâ yeteleclecu fis-sudûri vel-ahşâi

37. Ey kalplerden geçenleri, içlerde dönüp dolaşanları bilen, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


وَيَا مَنْ شَرَّفَ الْعَرُوضَ عَلَى الْمُدَنِ وَالْقُرٰى

38. Subhâneke yâ men şerrafel-aruda alel-mudeni vel-kurâ

38. Mekke ve Medine havalisini bütün şehir ve köylere üstün kılan, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَا مَنْ يَعْلَمُ مَا تَحْتَ الْجَبُوبِ وَالثَّرٰى

39. Subhâneke yâ men yâ’lemu mâ taht-el cebûbi ves-serâ.

39. Ey yer ve toprak altındakileri bilen, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


سُبْحَانَكَ يَا مَنْ تَعَالىٰ وَلَطُفَ عَنْ اَنْ يُرٰى

40. Subhâneke yâ men teâlâ ve latufe an en yurâ.

40. Ey görünmekten yüce ve lâtif olan, Sen her türlü ayıp ve noksandan münezzehsin!


تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ لاَرَبَّ غَيْرُكَ وَلاَ قَاهِرَ سِوَاكَ

41. Tebârekte Rabbenâ ve te’âleyte lâ Rabbe ğayruke ve lâ kahira si-vâke.

41. Ey Rabbimiz! Hayır ve bereket sahibisin. Sen sonsuz derece yüce ve üstünsün, Senden başka Rab yoktur, Senden başka galebe ve kahrıyla herkesi dize getiren Kahir de yoktur.


اَلّلٰهُمَّ اَنْتَ الْمُنْعِمُ الْمُفْضِلُ الْمُقِيلُ الشَّكُورُ

42. Allâhumme entel mun’ım-ul mufdıl-ul mukiyl-uş-şekûr.

42. Allah’ım! Sensin nimet veren, lütufta bulunan, tafdil eden, yanlışlara düşmekten kurtaran, yapılan şükrün karşılığını en iyi veren.


وَاَشْهَدُ اَنَّكَ اَنْتَ الله الَّذِى لاَ اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ * اَنْتَ رَبِّى وَرَبُّ كُلِّ شَيْءٍ فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَلِىُّ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ

43. Ve eşhedu enneke entallâhullezî lâ ilâhe illâ ente * ente Rabbî ve Rabbu kulli şey’in fâtır-us-semâvati vel-ardi âlim-ul gaybi veş-şehâdet-il-aliyyul kebir-ul mute’âli.

43. Şahitlik ederim ki: Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur. Sen benim ve her şeyin Rabbisin. Gökleri ve yeri örneksiz yaratan, inşa eden sensin. Gayb ve şehadeti en iyi bilen Sensin. Yücesin, büyüksün, üstünsün.


طٰهٰ طٰسۤمۤ طٰسۤ يٰسۤ حٰمۤ عۤسۤقۤ ﴿﴾ مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لاَيَبْغِيَانِ

44. Tâ-hê... Tâ’sîn-mîm..Tâ-sin..Yâ-sîn..Hâ-mîm...Âyn-sîn-kâf.. Merac-el bahreyni yeltekkıyyâni beynehumâ berzahun lâ yebğıyân.

44. Tâ hâ, Tâ sin mim, Tâ sin, Yâ sin, Hâ mim, Ayn sin kaf. O iki denizi salıverdi, buluşuyorlar. Fakat aralarında engel vardır, birbirine karışmazlar.


اَلله ُلَا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْحَيُّ اْلقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي اْلأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ اِلاَّ بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

45. Allâhu lâ ilahe illâ huvel-hayyul kayyûmu lâ te’hu-zuhu sinetun ve lâ nevm.. Lehû mâ fis-semâvati ve mâ fil-ardi men-zellezî yeşfe’u indehû illâ bi-iznihi yâ’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yuhitûne bi-şey’in min ılmihî illâ bi-mâ şâ’e vesia kursiyyuhus-semâvati vel-arda ve lâ ye’ûduhû hıfzuhumâ ve huvel-aliyyul-aziym.

45. O Allah ki kendisinden başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyum’dur kendisini ne bir uyuklama ne uyku tutamaz. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan katında kim şefaat edebilir. Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Onun yarattıkları ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez. O Alî’dir, Uludur. O Azimdir, azamet sahibidir.

حٰمۤ حٰمۤ حٰمۤ حٰمۤ حٰمۤ حٰمۤ حٰمۤ حُمَّ اْلاَمْرُ وَجَاءَ النَّصْرُفَعَلَيْنَا لاَيُنْصَرُونَ

46. Hâ-mîm Hâ-mîm Hâ-mîm Hâ-mîm Hâ-mîm. Ha¬mîm Hâ-mîm Hummel-emru ve câ’en-nasru fe-aleynâ lâ yunsarûn.

46. Hâ mim… Hâ mim… Hâ mim… Hâ mim… Hâ mim… Hâ mim… Hâ mim… İş tamamlandı, zafer geldi, düşmanlar bize asla gâlib gelemezler.


حٰمۤ ﴿﴾ تَنْزيِلُ الْكِتَابِ مِنَ اللهِ الْعَزيِزِ الْعَليِمِ ﴿﴾ غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِى الطَّوْلِ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ اِلَيْهِ الْمَصِيرُ

47. Hâ-mîm * Tenzîl-ul-kitâbi minAllâh-il-aziz-il-aliym * Ğâfir-iz-zenbi ve kâbil-it-tevbi şedîd-il-i kâbi zit-tavli lâ ilâhe illâ huve ileyh-il-masiyr.

47. Hâ mim… bu kitap izzet sahibi olan Aziz, ilim sahibi olan Alîm olan Allah tarafından indirilmiştir. O günahları bağışlayan, tevbeleri kabul buyuran, azabı pek şiddetli ve fazlı bol olandır O’ndan başka ilâh yoktur. Dönüş O’nadır.


يَفْعَلُ الله ُ مَا يَشَآءُ بِقُدْرَتِهِ ﴿﴾ وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُبِعِزَّتِهِ

48. Yef al’ullâhu mâ yeşâ’u bi-kudretihi *v e yahkûmu mâ yurîdu bi-ızzetihi

48. Allah dilerse kudretiyle her şeyi yapar, izzetiyle her hükmü verir.


وَلاَمُنَازِعَ لَهُ فِى جَبَرُوتِهِ ﴿﴾ وَلاَشَرِيكَ لَهُ فِى مُلْكِهِ

49. ve lâ munâzia lehû fî ceberûtihi *ve lâ şerîke lehû fi mulkihi.

49. Hâkimiyet ve her şeyi zabt u rabt altında tutmasında rakibi yoktur, kimse O’na karşı gelemez.


سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ لاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ ﴿﴾ مَاشَاءَ اللهُ كَانَ وَمَا لَمْ يَشَاْ لَمْ يَكُنْ

50. Subhanallahi ve bi-hamdihi Lâ kuvvete illâ billahi * mâşâ’allâhu kâne vemâ lem yeşe’ lem yekun

50. Allah’ı layık olmadığı her türlü şeyden tenzih eder, O’na layık hamd ederiz. Onun kuvvet ve yardımı olmadan, hiçbir şeye gücümüz yetmez. O dilerse her şey olur. Dilemezse hiçbir şey olmaz.


اَعْلَمُ اَنَّ اللهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

51. â’lemu ennallâhe alâ kulli şey’in kadîrun

51. Biliyorum Allah her şeye kadirdir,


وَاَنَّ اللهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًا ﴿﴾ وَاَحْصٰى كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًا

52. ve ennallâhe kad ehâta bi-kulli şeyin ilmen. * ve ehsâ kulle şey'in adedê

52. Allah ilmi ile her şeyi ihata eden, her şeyi her şe’niyle bilendir. Bilinen bilinmeyen her şeyin sayısını bilen, hesabını yapandır.


اَللّٰهُمَّ لاَ تَقْتُلْنَا بِغَضَبِكَ ﴿﴾ وَلاَتُهْلِكْنَا بِمَثُلاَتِكَ ﴿﴾ وَعَافِنَا قَبْلَ ذٰلِكَ ﴿﴾ يَآاَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

53. ve ehsâ kulle şey'in adedê Allâhumme lâ laktulnâ bi-gadabike * ve lâ tuhliknâ bi-mesulâtike * ve âfina kable zâlike*Yâ erhamer-râhimîn.

53. Allah’ım! Bizi gazabınla öldürme, azabınla helak etme. Ondan önce bizi affet, Senden öte merhamet eden kimse yoktur, Sen Erhamürrahiminsin.


سُبْحَانَ اللهِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ

54. Subhânellâhil-melik-il kuddûsi

54. Bütün mevcudatın mutlak maliki, Zat-ı akdesi, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz.


سُبْحَانَ ذِى الْمُلْكِ وَالْمَلَكُوتِ

55. Subhâne zil-mulki vel-melekûti

55. Mülk ve melekût âlemlerinin sahibi olan Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz.


سُبْحَانَ ذِى الْعِزَّةِ وَالْعَظَمَةِ وَالْهَيْبَةِ وَالْقُدْرَةِ وَالْكِبْرِيَاءِ وَالْجَلاَلِ وَالْجَمَالِ وَالْكَمَالِ وَالْبَقَاءِ وَالسُّلْطَانِ وَالْجَبَرُوتِ

56. Subhâne zil-ız-zeti vel-azameti vel-heybeti vel-kudrati vel-kibriyâi vel celâli vel cemâli vel kemâli vel bekâi ves-sultâni vel-ceberûti

56. İzzet, azamet, heybet, kudret, kibriya (büyüklük) celal (yücelik), cemal (güzellik), kemal (mükemmellik), beka, saltanat, ceberut (hâkimiyet) sahibi Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz.


سُبْحَانَ الْمَلِكِ الْحَىِّ الَّذِى لاَيَنَامُ وَلاَيَمُوتُ اَبَدًا بَاقِيًا دَائِمًا ﴿﴾ سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

57. Subhânel melik-il hayyillezî lâ yenâmu ve lâ yemûtu ebeden bâkıyen dâimen. * Subbûhun kuddûsun Rabbunâ ve Rabbul melâ’iketi verrûh

57. Her şeyin sahibi, hükümdarı Melîk, uyumayan ve ebediyyen ölmeyen, daim baki kalan Hayy, bütün mevcudatın tesbih ettiği, Rabbimiz ve bütün melâikelerin Rabbi, Cebrail’in Rabbi olan Zat-ı Akdesi, noksan sıfatlardan tenzih ederiz.


اَللّٰهُمَّ عَلِّمْنَامِنْ عِلْمِكَ ﴿﴾ وَفَهِّمْنَا عَنْكَ ﴿﴾ وَقَلِّدْنَا بِصَمْصَامِ نَصْرِكَ

58. Allâhumme allimnâ min ılmike * ve fehhimnâ anke *ve kallidnâ bi-samsâmi nasrike

58. Allah’ım! Bize ilminden bir şeyler öğrenmeyi nasip et. Bize kendini bildir, Seni tanıyalım, Seni bilelim. Boynumuza yardımının, nusretinin keskin kılıncını tak.


اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا لَكَ شَاكِرًا * وَلَكَ ذَاكِرًا * وَلَكَ رَاهِبًا * وَلَكَ مِطْوَاعًا * وَلَكَ مُخْبِتًا * وَاِلَيْكَ اَوّاَهًا مُنِيبًا

59. Allâhummec’alnâ leke şâkiran * ve leke zâ-kiran * ve leke râhiben * ve leke mitvêan ve leke muh biten ve ileyke evvâhen muniybâ.

59. Allah’ım! Bizim her birimizi, Sana şükreden, Seni zikreden, Azabından korkarak, günah ve isyandan sana kaçan, Senin emirlerine itaat eden, Sana boyun eğen, Sana niyaz edip yalvaran, Sana yönelip tevbe edenlerden kıl


اَلّلٰهُمَّ تَقَبَّلْ تَوْبَتَنَا * وَاغْسِلْ حَوْبَتَنَا * وَسَدِّدْ مَقَاوِلَنَا * وَاسْلُلْ سَخِيمَةَ صُدُورِناَ * وَاَذْهِبِ الذَّحْلَ وَالرَّانَ وَاْلاِحْنَةَ مِنْ قُلُوبِنَا

60. Allâhumme tekabbel tevbetenâ* vağsil havbetenâ * ve seddid makâvilenâ * veslul sehîmete sudûrinâ * ve ezhib-iz-zahle ver-râne vel-ıhnete min kulûbinâ.

60. Allah’ım! tevbemizi kabul buyur, günahlarımızı izale edip bizleri tertemiz eyle, bizleri sözlerimizde yanılmadan muhafaza edip doğru kıl, göğsümüzdeki kötülükleri, kinleri söküp at, kalplerimizdeki düşmanlık, kin ve katılığı gider.

اَللّٰهُمَّ اِنَّا نَعُوذُبِكَ مِنْ جُدَاعِ الْفُجْاَةِ وَمِنْ حَرْقِ الْمَاْنُوسَةِ

61. Allâhumme innâ ne’ûzu bike min cudâ’il-fuc’eti ve min hark-il me’nûseti

61. Allah’ım! ani ölümlerden, yangınlardan Sana sığınırız.


وَمِنَ اْلاِلْحَادِ وَالْغِرَّةِ وَمِنَ الْجَمِّ وَالْعَنَةِ وَمِنَ اْلاُمُورِ الْمُطَمِّرَاتِ

62. ve min-el-ilhâdi vel-ğırrati ve min-el-cem-mi vel’aneti ve min-el-umûril mutammirâti.

62. Şirkten, doğru yoldan sapmaktan, gafletten, azgınlıktan, günahlardan, aşırı borçtan, yanlışlıktan, zorluktan, sıkıntıdan, helak edici gizli felâketlerden sana sığınırız.


اَللّٰهُمَّ اقْسِمْ لَنَا مِنْ خَشْيَتِكَ مَاتَحُولُ بِهِ بَيْنَنَا وَ بَيْنَ مَعَاصِيكَ وَ مِنْ طَاعَتِكَ مَا تُدْخِلُنَا وَ تُبَلِّغُنَا بِهِ اِلىٰ حَظِيرَةِ الْقُدْسِ وَمِنَ الْيَقِينِ مَاتُهَوِّنُ بِهِ عَلَيْنَا مُصِيبَاتِ الدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةِ

63. Allâhummaksim lenâ min haşyetike mâ tehûlu bihî beynenâ ve beyne me’âsîke ve min tâ’atike mâ tudhılunâ ve tubelliğunâ bih'i ilâ hazî-rat-il kudsi ve min-el-yakîni mâ tuhevvinu bihî aleynâ musîbât-id-dunya vel-âhirati

63. Allah’ım! Bizlere Senden korkmayı nasip eyle ki, o korkuyla bizi Sana karşı isyandan alıkoyasın ve Sana itaati nasip eyle ki, o itaatle bizi huzuruna alıp Cennetine koyasın ve kuvvetli imanı ihsan eyle ki, o iman ile bizlere dünya ve ahiret musibetlerini hafifleştiresin.


وَاحْشُرْنَا مَعَ خَيْرِ اْلاَشَاوِذِ وَمَتِّعْنَا بِاَسْمَاعِنَا وَاَبْصَارِنَا وَقُوَّتِنَا مَااَحْيَيْتَنَا وَاجْعَلْهُ الْوَارِثَ مِنَّا وَاجْعَلْ ثَاْرَنَا عَلىٰ مَنْ ظَلَمَنَا وَانْصُرْنَا عَلىٰ مَنْ عَادَانَا وَاغْفِرْ خَطَايَانَا وَاكْشِفْ رَزَايَانَا وَاشْفِ مَرْضٰينَا ﴿﴾ وَنَوِّرْ جُؤْشُوشَنَا وَاقْضِ اَوْطَارَنَا وَارْحَمْ نَاجِلَيْنَا وَلاَتَجْعَلِ الْعَاجِلَةَ اَكْبَرَ هَمِّنَا وَلاَمَبْلَغَ عِلْمِنَا وَلاَتَجْعَلْ مُصِيبَتَنَا فِى دِينِنَا وَدُنْيَانَا وَلاَتُسَلِّطْ عَلَيْنَا بِذُنُوبِنَا مَنْ لاَيَرْحَمُنَا وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

64. vahşurnâ me’a hayr-il-eşâvizi ve mettı'nâ bi-esmê’ina ve ebsârinâ ve kuvvetinâ mâ ahyeytenâ vec’alhul-vârise minnâ vec’al se'ranê alâ men zalemenâ vensurnâ alâ men âdenâ vağfir hatâyânâ vek-şif razêyênâ Veşfi merdanâ ve nevvir cu’şûşenâ vak-dı evtârenâ verham nâcileynâ ve lâ tec’al-il âcilete ekbera hemminâ ve lâ mebleğa ılminâ ve lâ tec’al musîybetenâ fî dîninâ ve dunyênê ve lâ tusallit aleynâ bi-zunubinâ men lâ yerhamunâ ver-zuknâ ve ente erham-ur-râhimîyn.

64. Bizleri en hayırlı insanlarla birlikte hasret. Hayatımızın sonuna kadar kulaklarımıza, gözlerimize sağlık ve selamet ver, kuvvetten bizi düşürme. Onlarla kazanacağımız hayırları arkamızdan bizlere vâris eyle. Bize zulmedenlerden intikamımız Sen al. Bizleri düşmanlarımıza galip kıl. Hata ve günahlarımızı bağışla. Musibetlerimizi bertaraf eyle. Hastalarımıza şifa ver. Gönlümüze nur bahş eyle. Her türlü ihtiyaçlarımızı gider. Ana ve babalarımıza ve neslimize merhamet et. Bu geçici dünyayı en büyük maksadımız yapma ve ilmimizin ve düşüncemizin son hedefi ve gayesi eyleme. Bize dinî ve dünyevî musibet verme. Günahlarımızdan dolayı bize merhamet etmeyecekleri musallat etme. Bizi rızıklandır, Sen’in merhametinden öte merhamet yoktur Çünkü Sen Erhamürrahiminsin.


اَللّٰهُمَّ اِنَّا نَسْئَلُكَ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِكَ تَهْدِى بِهَا رَوْعَنَا وَتَلُمُّ بِهَا شَعْثَنَا وَتَجْمَعُ بِهَا شَمْلَنَا وَتَشْفِى بِهَا مَرِيضَنَا وَتُزَكِّى بِهَا اَعْمَالَنَا وَاَوْقَاتَنَا وَتُلْهِمُنَا بِهَا رُشْدَنَا

65. Allâhumme innâ nes’eluke rahmeten min ındike tehdî bihê rûanê ve tellumu bihê şâ’şenâ ve tecmeu bihê şemlenê ve teşfiî bihê merîdanê ve tuzekkî bihê ea’mâlenâ ve tulhimunâ bihê ruşdenê.

65. Allah’ım! Senden, öyle bir merhamet diliyoruz ki, onunla korku ve ürpermemizi huzura kavuştur, dağınıklığımızı toparla, aramızda olan ayrılıkları gider, bizi bir araya getir, hastalarımıza şifa ihsan eyle, amellerimizi, işlerimizi ve vakitlerimizi safi ve halis kıl, bereketli yap.


اَللّٰهُمَّ اِنَّا نَسْئَلُكَ بِصَمَدَانِيَّتِكَ وَبِوَحْدَانِيَّتِكَ وَبِفَرْدَانِيَّتِكَ وَبِعِزَّتِكَ الْبَاهِرَةِ وَبِرَحْمَتِكَ الْوَاسِعَةِ اَنْ تَجْعَلَ لَنَا نُورًا فِى مَسَامِعِنَا وَنُورًا فِى اَعْيُنِنَا وَنُورًا فِى اَجْدَاثِنَا وَنُورًا فِى قُلُوبِنَا وَنُورًا فِى حَوَاسِّنَا وَنُورًا فِى نَسَمِنَا وَنُورًا مِنْ بَيْنِ اَيْدِينَا

66. Allâhumme innâ nes’eluke bi-samedâniyyetike ve bi-vahdâniyyetike ve bi-ferdâniyyetike ve bi-ızzetik-el-bâhirati ve bi-rahmetik-el-vâsi’ati en tec’ale lenâ nûren fî mesâmi’ınâ ve nûren fi ea’yuninâ ve nûren fi ecdâsinâ ve nûran fî kulûbinâ ve nûren fi havâssinâ ve nûren fi neseminâ ve nûren min, beyni eydiynâ.

66. Allah’ım! Senden hiç bir şeye muhtaç olmadığın, herkesin ihtiyacını verdiğin Samedaniyetinin ve zatında birliğini ifade eden Vahdaniyetinin ve sıfatında tekliğini bildiren Ferdaniyetinin ve apaçık İzzetinin ve geniş Rahmetinin hürmetine kulaklarımıza nur, gözümüze nur, kabrimize nur, kalbimize nur, bütün his ve duygularımıza nur, ruhumuza nur, önümüzde giden bir nur ihsan eyle.


اَلّلٰهُمَّ زِدْنَا عِلْمًا وَنُورًا وَحِلْمًا واٰتِنَا نِعْمَةً ظَاهِرَةً وَنِعْمَةً بَاطِنَةً

67. Allâhumme zidnâ ilmen ve nûren ve hılmen ve êtinâ nı’meten zâhiraten ve nı’meten bâtineten.

67. Allah’ım! Bize verdiğin ilmi ve nuru ve hilmi arttır. Bize bilinen zahirî ve bilinmeyen bâtıni nimetler ver.


حَسْبُنَا اللهُ لِدِينِنَا ﴿﴾ حَسْبُنَا اللهُ لِدُنْيَانَا ﴿﴾ حَسْبُنَا الله ُ الْكَرِيمُ لِمَا اَهَمَّنَا ﴿﴾ حَسْبُنَا اللهُ الْحَلِيمُ الْقَوِيُّ لِمَنْ بَغٰى عَلَيْنَا ﴿﴾ حَسْبُنَا الله ُ الشَّدِيدُ لِمَنْ كَادَنَا بِسُوءٍ

68. Hasbunallâhu li-dîninâ.. * Hasbunallâhu li-dunyânâ. * Hasbunallâh-ul-kerîmu limâ ehemmenâ. * Hasbunallâh-ul-halîm-ul-kaviyyu limen beğâ aleynâ. * Hasbunallâh-uş-şedîdu limen kêdenâ bi-sû’in.

68. Dinimizi korumak için Allah bize yeter. Dünyamızı kazanmak için Allah bize kâfidir. Tedirgin olduğumuz kaygılandığımız her şeye karşı kerem sahibi Allah bize yeter. Tuğyan edip bize karşı gelenlere, vakti merhunu gelene kadar hilim ile davranan sonsuz kuvvet sahibi Allah bize yeter. Kötü maksatla bize zarar vermeye kalkışanlara azabı şiddetli olan Allah bize yeter.


حَسْبُنَا اللهُ الرَّحِيمُ عِنْدَ السَّامِ ﴿﴾ حَسْبُنَا اللهُ الرَّؤُفُ عِنْدَ الْمَسْئَلَةِ فِى الْجَدَثِ ﴿﴾ حَسْبُنَا اللهُ الْكَرِيم ُ عِنْدَ الْحِسَابِ ﴿﴾ حَسْبُنَا اللهُ اللَّطِيفُ عِنْدَ الْمِيزَانِ ﴿﴾ حَسْبُنَا اللهُ الْحَكِيمُ عِنْدَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ ﴿﴾ حَسْبُنَا اللهُ الْقَدِيرُ عِنْدَ الصِّرَاطِ

69. Hasbunallâh-ur-rahîmu ınd-es-sâme. * Hasbu-nallâh-ur-râ’ûfu ınd-el mes’eleti fil-cedesi.. * Hasbunallâh-ul-kerimu ind-el-hisâbi * Hasbunallâh-ul-latîfu ind-el-mîzani.. * Hasbunallâh-ul hakîmu ındel cenneti ven-nâr * Hasbunallâh-ul-kadîru ind-es-sı-rati.

69. Ölüm esnasında hususî rahmet sahibi Rahîm olan Allah bize yeter. Kabirde sorguya çekilirken hususî şefkat sahibi Rauf olan Allah bize yeter. Kıyamet günü hesap verirken Kerim olan Allah bize yeter. Amellerin mizanda tartıldığında yumuşak davranan Latif olan Allah yeter. Cennet ve Cehenneme varırken hikmet sahibi Hakîm olan Allah bize yeter. Sırat köprüsünden geçerken kudret sahibi Kadîr olan Allah bize yeter.


حَسْبِيَ اللهُ لَا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

70. Hasbiyallâhu lâ ilahe illâ huve aleyhi tevekkeltu ve huve Rabbul arş-il-aziym.

70. Allah bana yeter. Ondan başka ilâh yoktur. O’na tevekkül ettim. O Arş-ı Âzam’ın Rabbidir.


مَرْحَبًا مَرْحَبًا بِالصَّبَاحِ وَبِالْيَوْمِ الْجَدِيدِ ﴿﴾ وَبِاْلاِبَّانِ وَبِالْفَيْنَةِ السَّعِيدِ ﴿﴾ وَبِالسَّافِرِ وَالشَّهِيدِ ﴿﴾ اُكْتُبْ لَنَا مَانَقُولُ

71. Merhaben merhaben bis-sabâhi vebil-yevm-il-cedîdi * ve bil-ibbâni vebil feynet-is-saîd ve bis-sâfiri veş-şehîdi * uktub lenâ mâ nekûlu

71. Hoş geldin merhaba ey sabah ve ey yeni gün! Hoş geldin ey vakit, ey mutlu saat. Zaman sana geniş ve mutlu olsun ey yoluna ravan yolcu ve ey hazır bulunan kardeş. Rabbim bize şu söylediğimiz dilekleri yaz.


بِسْمِ اللهِ الْحَمِيدِ الْمَجِيدِ الرَّفِيعِ الْوَدُودِ الْمُحِيطِ الْفَعَّالِ فِى خَلْقِهِ لِمَا يُرِيدُ

72. Bismillah-il hamîd-il mecîd-ir Rafî-il vedûd-il muhît-il fa’al-i fî halkıhî limâ yurîd.

72. Her senaya lâyık olan, ancak kendisine hamd ve sena olunan, bütün varlıkların hâl ve kâl dilleriyle övülen Hamid, şanı yüce, kadri büyük, Zatı şerefli, işleri güzel, ihsanı hudûdsuz azîmüşşan olan Mecîd, bütün mertebeler elinde bulunan, istediğini istediği yere yükselten, sınırsız yüce olan Ref, çok seven ve sevdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en çok lâyık olan Vedûd, her şeyi kuşatan Muhît, mahlûkatına karşı irade ettiği her şeyi yapan Faal olan Allah’ın adıyla başlıyorum.


وَهُوَ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

73. Ve huve ekrabu ileyhi min habl-il-verîd.

73. O yarattığı her canlıya şah damarından daha yakındır.


اَصْبَحْنَا بِاللهِ مُؤْمِنًا ﴿﴾ وَبِلِقَائِهِ مُصَدِّقًا ﴿﴾ وَبِحُجَّتِهِ مُعْتَرِفًا ﴿﴾ وَلِسِوَى اللهِ فِى اْلاُلُوهِيَّةِ جَاحِدًا ﴿﴾ وَعَلَ اللهِ مُتَوَكِّلاً

74. Esbahnâ billâhi mu’minen * ve bi-likâ’ihi musaddikan * ve bi-huccetihî mû’terifen * ve lisivallâhi fil-ulûhiyyeti câhiden * ve alellâhi mutevekkilen

74. Allah’a imanla, Ona kavuşacağımıza tasdikle, bize göstermiş olduğu delil ve hüccetleri kabul ederek sabahladık, Allah’tan başka ilâh ve mabud tanımayız, Onun dışında bütün ilâhların batıl olduğuna inanır, sadece Allah’a tevekkül ederiz.


نُشْهِدُ اللهَ وَنُشْهِدُ مَلاٰئِكَتَهُ وَكُتُبَهُ وَاَنْبِيَائَهُ وَحَمَلَةَ عَرْشِهِ بِاَنَّهُ هُوَ اللهُ الَّذِي لَا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ وَحْدَهُ لاَشَرِيكَ لَهُ

75. nuşhidullâhe ve nuşhidu melâ’iketehu ve kutubehu ve enbiyâ’e-hu ve hamelete arşihi * Bi ennehu huvallâhullezî lâ-ilâhe illâ huve vahdehu lâ şerîke leh

75. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini, arşını taşıyan meleklerini, şahit olarak gösteririz ki, O Hak ilâhtır, Ondan başka mabud yoktur, birdir, tektir şeriki yoktur.

وَنَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ * وَاَنَّ الْجَنَّةَ حَقٌّ * وَالنَّارَ حَقٌّ * وَاَنَّ الْحَوْضَ حَقٌّ * وَاَنَّ الشَّفَاعَةَ حَقٌّ * وَاَنَّ مُنْكَرًا وَنَكِيرًا حَقٌّ * وَوَعْدَكَ حَقٌّ * وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ لاَ رَيْبَ فِيهَا * وَاَنَّ اللهَ يَبْعَثُ مَنْ فِى الْقُبُورِ * عَلىٰ ذٰلِكَ نَحْيٰى وَعَلَيْهِ نَمُوتُ وَعَلَيْهِ نُبْعَثُ غَدًا وَلاَ نَرٰى عَذَابًا اِنْ شَاءَ اللهُ تَعَالىٰ

76. Ve neşhedu enne Muhammeden abduhû ve rasûluh * ve ennel cennete hakkun * vennâra hakkun * ve ennel havza hakkun * ve enneş-şefâ’ate hakkun* ve enne munkeran ve nekiyran hakkun * ve vâ’deke hakkun * ve ennessâate âtiyetun lâ raybe fihâ * ve ennallâhe yeb’asu men filkubûri * alâ zâlike nahyâ ve aleyhi nemûtu ve aleyhi nub'asu ğaden ve lâ nerâ azâben inşâ’allâhu teâlâ.

76. Yine şehadet ederiz ki, Muhammed (a.s.m) O’nun hem kulu, hem Resulüdür, Cennet haktır, Cehennem haktır, Havuz haktır, şefaat haktır, Münker ve Nekir haktır, bize verdiğin vaad haktır. Şüphesiz ki kıyamet kopacak, Allah kabirdekileri yeniden diriltecektir. Biz bu inanç üzere yaşar ve bu inanç üzere ölür ve bu inanç üzere yeniden yarın kıyamet günü diriliriz ve inşallah azap da görmeyiz.


اَللّٰهُمَّ اِنَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا فَاغْفِرْلَنَا اَوْزَارَنَا الْكَبَائِرَ وَاللَّمَمَ فَاِنَّهُ لاَيَغْفِرُهُمَا اِلَّا اَنْتَ ﴿﴾ وَاهْدِناَ ِلاَحْسَنِ اْلاَخْلاَقِ فَاِنَّهُ لاَيَهْدِى ِلاَحْسَنِهَا اِلَّا اَنْتَ

77. Allahumme innenâ zalemnâ enfusenâ fağfir-lenâ evzârenel-kebâ’ira vel-lememe fe-innehû lâ yagfiruhumâ illâ ente * vehdinâ li-ahsen-il-ahlâki fe-innehû lâ yehdî li ahsenihâ illâ ente

77. Allah’ım! Bizler nefsimize zulmettik. Sen bizim büyük ve küçük günahlarımızı mağfiret et. Zira Senden başka onları bağışlayan kimse yoktur ve olamaz. Bizi en güzel ahlâka yönlendir. Zira Senden başka en güzel ahlâka yönlendirecek kimse yoktur ve olamaz.


لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ ﴿﴾ وَالْخَيْرُ كُلُّهُ بِيَدَيْكَ نَسْتَغْفِرُكَ وَنَتُوبُ اِلَيْكَ ﴿﴾ اٰمَنَّا اللّٰهُمَّ بِمَا اَرْسَلْتَ مِنْ رَسُولٍ ﴿﴾ وَ اٰمَنَّا اَللّٰهُمَّ بِمَا اَنْزَلْتَ مِنْ كِتَابٍ فَصَدَّقْنَا

78. lebbeyke ve seâ’deyke vel-hayru kullu hû bi-yedeyke nestağfiruke ve netûbu ileyke * êmennê Allâhumme bimâ erselte min rasûlin * ve êmennê Allâhumme bimâ enzelte min kitâbin fe saddaknâ

78. Lebbeyk diyerek davetine icabet ettim, buyur bütün mevcudiyetimle emrine hazırım. Bütün hayırlar Senin elindedir. Günahlarımızın bağışlanmasını Senden diler, tevbe edip dergâhına döneriz. Allah’ım! Senin gönderdiğin her resule iman ettik. Allah’ım! İndirdiğin her kitaba inandık ve tasdik ettik.


اَللّٰهُمَّ امْلَأْ اَوْجُهَنَا مِنْكَ حَيَاءً وَقُلُوبَنَا مِنْكَ حُبُورًا

79. Allâhummemle' ev cuhenâ minke hayê-en ve kulûbenâ minke hubûrâ.

79. Allah’ım! Senden gelen bir haya ile, Sana karşı yüzlerimize haya üstüne haya ver, kalplerimizi Senden gelen iman nuru ile doldur, sevinç ihsan et.


اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا لُهُومًا وَظَلِفًا وَلاَ تَجْعَلْنَا ضَنِينًا وَعَمِينًا وَنَمِيمًا وَنَفَّاجًا وَدَاحِسًا

80. Allâ hummec’alnâ luhûmen ve zalifen ve lâ tec’alnâ danînen ve amînen ve nemîmen ve neffâcen ve dâhisen.

80. Allah’ım! Bizi bol veren cömertlerden eyle, muradına erişenlerden kıl, cimri, hakkı görmeyen körlerden, başkalarının kötülüğünü yayan dedikoduculardan, kendini beğenen kibirlilerden, arabozuculardan eyleme.


اَللّٰهُمَّ اِنَّا نَعُوذُبِكَ مِنَ الْهَبْرَمَةِ وَالْجَاْوَةِ وَمِنَ الْعُتُوِّ وَالْخَطْرَبَةِ وَالْخَيْلُولَةِ وَالْفَيْهَجِ وَالرَّتْعِ وَالْعَتْلِ وَالرَّمَاءِ وَالْفِتْنَةِ الدَّهْمَاءِ وَالْمَعِيشَةِ الضَّنْكَاءِ

81. Allâhumme innâ ne’ûzu bike min-el-hebremeti vel-ce’veti ve minel-utuvvi vel-hatrabeti vel-haylûleti velfeyheci ver-rat'ı vel-atli ver-ramê’i vel-fitnetid-dehmâ’i vel-maîşet-id-dankâ’i.

81. Allah’ım! Çok yemek ve içmekten, kabalıktan, azgınlıktan, inattan, darlıktan, kötü zandan, içkiden, gevşemekten, rahata düşkünlükten, şirretlikten, riyadan, korkunç fitnelerden ve geçim sıkıntısından Sana sığınırım.


اَلّلٰهُمَّ اجْعَلْ اَوَّلَ يَوْمِنَا هَذَا صَلاَحًا * وَاَوْسَطَهُ فَلاَحًا * وَاٰخِرَهُ نَجَاحًا * وَاخْتِمْ لَنَا بِالسَّعَادَةِ وَالشَّهَادَةِ وَالتَّوْبَةِ وَالْمَغْفِرَةِ وَاْلاِيمَانِ

82. Al-i lahummec’al evvele yevminâ hêzê salâhen * ve evsatahu felâhen * ve âhirahu necâhen..vahtim lenê bis-saâdeti veş-şehêdeti vet-tevbeti vel-mağfirati vel-îmân.

82. Allah’ım! Bizim için bu günümüzün evvelini iyilik, salah, ortasını kurtuluş, felah, sonunu başarı, necah eyle! Bize saadet, şehadet, tevbe, mağfiret ve iman ile hüsnü hatime ver.


اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ اَوَّلَهُ رَحْمَةً وَاَوْسَطَهُ زَهَادَةً وَاٰخِرَهُ تَكْرِمَةً

83. Allâhummec’al evvelehû rahmeten ve evsatahû zehêdeten ve âhirehu tekrimeten.

83. Allah’ım! Bizim için bu günün evvelini rahmet, ortasını fâni ve fena şeylerden çekinmekle saadet, sonunu fazlını göstermekle ikram eyle.


اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا مِنَ الْعَيْشِ اَرْغَدَهُ ﴿﴾ وَمِنَ الْعُمْرِ اَسْعَدَهُ ﴿﴾ وَمِنَ الرِّزْقِ اَوْسَعَهُ

84. Allâhummerzuknâ min-el-ayşi erğadehu * ve min-el-umri es’adehu* ve min-er-rızki evsa’ahu.

84. Allah’ım! Bize geçimin en geniş ve iyisini, ömrün en mutlu ve saadetlisini, rızkın en bol ve bereketlisini ihsan eyle!


اَلّلٰهُمَّ اعْفُ عَنّاَ بِعَفْوِكَ ﴿﴾ وَاحْلُمْ عَلَيْنَا بِفَضْلِكَ ﴿﴾ سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَبِحَمْدِكَ لَا اُحْصِى ثَنَاءً عَلَيْكَ ﴿﴾ اَنْتَ كَمَا اَثْنَيْتَ عَلىٰ نَفْسِكَ ﴿﴾ عَزَّجَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ ﴿﴾ وَلاَيُهْزَمُ جُنْدُكَ ﴿﴾ وَلَا يُخْلَفُ وَعْدُكَ ﴿﴾ وَلَا اِلٰهَ غَيْرُكَ

85. Allâhummâ’fu annâ bi-afvike * vahlum aleynâ bi-fadlike * subhânekâllahumme ve bi-hamdike lâ uhsî senâ’en aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike azze câruke * ve celle senâ’uke * ve lâ yuhzemu cunduke * ve lâ yuhlefu vâ’duke * ve lâ ilahe ğayruke.

85. Allah’ım! Bizi geniş olan atfınla bağışla, bize fazlınla güzel muamele et, fırsat tanı, Cezalandırma. Allah’ım Sen sübhansın bütün ayıp ve kusurlardan münezzehsin, hamd ancak Sana aittir. Ben hakkıyla Sana hamd ve sena yapamıyorum. Senin övgünü saymakla bitiremem, vasfında acizim. Sen ancak kendin, kendini sena edersin, Kendini sena ettiğin gibisin. Sana sığınan aziz olur, medih ve senan yücedir. Senin ordun mağlup edilmez. Senin sözünden hilaf olamaz, Sen sözünde dönmezsin, Senden başka ilâh yoktur.


سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَامَعْبُودُ

86. Subhaneke mâ abednâke hakka ıbâdetike yâ mâ’bud.

86. Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Mâbud.


سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ

87. Subhâneke mâ arafnêke hakka mâ’rifetike yâ mâ’rûf.

87. Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler Seni hakkıyla tanıyamadık ey Mâruf!


سُبْحَانَكَ مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَامَذْكُورُ

88. Subhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ mezkûr.

88. Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler seni hakkıyla zikredemedik ey Mezkûr!.


سُبْحَانَكَ مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَامَشْكُورُ

89. Subhâneke mâ şekernâke hakka şukrike yâ meşkûr.

89. Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler sana hakkıyla şükredemedik ey Meşkûr!.


اَللّٰهُمَّ اَوْزِعْنَا شُكْرَ مَا اَنْعَمْتَ بِهِ عَلَيْنَا ﴿﴾ فَاِنَّكَ اَنْتَ اللهُ الَّذِى ارْتَفَعَتْ عَنْ صِفَةِ الْجِبِلِّ صِفَاتُ قُدْرَتِكَ وَلاَ ضِدَّ شَهِدَكَ حِينَ فَطَرْتَ الْمَارُوشَ وَلاَ نِدَّ حَجَزَكَ حِينَ بَرَأْتَ الْحَوَابَاتِ

90. Allâhumme ev-zı'nâ şukra mâ en’amte bihi aleynâ * fe-inneke entallâhullezir-tefe’at an sıfetil-cibilli sıfâtu kudretike ve lâ zıdde şehideke hıyne fetart-el-mêrûşe ve lâ nidde hacezeke hıyne berâtel-havêbêt

90. Allah’ım! Bize bağışladığın nimetlerin şükrünü edâ etmek için bizleri muvaffak eyle. Sen Allah’sın, Senin kudretinin sıfatları mahlûkatın sıfatlarından çok yücedir. Sen gizli ifsad edici şeyleri yaratırken, buna şâhid olan hiçbir zıddın yoktu (bunları yaratman hikmetsiz değildir). Günâhları, suçları yaratırken, Seni alıkoyacak bir ortağın, engelliyebilecek bir dengin yoktu (Sen zıddan, karşı gelinmekten münezzehsin).

اَللّٰهُمَّ اِنَّا نَعوُذُ بِكَ مِنْ جَحْمَةٍ لاَ تَدْمَعُ ﴿﴾ وَمِنْ جَنَانٍ لاَيَفْزَعُ ﴿﴾ وَمِنْ قَلْبٍ لاَيَخْشَعُ ﴿﴾ وَ مِنْ دُعَاءٍ لاَيُقْبَلُ ﴿﴾ وَمِنْ عِلْمٍ لاَيَنْفَعُ ﴿﴾ وَمِنْ قَوْلٍ لاَيُسْمَعُ ﴿﴾ وَمِنْ نَفْسٍ لاَتَشْبَعُ ﴿﴾ وَمِنْ عَوَاذِ الْمَاعُونِ

91. Allâhum-me innâ ne’ûzu bike min cahmetin lâ tedme’u * ve min cenânin lâ yefze’u * ve min kalbin lâ yahşa’u * ve min duâil lâ yûkbelu * ve min ılmin lâ yenfeu * ve min kavlin lâ yusme'u * ve min nefsin lâ teşbe'u * ve min avêz-il-mâ’un.

91. Allah’ım! Ağlamayan gözden, korkmayan gönülden, huşu duymaz kalpten, kabul olmaz duadan, faydasız ilimden, dinlenmeyen sözden, doymayan nefisten, insanların günlük hayatında ihtiyaç duydukları yardımı kesmekten Sana sığınırım.


اَللّٰهُمَّ فَهِّمْنَا اَسْرَارَ قُرْاٰنِكَ ﴿﴾ وَاَلْبِسْنَا مَلاَبِسَ اَنْواَرِكَ وَاَغْمِسْنَا ﰱِ رَاموُزِ اللَّطَائِفِ ﴿﴾ وَ اَفِضْ عَلَيْناَ مِنْ عَوَارِفِ الْمَعَارِفِ

92. Allâhumme fehhimnâ esrâra kurânike * ve elbisnâ melâbise envârike * vağmisnâ fi râmuz-il letâifi * ve efid aleynâ min avêrif-il-meârifi

92. Allah’ım! Bize Senin kitabın olan Kur’an’ın sırlarını anlamayı nasib et, nurlarından elbiseler giymeyi ihsan eyle. Bizleri lütuflar deryalarına daldır. Üzerimize ihsan ve atıyyeleri, kalplerimize marifetler ve Seni tanıyıp bilmenin ilimlerini sağnak sağnak yağdır.


يَا نُورَ اْلاَنْوَارِ يَا لَطِيفُ يَا سَتَّارُ ﴿﴾ نَسْئَلُكَ اَنْ تُصَلِّيَ عَلىٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ نَبْرَاسِ اْلاَنْبِيَآءِ وَنَيِّرِ اْلاَوْلِيَآءِ وَزِبَرْقَانِ اْلاَصْفِيَاءِ وَيُوحِ الثَّقَلَيْنِ وَضِيَآءِ الْخَافِقَيْنِ ﴿﴾ وَاَنْ تَرْفَعَ وُجُودَنَا اِلىٰ فَلَكِ الْعِرْفَانِ وَاَنْ تُثَبِّتَ شُهُودَنَا فِى مَقَامِ اْلاِحْسَانِ

93. Yâ nûr-el-envâri yâ latîfu yâ settâru * nes’eluke en tusalliye alâ seyyidinâ Muhammedin nebrâs-il-enbiyâ’i ve ney-yir-il-evliyâ’i ve zibrikân-il-asfiyâ’i ve yûhis-sakaleyni ve ziyâ-il-hâfikayni * ve en terfe’a vucûdenâ ilâ felek-il-irfâni ve en tusebbite şuhûdenâ fi makam-il-ihsâni

93. Ey Nurların Nuru! Ey gizli inceliği bilen, her şeyde nazik cemâl-i sanatı görünen, yumuşak muamele eden Latîf! Ey maddî-mânevî ayıpları, kusurları, çirkinlikleri örtüp gizleyen Settâr! Enbiyanın parıl parıl kandili, evliyanın aydınlığı, asfiyanın ayı, ins ü cin âlemlerinin güneşi, şark ve garb ufuklarının ziyası olan Efendimiz Muhammed’in (a.s.v.) üzerine rahmet indirmeni; bizi irfan semâsına yükseltmeni ve kalplerimizi ihsan makamında sabitkadem kılmanı niyaz ediyoruz.


يَا اَللهُ يَا نُورُ يَا وَاسِعُ يَا غَفُورُ ﴿﴾ يَا مَنِ السَّمَآءُ بِاَمْرِهِ مَبْنِيَّةٌ ﴿﴾ وَالْغَبْرَآءُ بِقُدْرَتِهِ مَدْحِيَّةٌ ﴿﴾ وَالشَّوَاهِقُ بِحِكْمَتِهِ مَرْسِيَّةٌ

94. yâ Allâhu yâ nûru yâ vâsi’u yâ ğafûru * yâ men-is-semâ’u bi-emrihî mebniyyetun * vel-ğabrâ’u bi-kudretihi medhiyyetun * veş-şevâhiku bi-hikmetihî mersiyyetun

94. Ey gerçek mabud olan Allah! Ey nur veren Nur! Ey her şeyi ihata eden Vâsi’! Ey günahları bağışlayan Gafûr! Ey gökleri emriyle bina eden, yeryüzünü kudretiyle yayıp döşeyen, yüksek dağları hikmetiyle yerli yerinde tutan Rabbimiz!


وَالْقَمَرَانِ بِفَضْلِهِ مُضِيئَةٌ ﴿﴾ نَسْئَلُكَ بِاِسْمِكَ الَّذ۪ي تَرَقْرَقَتْ مِنْهُ الْخُنَّسُ وَالْاَزْهَرَانِ ﴿﴾ وَتَجَلْجَلَتْ مِنْهُ الْعَنَانُ حِرْزًا مَانِعًا وَنُورًا سَاطِعًا يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِاْلاَبْصَارِ

95. vel-kamerâni bi-fadlihi mudîetun * nes’eluke bismikellezî terakrakat minh-ul-hunnesu vel-ezherâni * ve tecelcelet minh-ul-anânu hırzen mâni’an ve nûran sâtı’an yekâdu senâ berkıhî yezhebu bil-ebsâri

95. Güneşi ve ayı fazlınla ışıklandıran; gök sahnelerini nurlandıran, şimşeklerle gökleri gürleten ism-i şerifinin hürmetine: Bize, şerlerin girmesine mani muhkem bir sığınak ve parlaklığı neredeyse gözleri alıverecek bir nur ihsan eyle.


يُقَلِّبُ اللهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ ﴿﴾ اِنَّ فِى ذٰلِكَ لَعِبْرَةً ِلِاُولِي اْلاَبْصَارِ

96. yukallib-ul-leyle ven-nehâra inne fî zâlike le-ıbraten li-ulil-ebsâr.

96. Allah karanlık olan geceyi gündüze, aydın olan gündüzü geceye çevirir. Bunda basireti açık olanlar için ibret vardır.


طٰسۤمۤ ﴿﴾ وَنَعُوذُ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ مِنَ الْمَعَازِفِ وَالْعِضَةِ وَالْمَحْظُورِ ﴿﴾ وَالْمُمَاحَلَةِ وَالْغِمَارِ وَمِنْ كَيْدِ الْفُجَّارِ ﴿﴾ وَمِنْ حَوَادِثِ الْعَصْرَانِ وَمِنْ شَرِّ اْلاَجَرَّانِ

97. Tâ-sîn-mîm * ve ne’ûzu billâhil-aliyyil-azîmi min-el-maâzifi vel-ızati vel-mahzûrî * vel-mumâhaleti vel-ğımâri * ve min keydil-fuccâri * ve min havâdis-il-asrâni * ve min şerril-ecerrâni

97. Tâ-sîn-mîm… Lehviyat olan çalgılardan, yalandan ve buhtandan, haramdan ve hilekârlıktan, günahkârların tuzaklarından; gece-gündüzün getirdiği hadiselerden; cin ve insanların şerrinden Aliyyü’l-Azîm olan Allah’a sığınırız.


يَا حَفِيظُ اِحْفَظْنَا ﴿﴾ يَا وَلِيُّ يَا وَالِي ﴿﴾ يَا عَلِيُّ يَا عَالِي ﴿﴾ يَا مَنْ لَا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ﴿﴾ لَا يَعْلَمُ اَحَدٌ كَيْفَ هُوَ اِلاَّ هُوَ ﴿﴾ يَا اَللهُ * يَا حَيُّ * يَا قَيُّومُ * يَا حَقُّ * يَا وَاحِدُ * يَا اَحَدُ * يَا صَمَدُ * يَا وَهَّابُ * يَا فَتَّاحُ * يَا مُحْيِي * يَا مُمِيتُ * يَا قَهَّارُ * يَا سَلَامُ

98. Yâ hafîzu ihfeznâ * yâ veliyyu yâ vâlî * yâ aliyyu yâ âlî * yâ men lâ ilâhe illâ huve * lâ yâ’lemu ehadun keyfe huve illâ huve * yâ Allahu * yâ hayyu * yâ kayyûmu * yâ hakku * yâ vâhidu * yâ ehadu * yâ samedu * yâ vehhâbu * yâ fettâhu * yâ muhyî * yâ mumîtu * yâ kahhâru * yâ selâmu.

98. Ey Hafîz! Bizi muhafaza eyle. Ey Velî! Sen bizim sahibimiz ve dostumuz ol. Ey yüce olan Alî, ey her şeyden üstün olan Âlî! Ey kendisinden başka ilâh olmayan; kendisinin nasıl olduğunu, kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği Zât! Ya Allah, Ya Hayy, Ya Kayyûm, Ya Hakk, Ya Vâhid, Ya Ehad, Ya Samed, Ya Vehhâb, Ya Fettâh, Ya Muhyî, Ya Mümît, Ya Kahhâr, Ya Selâm!


سَلاَمٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ

99. Selâmun kavlen min Rabbir-Rahîm.

99. Rabb’i Rahîm’den sözlü bir selâm olsun onlara.


فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

100. Fese-yekfîkehumullâhu ve huves-semî’ul-alîm.

100. Onların hakkından gelmek için Allah sana yeter. O bütün sesleri en iyi işiten Semî’, her şeyi bihakkın bilen Alîm’dir.


هُوَ اللهُ الَّذِي لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ

101. huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve * Âlimul-ğaybi veş-şehâdeti huver-Rahmân-ur-Rahîm.

101. O öyle bir Allah’tır ki, Ondan başka ilâh yoktur. Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O Rahmân’dır (rahmeti her şeyi kuşatır), Rahîm’dir (sevdiklerine hususî şefkat ve merhamet sahibidir).


هُوَ اللهُ الَّذِي لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلاَمُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ ﴿﴾ اَلْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْبَرُّ الْمُحْصِي الرَّزَّاقُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ الْمُقِيتُ الصَّادِقُ الْبَاقِي الرَّؤُفُ النَّافِعُ الضَّارُّ الْمُهْلِكُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الْعَفُوُّ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمُنْتَقِمُ التَّوَّابُ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ الْبَصِيرُ

102. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve * el-melik-ul kuddûs-us selâm-ul mu’min-ul muheymin-ul azîz-ul cebbâr-ul mutekebbir * el-hâlık-ul bâri-ul musavvir-ul gaffâr * el-mubdi-ul muîd-ul berr-ul muhsî * er-rezzâk-ul kâbid-ul bâsit-ul hâfıd-ur râfi * ul-mu’izz-ul muzill-ul mukît-us sâdık-ul bâkî * er-ra’ûf-un nâfi-ud dârr-ul muhlik-ul mukaddim-ul mu’ahhir * el-afuvv-ul ğaniyy-ul muğnî * el-muntekım-ut tevvâb-us semî’ul alîm-ul basîr.

102. O öyle bir Allah’tır ki, Ondan başka ilah yoktur. O Melik’tir (mülk sahibi), Kuddûs’tür (paktır), Selâm’dır (selamet Ondan gelir), Mü’min’dir (emniyet verir), Müheymin’dir (gözetir), Aziz’dir (galiptir), Cebbâr’dır (kahredicidir), Mütekebbir’dir (büyüklük yalnız O’na mahsustur). O Hâlık’tır (yaratandır), Bârî’dir (örneksiz var edendir), Musavvir’dir (şekil verendir), Gaffâr’dır (çok bağışlayandır). O Mübdi’dir (başlatandır), Muîd’dir (iade edendir), Berr’dir (iyiliği bol olandır), Muhsî’dir (her şeyi sayandır), Rezzâk’tır (rızık verendir). O Kâbıd’dır (daraltandır), Bâsıt’tır (genişletendir), Hâfıd’dır (alçaltandır), Râfi’dir (yükseltendir), Muizz’dir (aziz kılandır), Müzill’dir (zelil kılandır), Mukît’tir (kuvvet verendir). O Sâdık’tır (vaadinde doğrudur), Bâkî’dir (kalıcıdır), Raûf’tur (çok şefkatlidir), Nâfi’dir (fayda verendir), Dârr’dır (hikmetiyle zarar verendir), Mühlik’tir (helak edendir). O Mukaddim’dir (öne alandır), Muahhir’dir (geriye bırakandır), Afüvv’dür (çok affedendir), Ganî’dir (zengindir), Muğnî’dir (zengin edendir), Müntakim’dir (intikam alandır), Tevvâb’dır (tevbeleri kabul edendir), Semî’dir (işitendir), Alîm’dir (bilendir), Basîr’dir (görendir).


حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ﴿﴾ نِعْمَ الْمَوْلىٰ وَنِعْمَ النَّصِيرُ ﴿﴾ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ اْلمَصِيرُ

103. Hasbunallâhu ve ni’mel-vekîlu * ni'mel-Mevlâ ve ni’men-nasîr * ğufrâneke Rabbenâ ve ileyk-el masîr.

103. Allah bize kâfidir; O ne güzel vekildir. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır. Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz; dönüş ancak Sanadır.


يَا دَائِمًا بِلاَ فَنَآءٍ ﴿﴾ وَيَا قَآئِمًا بِلاَ زَوَالٍ ﴿﴾ وَيَا مُدَبِّرًا بِلاَ وَزِيرٍ ﴿﴾ سَهِّلْ عَلَيْنَا وَعَلَىٰ اَبَوَيْنَا وَعَلَىٰ جَمِيعِ طَلَبَةِ النُورِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ كَآفَّةً كُلَّ عَسِيرٍ

104. Yâ dâ’imen bilâ fenâ’in * ve yâ kâ’imen bilâ zevâlin * ve yâ mudebbiran bilâ vezîrin * sehhil aleynâ ve alâ ebeveynâ ve alâ cemî’i talebetin-nûril mu’minîne vel-mu’minâti kâffeten kulle asîr.

104. Ey yok olmayan Daim! Ey zeval bulmayan Kaim! Ey vezirsiz, yardımcısız her şeyi idare eden Müdebbir! Bize, anne-babalarımıza, cümle Nur Talebelerine, erkek-kadın bütün mü’minlere her zoru kolaylaştır, âsân eyle.


اَللّٰهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا اَعْطَيْتَ * وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ * وَلاَ رَادَّ لِمَا قَضَيْتَ * وَلاَ مُبَدِّلَ لِمَا حَكَمْتَ * وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ

105. Allâhumme lâ mâni’a limâ â’tayte * ve lâ mu’tiye limâ mena’te * ve lâ râdde limâ kadayte * ve lâ mubeddile limâ hakemte * ve lâ yenfa’u zel-ceddi mink-el-ceddu.

105. Allah’ım! Senin verdiğini alıkoymaya, alıkoyduğunu vermeye kimsenin gücü yetmez. Kaza ve kaderini kimse reddedemez, geri çeviremez. Verdiğin hükmü kimse değiştiremez. Senin lütfun olmadıkça, katında kimseye malı-mülkü ve gücü fayda vermez.

سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ ﴿﴾ اَلْحَسِيبِ الْحَكَمِ الْعَدْلِ الرَّقِيبِ الْبَازِخِ الشَّامِخِ الْمُجِيبِ الْغَنِىِّ الرَّشِيدِ الصَّبُورِ الْجَلِيلِ الْبَدِيعِ النُّورِ الْمُقْسِطِ الْجَامِعِ الْمُعْطِى الْمَانِعِ

106. Subhâne Rabbiy-el aliyyil azîm * el hasîb-il hakem-il adl-ir rakîb-il bâzih-iş şâmih-il mucîb-il ğaniyyir raşîd-is sabûr-il celîl-il bedî-in nûr-il muksit-il câmi-ıl mû’t-ıl-mâni.

106. Her şeyden yüce ve üstün olan Alî, azamet sahibi Azîm; herkesin her ihtiyacını gideren, her şeyin hesabını iyi bilen Hasîb; mahlûkat arasında en iyi ve en güzel şekilde hüküm veren Hakem; adaletle hükmeden Âdil; hiçbir şey nazarından kaçmayan, her şeyi her an gözetleyen Rakîb; son derece yüce Bazih; sonsuz derece azamet sahibi Şâmih; dualara icabet eden Mucîb; hiçbir şeye muhtaç olmayan, sonsuz varlık sahibi Ganî; hak ve hayır yollarını gösteren Reşîd; kullarını hemen cezalandırmayan Sabûr; büyük ve yüce Celîl; misilsiz yoktan var eden Bedî’; her şeyi nuruyla aydınlatan Nûr; adaletle iş gören Muksit; dilediğini dilediği yerde toplayan Câmi’; her nimeti veren Mu’tî; istemediğine mani olan Mâni’ Rabbimiz, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.


لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ الْوَكِيلُ الشَّهِيدُ ﴿﴾ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ الْمَتِينُ الْمَجِيدُ ﴿﴾ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ الْوَاحِدُ الْوَالِى ﴿﴾ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ الْمَاجِدُ الْمُتَعَالِى

107. Lâ ilâhe illâllah-ul vekîl-uş-şehîd. * Lâ ilâhe illâllâh-ul metîn-ul mecîd. * Lâ ilâhe illâllah-ul vâhid-ul vâlî. * Lâ ilâhe illâllâh-ul mâcid-ul mute’âlî.

107. Lâ ilâhe illallah: Allah bütün mahlûkatın işini üzerine alan Vekîl ve her yerde hazır-nâzır Şehîd’dir. Lâ ilâhe illallah: Allah kudreti sarsılmaz Metîn ve sonsuz şeref, azamet ve nimet sahibi Mecîd’dir. Lâ ilâhe illallah: Allah bir olan Vâhid ve bütün kâinatı tek başına idare eden Vâlî’dir. Lâ ilâhe illallah: Allah şânı büyük, keremi bol Mâcid ve her şeyden yüce Müteâlî’dir.


اَعْدَدْنَا لِكُلِّ هَوْلٍ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ ﴿﴾ وَلِكُلِّ رَغْسٍ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ﴿﴾ وَلِكُلِّ رَخَآءٍ اَلشُّكْرُ لِلّٰهِ ﴿﴾ وَلِكُلِّ اُعْجُوبَةٍ سُبْحَانَ اللهِ ﴿﴾ وَلِكُلِّ لَزَنٍ حَسْبِىَ اللهُ ﴿﴾ وَلِكُلِّ اِثْمٍ اَسْتَغْفِرُ اللهِ ﴿﴾ وَلِكُلِّ شَجْوٍ مَاشَاءَ اللهُ ﴿﴾ وَلِكُلِّ قَضَآءٍ وَقَدَرٍ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ ﴿﴾ وَلِكُلِّ مُصيِبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ ﴿﴾ وَلِكُلِّ طاَعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ ﴿﴾ وَلِكُلِّ شَجَبٍ اِسْتَعَنْتُ بِاللهِ

108. Â’dednâ likulli hevlin lâ ilâhe illallâhu * ve likulli rağsin elhamdu lillâhi * ve likulli rahâ’in eş-şukru lillâhi * ve likulli u’cûbetin subhânallâhi * ve likulli lezenin hasbiyallâhu * ve likulli ismin estağfirullâh * ve likulli şecvin mâşâ’allâhu * ve likulli kadâ’in ve kaderin tevekkeltu alâllâhi * ve likulli musiybetin innâ lillâhi * ve likulli tâ’atin ve ma’siyyetin lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi * ve likulli şecebin iste’antu billâhi.

108. Her tehlike ve korkuya karşı hazırlığımız “Lâ ilâhe illallah”; her bol nimete “Elhamdülillah”; her bolluk ve rahatlığa “Eş-şükrü lillâh”; her hayret verici şeye “Sübhânallah”; her sıkıntıya “Hasbiyallah”; her günah ve suça “Estağfirullah”; her hüzün ve sevince “Mâşâallah”; her kaza ve kadere “Tevekkeltü alellah”; her musibete “İnnâ lillah”; her itaat ve isyana “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”; her ihtiyaç ve derde de “İste’antu billah”dır.


اَللّٰهُمَّ اِنَّا اَصْبَحْنَا نُشْهِدُكَ وَنُشْهِدُ مَلَائِكَتَكَ وَحَمَلَةَ عَرْشِكَ وَاَنْبِيَآئَكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ ﴿﴾ بِاَنَّكَ اَنْتَ اللهُ الَّذِى لَا اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ وَحْدَكَ لاَشَرِيكَ لَكَ ﴿﴾ وَاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ ﴿﴾ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

109. Allâhumme innâ asbahnâ nuşhiduke ve nuşhidu melâ’iketeke ve hamelete arşike ve enbiyâ’eke ve cemi’a halkıke * bi-enneke entallâhullezî lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke * ve enne seyyidenâ Muhammeden abduke ve resûluke * ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

109. Allah’ım! Seni; meleklerini, Arş’ının taşıyıcılarını, peygamberlerini ve bütün mahlûkatını şahit tutarak sabahladık ki: Sen Allah’sın; Senden başka ilâh yoktur; teksin, şerikin yoktur. Muhammed (s.a.v.) Senin hem kulun hem resûlündür. Yüce olan Alî ve büyük olan Azîm Allah’ın yardımı olmadan hiçbir iyilik yapmaya, hiçbir kötülükten kurtulmaya gücümüz yetmez.


يَا رَحْمٰنَ الدُّنْيَا وَيَا رَحِيمَ اْلاٰخِرَةِ فَاعْفُ عَنّاَ وَاغْفِرْلَنَا وَارْحَمْنَا اَنْتَ مَوْليٰنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

110. Yâ Rahmân-ed-dunyâ ve yâ Rahîm-el âhireti fâ’fu annâ vağfir lenâ verhamnâ ente Mevlânâ ve ente hayrur-Râhimîn.

110. Ey dünyada fark gözetmeden herkese rahmet eden Rahmân! Ey âhirette mü’minleri rahmetiyle kuşatan Rahîm! Bizi affet, günahlarımızı bağışla, bize rahmet et. Sensin bizim Mevlâmız; Sensin merhametlilerin en hayırlısı.


بِسْمِ اللهِ الشَّافِى هُوَ اللهُ ﴿﴾ بِسْمِ اللهِ الْكَافِى هُوَ اللهُ ﴿﴾ بِسْمِ اللهِ الْمُعَافِى هُوَ اللهُ ﴿﴾ بِسْمِ اللهِ الَّذِى لاَ يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَآءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

111. Bismillâh-iş şâfî huvallâh * Bismillâh-il kâfî huvallâh * Bismillâh-il mu’âfî huvallâh * Bismillâhillezî lâ yedurru me’asmihî şey’un fil-ardi ve lâ fis-semâ’i ve huves-semî’ul alîm.

111. Şâfî Allah’tır: Şifa veren Allah’ın adıyla. Kâfî Allah’tır: Her şeye yeten Allah’ın adıyla. Mu’âfî Allah’tır: Afiyet veren Allah’ın adıyla. Allah’ın adıyla ki, O’nun adı beraber olduktan sonra yerde ve gökte hiçbir şey zarar veremez. O, her şeyi işiten Semî’, her şeyi bilen Alîm’dir.


اَللّٰهُمَّ يَا مُحْيِى اَحْيِنَا حَيَاةً طَيِّبَةً بِالصِّحَّةِ وَالْعَافِيَةِ فِى دَارِ الدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةِ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

112. Allâhumme yâ muhyî ehyinâ hayâten tayyibeten bis-sıhhati vel âfiyeti fî dârid-dunyâ vel-âhireti inneke alâ kulli şey’in kadîr.

112. Allah’ım! Sen Muhyî’sin (hayat verensin). Bize dünya ve âhirette sıhhatli, afiyetli, temiz ve güzel bir hayat nasip eyle. Şüphesiz Sen her şeye gücü yeten Kadîr’sin.


فَاللهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

113. Fallâhu hayrun hâfizan ve huve erhamur-râhimîn.

113. Allah en iyi koruyandır; O merhametlilerin en merhametlisidir.


وَاللهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ ﴿﴾ بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَجِيدٌ ﴿﴾ فِى لَوْحٍ مَحْفُوظٍ

114. Vallâhu min verâ’ihim muhîtun * bel huve Kur’ânun mecîdun * fî levhım mahfûz.

114. Allah onları arkalarından kuşatır. Kur’an onların iddia ettikleri gibi değil; o Levh-i Mahfûz’da korunan, şerefli ve yüce bir kitaptır.


حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطىٰ وَقُومُوا ِلِلّٰهِ قَانِتِينَ

115. Hâfizû ales-salâvâti ves-salât-il vustâ ve kûmû lillâhi kânitîn.

115. Namazlara, bilhassa orta namaza devam ve dikkat edin; Allah için itaatle durun.


اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ ﴿﴾ نِعْمَ الْحَافِظُ اَللهُ يَا حَافِظُ اِحْفَظْنَا مِنْ كُلِّ شَرٍّ وَضَرٍّ

116. İn kullu nefsin lemmâ aleyhâ hâfiz * ni’mel-hâfizu Allâh * yâ hâfizu ihfeznâ min kulli şerrin ve darrin.

116. Hiçbir kimse yoktur ki yanında onu muhafaza eden (bir melek) bulunmasın. Allah en iyi koruyan Hâfız’dır. Ey Hâfız! Bizi her şer ve zarardan muhafaza eyle.


ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ اْلاَمْرِ مِنْ شَىْءٍ * قُلْ اِنَّ اْلاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِ * يُخْفُونَ فِى اَنْفُسِهِمْ مَا لاَ يُبْدُونَ لَكَ * يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ اْلاَمْرِ شَىْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَا * قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فِى بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِىَ اللهُ مَا فِى صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِى قُلُوبِكُمْ وَاللهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

117. Summe enzele aleykum min bâ’dil ğammi emeneten nu’âsen yağşâ tâ’ifeten minkum… (metin devamı aynen)

117. Sonra o üzüntünün ardından (Allah) üzerinize bir emniyet indirdi; sizden bir kısmını bürüyen tatlı bir uyku hâli verdi… (devamı: senin gönderdiğin meal metni aynen).


اَلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اِنَّنَا اٰمَنَّا فَغْفِرْلَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

118. Ellezîne yekûlûne Rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâb-en-nâr.

118. Takvâ sahipleri: “Rabb’imiz! Biz iman ettik; günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem ateşinden koru” diye dua ederler.


اَلصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِاْلاَسْحَارِ ﴿﴾ شَهِدَ اللهُ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَاُولُوا الْعِلْمِ قَآئِمًا بِالْقِسْطِ لَا اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

119. Es-sâbirîne ves-sâdıkıyne vel-kânitıyne vel-munfikîne vel-mustağfirîne bil-eshâr * şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve…

119. Onlar sabırlı, sadık, itaatkâr, infak eden ve seherlerde istiğfar edenlerdir. Allah, kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti; buna melekler ve ilim sahipleri de adaletle şahitlik ettiler: Ondan başka ilâh yoktur; O Azîz’dir, Hakîm’dir.


اِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ اْلاِسْلاَمُ

120. İnned-dîne indallâhil-islâm.

120. Allah katında makbul olan din ancak İslâm’dır.

فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ ﴿﴾ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ

121. Fesubhânallâhi hıyne tumsûne ve hıyne tusbihûn. * Ve lehul-hamdu fis-semâvati vel-ardi ve aşıyyen ve hıyne tuzhirûn.

121. Haydi siz akşama girdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih ve tenzih edin; göklerde ve yerde hamd ve sena O’na mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ikindi vaktinde de, öğleye girerken de O’nu takdis ve tenzih edin (namaz kılın).


يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّةِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّةَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْيِي اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ

122. Yuhric-ul hayye min-el-meyyiti ve yuhric-ul meyyite min-el-hayyi ve yuhyil-erda bâ’de mevtihâ ve kezâlike tuhracûn.

122. O, ölüden diriyi; diriden ölüyü çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü O diriltir. İşte siz de öldükten sonra böyle diriltilip kabirlerinizden çıkarılacaksınız.


اِنِّى تَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ رَبِّى وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ دَآبَّةٍ اِلاَّ هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّى عَلىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

123. İnnî tevekkeltu alellâhi Rabbî ve Rabbukum mâ min dâbbetin illâ huve âhızun bi-nâsiyetihâ inne Rabbî alâ sırâtin mustakîm.

123. Ben, benim de sizin de Rabb’iniz olan Allah’a tevekkül ettim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah onu perçeminden tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzeredir.


وَمَا لَنَآ اَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلىٰ مَا اٰذَيْتُمُونَا وَعَلىٰ اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ

124. Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alellâhi ve kad hedâna subulenâ ve lenasbiranne alâ mâ âzeytumûnâ ve alellâhi fel-yetevekkelil mutevekkilûn.

124. Biz neden Allah’a tevekkül etmeyelim ki, O bize yollarımızı dosdoğru gösterdi. Bize verdiğiniz her türlü eza ve sıkıntıya sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.


قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا اِلاَّ مَا كَتَبَ اللهُ لَنَا هُوَ مَوْليٰنَا وَعَلَى اللهِ فَالْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

125. Kul len yusîbenâ illâ mâ keteballâhu lenâ huve Mevlânâ ve alellâhi fel-yetevekkel-il mu’minûn.

125. De ki: Allah bizim hakkımızda ne takdir etmişse başımıza ancak o gelir. O bizim Mevlâmızdır. Öyleyse mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.


وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ اِلاَّ هُوَ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلاَ رَآدَّ لِفَضْلِهِ يُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

126. Ve in yemseskallâhu bi durrin felâ kâşife lehû illâ huve ve in yuridke bi hayrin felâ râdde li-fadlihi yusîbu bihî men yeşâu min ıbâdihî ve huvel-ğafûrur-Rahîm.

126. Allah sana bir zarar dokundurursa onu Ondan başka kaldıracak kimse yoktur. Sana bir hayır murad ederse de O’nun lütfunu engelleyecek kimse yoktur. O, lütfunu kullarından dilediğine nasip eder. O, Gafûr’dur; Rahîm’dir.


وَمَا مِنْ دَآبَّةٍ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ عَلىٰ اللهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌ فِى كِتَابٍ مُبِينَ

127. Ve mâ min dâbbetin fil-ardi illâ alellâhi rızkuhâ ve yâ’lemu mustekarrehâ ve mustevde’ahâ kullun fî kitâbin mუბين.

127. Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Allah onların bulunduğu yeri de, emanet edildiği yeri de bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitapta yazılıdır.


وَكَاَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

128. Ve ke-eyyin min dâbbetin lâ tahmilu rızkahâ Allâhu yerzukuhâ ve iyyâkum ve huves-semî’ul-alîm.

128. Nice canlı vardır ki rızkını yanında taşımaz; onların da sizin de rızkınızı Allah verir. O her şeyi işiten Semî’, her şeyi bilen Alîm’dir.


مَا يَفْتَحِ اللهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلاَ مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلاَ مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

129. Mâ yeftahıllâhu linnâsi min rahmetin felâ mumsike lehâ ve mâ yumsik felâ mursile lehû min bâ’dihî ve huvel-azîz-ul hakîm.

129. Allah insanlara bir rahmet kapısı açarsa onu tutacak hiçbir güç yoktur; O’nun tuttuğunu ise Ondan sonra salıverecek kimse yoktur. O, Azîz’dir; Hakîm’dir.


وَلَئِنْ سَئَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللهُ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ اَوْ اَرَادَنِى بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِىَ اللهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

130. Ve lein se’eltehum men halâk-as-semâvati vel-arda le-yekulunnallâhu... kul hasbiyallâhu aleyhi yetevekkel-ul-mutevekkilûn.

130. Onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan muhakkak “Allah” derler. De ki: Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah bana rahmet dilerse, onlar O’nun rahmetine mani olabilir mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler yalnız O’na dayanıp güvensinler.


وَمَا جَعَلَهُ اللهُ اِلاَّ بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهِ وَمَا النَّصْرُ اِلاَّ مِنْ عِنْدِ اللهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ

131. Ve mâ ce’alehullâhu illâ buşrâ lekum ve li-tatma’inne kulûbukum bihî ve men-nasru illâ min ındillâh-il azîz-il hakîm.

131. Allah bu yardımı ancak size bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışıp güven duysun diye yaptı. Zafer ancak Azîz ve Hakîm olan Allah katındandır.


كهٰيٰعۤصۤ ﴿﴾ حٰمۤ عۤسۤقۤ ﴿﴾ اِكْفِنَا وَارْحَمْنَا هُوَ اللهُ الْقادِرُ الْقَاهِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْفَاطِرُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ * قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

132. Kêf-Hê-yê-ayn-sâd * Hâ-mîm - Ayn-sîn-kâf * İkfinâ verhamnâ huvallâh-ul-kâdir-ul kâhir-uz zâhir-ul bâtın-ul fâtır-ul lâtîf-ul habîr... (devamı aynen).

132. Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. Hâ-Mîm Ayn-Sîn-Kâf. “Bize kâfi ol, bize merhamet et.” O Allah’tır: Kâdir’dir, Kâhir’dir; Zâhir’dir, Bâtın’dır; Fâtır’dır; Latîf’tir; Habîr’dir. Sözü haktır. Mülk O’nundur. Sûr’a üflendiği gün… O gaybı ve şehadeti bilendir; Hakîm’dir, Habîr’dir.


يَاحَنَّانُ يَامَنَّانُ يَابَدِيعَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ يَا حَيُّ يَاقَيُّومُ يَاذَا الْجَلاَلِ وَالْاِكْرَامِ ﴿﴾ نَسْئَلُكَ بِعِظَمِ اللاَّهُوتِيَّةِ اَنْ تَنْقُلَ طِبَاعَنَا مِنْ طِبَاعِ الْبَشَرِيَّةِ وَاَنْ تَرْفَعَ مُهَجَنَا مَعَ مَلآئِكَتِكَ الْعُلْوِيَّةِ

133. Yâ hannânu, yâ mennânu, yâ bedî’as-semâvâti vel-ardi * yâ hayyu yâ kayyûmu, yâ zel-celâli vel-ikrâm * nes’eluke bi-ızam-il-lâhûtiyyeti en tenkule tıbâ’anâ min tıbâ’il-beşeriyyeti ve en terfe’a muhecenâ me’a melâ’iketik-el ulviyyeti.

133. Ey sonsuz şefkatli Hannân! Ey bol ihsan sahibi Mennân! Ey gökleri ve yeri örneksiz yaratan Bedî’! Ey Hayy, ey Kayyûm, ey Celâl ve İkram sahibi! Senden, ulûhiyyetinin azameti hürmetine; tabiatımızı beşerî zaaflardan uzaklaştırmanı, ruhlarımızı itaatkâr ulvî meleklerinle beraber yükseltmeni niyaz ederiz.


يَامُحَوِّلَ الْحَوْلِ وَاْلاَحْوَالِ حَوِّلْ حَالَنَا اِلىٰ اَحْسَنِ الْحَالِ

134. Yâ muhavvil-el havli vel-ahvâli havvil hâlenâ ilâ ahsen-il hâl.

134. Ey hâlleri ve devirleri değiştiren! Hâlimizi en güzel hâle çevir.

سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَبِحَمْدِكَ اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ اَسْتَغفِرُكَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ

135. Subhânekâllâhumme ve bi-hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke.

135. Allah’ım! Sen her türlü ayıp ve kusurdan münezzehsin; hamd ancak Sanadır. Senden başka ilâh olmadığına şehadet eder, yalnız Senden af diler ve Sana tevbe ederim.


اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍنِ السَّابِقِ اِلىَ اْلاَنَامِ نُورُهُ وَرَحْمَةٌ لِلْعَالَمِينَ ظُهُورُهُ عَدَدَ مَنْ مَضٰى مِنَ الْبَرِيَّةِ وَمَنْ بَقِىَ وَمَنْ سَعِدَ مِنْهُمْ وَمَنْ شَقِيَ صَلاَةً تَسْتَغْرِقُ الْعَدَّ وَتُحِيطُ بِالْحَدِّ صَلٰوةً لاَغَايَةَ لَهَا وَلاَ انْتِهَآءَ وَلاَ اَمَدَ لَهَا وَلاَانْقِضَآءَ صَلوٰتَكَ الَّتِى صَلَّيْتَ بِهَا عَلَيْهِ وَعَلىٰ اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَعِتْرَتِهِ مِثْلَ ذٰلِكَ ﴿﴾ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

136. Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin-is-sâbikı ilel-enâmi nûruhû rahmetun lil-âlemîne zuhûruhû adede men medâ min-el-beriyyeti ve men bekıye ve men saide minhum ve men şakıye salâten testağrik-ul adde ve tuhıytu bil-haddi salâten lâ ğâyete lehê ve lâ intihâ’e ve lâ emede lehê ve lâ inkıdâ’e salâtek-el-letî salleyte bihâ aleyhi ve alâ âlihî ve sahbihî ve itratihî misle zâlike. Bi-rahmetike yâ Erhamer-Râhimîn.

136. Allah’ım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Efendimiz Muhammed’e (s.a.v), geçmiş ve gelecek bütün mahlûkat adedince salât eyle. Öyle bir salât ki sayıları aşsın, her sınırı kuşatsın; sonsuz, nihayetsiz, kesintisiz olsun. Bunun bir mislini de O’nun Âl’ine, Ashabına ve itretine indir. Rahmetinle muamele eyle; çünkü Sen Erhamürrahimîn’sin.


سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿﴾ وَسَلاَمٌ عَليَ الْمُرْسَلِينَ ﴿﴾ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

137. Subhâne rabbike rabbil ızzeti ammâ yesıfûn * ve selâmun alel murselîn * vel hamdulillâhi rabbil âlemîn.

137. İzzet sahibi Rabb’in, onların yakıştırdıklarından münezzeh ve mukaddestir. Peygamberlere selâm olsun. Hamd âlemlerin Rabb’i olan Allah’a mahsustur.


اَللّٰهُمَّ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ﴿﴾ اَللّٰهُمَّ اَعْطِنَا كُلَّ خَيْرٍ وَاَعِذْنَا مِنْ كُلِّ شَرٍّ

138. Allâhumme rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes-semî’ul alîmu. * Allâhumme e’tınâ kulle hayrin ve e’ıznâ min kulli şerr.

138. Allah’ım! Rabb’imiz, bunu bizden kabul buyur; şüphesiz Sen Semî’ ve Alîm’sin. Allah’ım! Bize her hayrı nasip eyle, bizi her türlü şerden muhafaza eyle.


اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ طِبِّ الْقُلُوبِ وَدَوَائِهَا وَعَافِيَةِ اْلاَبْدَانِ وَشِفَائِهَا وَنُورِ اْلاَبْصَارِ وَضِيَائِهَا وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ ﴿﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿﴾ وَالصَّلاٰةُ وَالسَلاٰمُ عَلىٰ رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

139. Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin tıbbil kulûbi ve devâihâ ve âfiyetil ebdâni ve şifâihâ ve nûr-il ebsâri ve dıyâihâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim. * Elhamdulillâhi rabbil âlemîn. * Ves-salâtu ves-selâmu alâ rasûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecme’în.

139. Allah’ım! Kalplerin tabibi ve devası, bedenlerin afiyet ve şifası, gözlerin nur ve ziyası olan Efendimiz Muhammed’e; Âl ve Ashabına salât ve selâm eyle. Âlemlerin Rabb’i olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm, Rasûlümüz Muhammed’e ve bütün Âl’ine ve Ashabına olsun.


اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ كَلاٰمِكَ الْقَدِيمِ وَرَسُولِكَ الْكَرِيمِ ﴿﴾ وَبِحَقِّ جَمِيعِ اْلاَنْبِيَآءِ وَالْمُرْسَلِينَ ﴿﴾ وَبِحُرْمَةِ اْلاَوْرَادِ الْقُدْسِـيَّةِ وَمَا فِيـهَا مِنَ الْحَقـَآئِقِ ﴿﴾ يَاقَاضِىَ الْحَاجَاتِ وَيَادَافِعَ الْبَلِيَّاتِ اِدْفَعْ عَنَّا الْبَلَايَا ﴿﴾ وَارْزُقْنَا وَاُسْتَاذَنَا وَمَشَايِخَنَا﴿رَضِىَ اللهُ عَنْهُمْ﴾ وَوَالِدَيْنَا وَطُلاَّبَ النُّورِ بِحُسْنِ الْخَاتِمَةِ اٰمِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ ﴿﴾ وَ صَلَّى اللهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ تَسْلِيمًا كَثِيرًا

140. Allâhumme bi-hakkı kelâmikel kadîmi ve Rasûlikel kerîm. * Ve bi-hakkı cemî’il enbiyâi vel murselîn. * Ve bi-hurmetil evrâd-il kudsiyyeti ve mâ fîhâ min hakâik. * Yâ kâdıyel hâcât, yâ dâfi’al beliyyât; idfe’ annâl-belâyâ. * Verzuknâ ve ustâzenâ ve meşâyihenâ (radıyallâhu anhum) ve vâlideynâ ve tullebeten-nûri bi-husnil hâtimeti. Âmîn, âmîn, âmîn. * Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellim teslîmen kesîrâ.

140. Allah’ım! Kelâm-ı Kadîm’in (Kur’ân’ın) hakkı için, Resûl-i Kerîm’in hakkı için; bütün enbiyâ ve mürsellerin hakkı için; Evrâd-ı Kudsiye ve içindeki hakikatler hürmetine… Ey ihtiyaçları gideren, belâları defeden! Üzerimizden belâları kaldır. Bize, Üstadımıza, meşâyihimize, anne-babamıza ve Nur talebelerine hüsn-i hâtime ihsan eyle. Âmin, âmin, âmin… Ve Allah Efendimiz Muhammed’e, Âl’ine ve Ashabına çokça salât ve selâm eylesin.

Bu evrâd geleneği içinde yer alan ve özellikle salavat ağırlığıyla öne çıkan Delâil-in Nûr Duası, manevî bereketi ve Resûlullah’a (s.a.v.) bağlılığı derinleştiren önemli eserlerden biridir. Okumak isterseniz mavi linke tıklayınız.

Ayrıca Evrad-i Şerife-i Kadiriyye hakkında detaylı bilgiler sayfamızda yer almaktadır.



Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .