Evliya ve Keramet Gerçek midir? Evliyadan Yardım İstemek Ne Anlama Gelir?

İslam kültüründe “evliya”, “keramet”, “himmet”, “medet” ve “tevessül” kelimeleri çok kullanılır. Fakat bu kavramlar birbirine karıştırıldığında iki aşırılık ortaya çıkar: Bir tarafta Allah’ın salih kullarını ve kerametin imkânını bütünüyle inkâr etmek, diğer tarafta sevilen kişilere Allah’a ait sınırsız güçler vermek. Kur’an ve sünnetin ölçüsü ise Allah dostlarını severken tevhidi korumaktır.

Kısa cevap: Evliya gerçektir; Kur’an Allah dostlarını iman eden ve takvâ ile yaşayan kullar olarak tanımlar. Keramet de Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunluğunca mümkün ve gerçek kabul edilmiştir. Ancak kerameti yaratan evliya değil Allah’tır. Hayatta olan salih bir kişiden “Benim için Allah’a dua eder misin?” diye istemek câizdir. Allah’a dua ederken bir salih kişiyi vesile kılma konusunda âlimler arasında ayrıntılı görüş ayrılıkları vardır. Fakat bir evliyanın Allah’tan bağımsız olarak gaybı bildiğine, her yerden yapılan çağrıları duyduğuna, kaderi değiştirdiğine veya şifa ve rızkı kendisinin yarattığına inanmak tevhidle bağdaşmaz. Dua ve ibadetin asıl muhatabı yalnız Allah’tır.

Evliya Ne Demektir?

“Velî” kelimesi yakın, dost, yardımcı ve koruyucu gibi anlamlar taşır. “Evliya” ise velî kelimesinin çoğuludur; Türkçede zamanla tek bir Allah dostu için de kullanılmaya başlanmıştır.

Kur’an evliyayı insanların anlattığı olağanüstü hikâyelerle, özel kıyafetlerle, soyla veya bir tarikata bağlılıkla tanımlamaz. Yûnus suresinde Allah dostlarının iki temel özelliği açıkça bildirilir:

“Bilesiniz ki Allah dostlarına korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir. Onlar iman etmiş ve takvâya ermiş kimselerdir.” (Yûnus Suresi, 10/62-63)

Demek ki velîliğin temeli iman ve takvâdır. Allah’ın emirlerine bağlı kalmak, haramlardan sakınmak, kul hakkını gözetmek, güzel ahlâklı olmak ve ihlâsla kulluk etmek Allah dostluğunun ölçüsüdür. Kur’an’ın bu geniş anlamına göre imanını takvâ ile yaşamaya çalışan her mümin Allah’ın dostluğundan pay alabilir.

Bir insanın tanınmış olması, hakkında kitaplar yazılması veya kabrinin kalabalık ziyaret edilmesi onun kesin biçimde velî olduğunu göstermez. Peygamberler dışında belirli bir kişinin iç dünyasını ve Allah katındaki son derecesini kesin olarak bilemeyiz. Salih görünen kişiler hakkında hüsnüzan ederiz; fakat kimseyi hatasız, günahsız ve sorgulanamaz kabul etmeyiz.

Allah’ın Velî Kulu Nasıl Olur?

Peygamber Efendimizin naklettiği kudsî hadiste Allah’a yakınlaşmanın yolu şöyle bildirilir:

“Kim benim bir velî kuluma düşmanlık ederse ona savaş ilan ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle yaklaşamaz. Kulum nafilelerle bana yaklaşmaya devam eder; sonunda onu severim...” (Buhârî, Rikāk, 38)

Hadis, velîliğin gösterişli iddialarla değil önce farzlara bağlılık, ardından nafile ibadetler ve devamlı kullukla kazanıldığını öğretir. Namazı önemsemeyen, haramı küçümseyen, insanları aldatan veya kendisini dinin hükümlerinden üstün gören birinin olağanüstü iddiaları velîlik delili olamaz.

Hadiste geçen Allah’ın kulunun “işiten kulağı, gören gözü” olması ifadesi, Allah’ın o insanın içine girmesi veya kulun ilâhî özellik kazanması demek değildir. Kulun Allah’ın yardımı ve koruması altında doğruyu işitmesi, görmesi ve yapması şeklinde anlaşılır. Yaratıcı ile yaratılmış arasındaki fark hiçbir zaman ortadan kalkmaz.

Keramet Nedir?

Keramet; Allah’ın salih ve takvâ sahibi bir kulunda yarattığı, olağan işleyişin dışında görünen bir ikram veya yardım olarak tanımlanır. Kerametin gerçek sahibi ve yaratıcısı Allah’tır. Velî, bu olayı kendi gücüyle meydana getiren bağımsız bir fail değildir.

Kur’an ve hadislerde “keramet” kelimesi teknik bir terim olarak kullanılmaz; fakat âlimler peygamber olmayan salih kişilerde görülen bazı olağanüstü olayları keramet kapsamında değerlendirmiştir.

Kur’an’da keramet olarak değerlendirilen örnekler

Sahih hadislerdeki örnekler

Sahih hadislerde mağarada mahsur kalan üç kişinin geçmişte yalnız Allah rızası için yaptıkları amelleri anarak dua ettiği ve kayanın açıldığı bildirilir. Cüreyc kıssasında da beşikteki bir bebeğin Allah’ın izniyle konuştuğu anlatılır. Âlimler bu olayları peygamber olmayan müminlere verilen ilâhî yardım ve keramet örnekleri arasında saymıştır.

Mûcize ile Keramet Arasındaki Fark Nedir?

Bir kişi “Bana ilham geldi, artık namaz kılmama gerek yok” veya “Benim sözüm ayet ve hadisten üstündür” diyorsa bu velîlik değil açık bir sapmadır. Gerçek velî Peygamberimizin yoluna daha sıkı bağlanır; kendisini dinin dışında özel yetkiler sahibi görmez.

Her Olağanüstü Olay Keramet midir?

Hayır. Sıra dışı görünen her olay keramet değildir. Bir olay şu ihtimallerden biri olabilir:

Bu nedenle “Olağanüstü bir şey yaptı, demek ki Allah’ın en büyük velîsidir” sonucu doğru değildir. Kur’an’da Firavun’un sihirbazları da insanların gözlerini yanıltan işler yapmıştır. Deccal fitnesinde olağanüstü görünen hadiselerin bulunacağı da haber verilmiştir. Sıra dışı görüntü tek başına hakikatin ölçüsü olsaydı sihirbaz ve sahtekârla salih insan ayrılamazdı.

Büyük sûfîler de kerametin abartılmasına karşı çıkmış, asıl kerametin istikamet olduğunu söylemiştir. Bir insanın yıllarca helâl lokmaya dikkat etmesi, öfkesini yenmesi, kul hakkından sakınması ve ibadetini devam ettirmesi; havada uçtuğu ileri sürülen bir hikâyeden çok daha güvenilir bir Allah dostluğu işaretidir.

Önemli ölçü: Keramet sahibi olmak velîliğin şartı değildir. Kerameti hiç görülmeyen bir salih kul Allah katında çok daha üstün olabilir. Keramet anlatmakla övünen, bunu para ve nüfuz aracı yapan kişiler karşısında özellikle dikkatli olunmalıdır.

Evliyadan Yardım İstemek Ne Demektir?

“Evliyadan yardım istemek” tek bir davranışı anlatmaz. Aynı cümlenin altında birbirinden farklı inanç ve niyetler bulunabilir. Hükmü doğru anlamak için kimden, neyin, hangi inançla istendiğine bakmak gerekir.

Hayatta olan bir salih kişiden dua istemek

Bir mümine “Benim için dua eder misin?” demek câizdir. Sahâbîler Hz. Peygamber’den dua isterdi. Hz. Ömer de kuraklık zamanında Hz. Abbas’tan yağmur için Allah’a dua etmesini istemiştir. Burada istenen kişi yağmuru yaratan sayılmamakta; dua eden bir kul kabul edilmektedir.

Ancak salih birinden dua istemek, insanın kendi duasını bırakmasını gerektirmez. Allah herkese yakındır ve kullarının duasına cevap verdiğini bildirir. Başkasından dua isteyen kişi de doğrudan Allah’a yönelmeye devam eder.

Bir insandan gücü içindeki yardımı istemek

Doktordan tedavi, komşudan taşıma yardımı, öğretmenden bilgi veya güçlü birinden mazlumu korumasını istemek şirk değildir. İnsanların normal olarak yapabileceği işlerde yardımlaşmak dinin teşvik ettiği bir davranıştır.

Doktor ilacını verir fakat şifayı yoktan yaratmaz; öğretmen bilgiyi anlatır fakat kalbe hidayeti yerleştiremez. Tevhid, insan emeğini inkâr etmek değil, yaratılmış sebeplere Allah’tan bağımsız ve sınırsız güç vermemektir.

Allah’a dua ederken salih bir kişiyi vesile anmak

“Allah’ım, sevdiğin salih kulların hürmetine sıkıntımı gider” gibi ifadelerde talep Allah’a yöneltilmekte, salih kişi vesile olarak anılmaktadır. Buna tevessül denir. Allah’ın isimleriyle, kişinin kendi salih ameliyle ve hayattaki iyi bir müminin duasıyla tevessülün câiz olduğu konusunda geniş bir görüş birliği vardır.

Peygamberlerin veya salih kişilerin zatını, makamını ve vefatlarından sonraki hallerini vesile ederek Allah’a dua etme konusunda ise Sünnî âlimler arasında görüş ayrılığı vardır. Bazı âlimler Allah’tan istendiği ve vesileye bağımsız güç verilmediği sürece bunu câiz görmüş; bazıları sahih ve açık delil bulunmadığı, aşırılığa kapı açabileceği gerekçesiyle uygun görmemiştir.

Bu ihtilaflı tevessül biçimiyle doğrudan Allah’tan başkasına ibadet ve dua etmek aynı şey değildir. Birbirini tekfir etmek yerine, en açık ve tartışmasız yol tercih edilebilir:

“Allah’ım! Gücüm yetmiyor; bana yardım et. Hastama şifa ver, sıkıntımı gider ve beni yalnız Sana muhtaç olduğumu bilen kullarından eyle.”

Vefat etmiş birinden doğrudan medet ummak

Bir velînin Allah’tan bağımsız biçimde her yerde hazır olduğuna, dünyanın her tarafından yapılan çağrıları kendiliğinden duyduğuna, istediği kişiye çocuk, rızık ve şifa verdiğine veya belâyı kendi gücüyle kaldırdığına inanmak tevhidle bağdaşmaz. Çünkü yaratma, mutlak tasarruf, her çağrıyı kuşatan işitme ve gaybı bütünüyle bilme yalnız Allah’a aittir.

“Onlara yalvarsanız duanızı işitmezler; işitseler bile size karşılık veremezler.” (Fâtır Suresi, 35/14)

Hz. Peygamber’e bile “Allah’ın dilediği dışında kendime fayda sağlama ve zararı giderme gücüm yoktur; gaybı da bilmem” demesi emredilmiştir. (A‘râf 7/188) Peygamberimiz kendi başına böyle bir güç sahibi değilse hiçbir velîye Allah’tan bağımsız güç verilemez.

“Ey filan zat, bana çocuk ver”, “Hastalığımı sen iyileştir” veya “Nerede olursam olayım sesimi duy ve kaderimi değiştir” gibi sözler özellikle bağımsız yetki inancıyla söylenirse dua ve ilâhî tasarruf Allah’tan başkasına yöneltilmiş olur. Mümin ihtiyacını doğrudan Allah’a arz eder; Allah’ın dilediği kulları ve sebepleri yardımına vesile etmesini O’ndan ister.

“Yetiş Yâ Filan” Demek Şirk midir?

Bu tür sözler niyet ve inanç bakımından farklı anlamlarda kullanılabildiği için yalnız cümleyi duyarak belirli bir insan hakkında acele hüküm verilmez.

Bir sözün sakıncasını anlatmakla söz sahibini hemen müşrik ilan etmek aynı değildir. Kişinin neye inandığı, ne kastettiği ve dinî bilgisi bilinmeden tekfir edici dil kullanılmamalıdır. Fakat insanları incitmemek adına tevhid sınırı da belirsizleştirilmemelidir.

Evliya Kabirde Bizi Duyar mı?

Ölüm yok oluş değildir; insan berzah hayatına geçer. Kur’an ve hadislerde şehitlerin diri oluşu, kabir azabı ve nimeti, ölülere selâm verilmesi gibi bilgiler vardır. Bazı rivayetler ölünün belirli durumlarda kendisine söyleneni işitebileceğine işaret eder.

Ancak bu bilgilerden “Her velî, dünyanın her yerinden aynı anda yapılan bütün çağrıları sürekli işitir” sonucu çıkarılamaz. Böyle kuşatıcı bir işitme yetkisi için açık delil gerekir. Allah dilerse bir ölünün belirli bir sözü işitmesini sağlayabilir; fakat bu, o kişinin her şeyi duyduğu veya talebi yerine getirebildiği anlamına gelmez.

Telefonu açık olan bir insanın sesi duyması bile konuşanın derdini çözmeye gücü bulunduğunu göstermez. İşitme ile yardım etme ayrı şeylerdir. Kabir hayatının ayrıntılarında delilin bildirdiği sınırda kalmak, bilinmeyen alanı menkıbelerle doldurmamak gerekir.

Kabir ve Türbe Ziyaretinin Doğru Ölçüsü Nedir?

Kabir ziyareti ölümü ve ahireti hatırlamak, ölenlere selâm vermek ve onlar için Allah’a dua etmek amacıyla yapılır. Salih insanları hayırla anmak, onların güzel ahlâkından ibret almak ve Allah’tan kendimize de istikamet istemek güzeldir.

Fakat kabir başında şu davranışlardan kaçınılmalıdır:

Ölen kişi duaya muhtaçtır. Ziyaretçi onun için “Allah’ım, onu bağışla ve ona rahmet et” diye dua eder. İhtiyacını da “Allah’ım, bana hayırlı evlat, şifa ve helâl rızık ver” diyerek doğrudan Rabbine sunar.

Evliyayı Sevmek ile Aşırı Yüceltmek Arasındaki Fark

Salih insanları sevmek güzeldir; çünkü onların ibadeti, ahlâkı ve fedakârlığı Allah’ı hatırlatır. Onların hayatını okumak insana ümit ve örneklik kazandırabilir. Fakat sevgi ölçüsüzleşince insanın sözünü vahiy gibi görmek, hatasını savunmak ve Allah’a ait nitelikleri ona vermek tehlikesi doğar.

Bir öğretmenin öğrencisine yol göstermesiyle öğrencinin öğretmeni bütün bilgilerin kaynağı sayması aynı değildir. Evliya yol işareti gibidir; doğru yönü gösterir. Yol işaretinin amacı insanı kendisine bağlamak değil hedefe ulaştırmaktır. Gerçek Allah dostu da insanları kendi şahsına kul etmez, Allah’a yöneltir.

Peygamber Efendimiz hakkında bile Kur’an, onun Allah’ın dilediği dışında kendine fayda ve zarar verme gücüne sahip olmadığını bildiriyorsa, velî kabul edilen kişiler hakkında çok daha dikkatli olunmalıdır. Evliyaya saygının en doğru biçimi, onların Allah’a bağlılığını örnek almak ve dinin ölçülerini korumaktır.

Sahte Evliya ve Keramet İddiası Nasıl Anlaşılır?

Bir kişinin şu davranışları ciddi uyarı işaretidir:

Rüya, keşif ve ilham kişisel olabilir; başkaları için bağlayıcı dinî delil değildir. Bir insan rüyasında bir söz gördüğünü ileri sürerek haramı helâl yapamaz. Din tamamlanmıştır; velî peygamber değildir ve yeni vahiy alamaz.

Günlük Hayattan Dengeyi Gösteren Örnekler

Sık Sorulan Sorular

Evliyanın varlığını inkâr etmek doğru mudur?

Kur’an Allah dostlarından açıkça söz eder. Bu nedenle evliya kavramını bütünüyle inkâr etmek doğru değildir. Ancak Kur’an’ın evliya tanımı iman ve takvâya dayanır; halk arasında evliya kabul edilen her kişi hakkındaki bütün anlatılara inanmak gerekmez.

Keramete inanmak şart mıdır?

Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunluğu salih kullardan kerametin ortaya çıkmasını mümkün ve gerçek kabul etmiştir. Bununla birlikte her keramet hikâyesini doğru saymak dinin şartı değildir. Rivayetler deliline göre değerlendirilir.

Keramet gösteren kişi kesin velî midir?

Hayır. Olağanüstü görünen olay sahtekârlık, sihir, tesadüf veya istidrâc olabilir. Velîliğin asıl ölçüsü Kur’an ve sünnete bağlılık, iman, takvâ ve güzel ahlâktır.

Hayattaki bir şeyhten dua istemek câiz midir?

Evet. Salih olduğuna inanılan hayattaki bir Müslümandan “Benim için Allah’a dua et” diye istemek câizdir. Ancak ondan Allah’ın gücünde olan bağımsız bir tasarruf beklenmez ve kişi kendi duasını terk etmez.

“Allah’ım, filan kulunun hürmetine” demek câiz midir?

Salih kişilerin zatı ve makamıyla tevessül konusunda Sünnî âlimler farklı görüşler ileri sürmüştür. Bazıları talep yalnız Allah’a yöneltildiği için câiz görmüş, bazıları delil ve tevhidi koruma gerekçesiyle uygun bulmamıştır. Doğrudan Allah’ın isimleriyle ve kişinin salih ameliyle dua etmek tartışmasız ve daha güvenli yoldur.

Vefat etmiş bir velîden şifa istemek doğru mudur?

Şifayı doğrudan Allah’tan istemek gerekir. Bir ölünün kendiliğinden şifa verdiğine, her çağrıyı duyduğuna ve Allah’tan bağımsız tasarruf ettiğine inanmak tevhidle bağdaşmaz. Tedavi için doktora başvurmak da tevekküle aykırı değildir.

Türbeye adak adanır mı?

Adak ibadet niteliği taşır ve Allah için yapılır. Kabirde yatan kişi adına adak adamak, ondan karşılık beklemek veya onun adına kurban kesmek doğru değildir. Allah için adanan meşru bir adak da ibadet maksadıyla yerine getirilir; türbe sahibine pay verilmez.

Evliya geleceği bilir mi?

Gaybı kuşatıcı biçimde yalnız Allah bilir. Allah peygamberlerine vahiy yoluyla dilediği bazı gayb bilgilerini bildirebilir. Velî olduğu düşünülen bir insanın geleceği, kalpleri ve dünyanın her yerindeki olayları sürekli bildiğini iddia etmek için delil yoktur.

Bir evliyayı sevmek şirk olur mu?

Hayır. Salih insanları Allah için sevmek güzel bir davranıştır. Şirk tehlikesi sevilen kişiye ibadet etmek, Allah’a ait özellikler vermek veya onun sözünü vahyin üzerinde görmekle ortaya çıkar.

Evliyanın duası kesin kabul olur mu?

Salih kulların duasının kabul edilebileceğini bildiren rivayetler vardır; ancak hiçbir kul Allah’ı kendi isteğini gerçekleştirmeye mecbur bırakamaz. Duanın kabul biçimini ve zamanını Allah bilir. “Bu kişi ne isterse kesin olur” şeklindeki sınırsız iddia doğru değildir.

Son Söz: Evliyayı Sevmek, Yalnız Allah’a Kulluk Etmektir

Evliya gerçektir; Allah dostları iman ve takvâ ile yaşayan salih müminlerdir. Keramet de Allah’ın dilerse salih bir kulunda yaratabileceği olağanüstü bir ikramdır. Fakat velîliği keramete, kerameti de velînin kişisel gücüne dönüştürmek büyük bir yanlıştır.

Gerçek Allah dostu kendisine değil Allah’a çağırır. İnsanlardan normal güçleri içindeki yardım istenir, hayattaki salih kişilerden dua talep edilebilir. Tevessülün bazı biçimlerinde âlimlerin görüş ayrılığına saygı gösterilir. Ancak dua, yaratma, şifa, rızık, gaybı bilme ve mutlak yardım yetkisi Allah’tan başkasına verilmez.

Mümin iki aşırılıktan da korunur: Salih kulları küçümsemez, haklarındaki her hikâyeye de teslim olmaz. Keramet peşinde koşmak yerine istikameti arar; türbede yatan kişiden istemek yerine onun için dua eder; vesileleri kullanır fakat kalbini yalnız Allah’a bağlar.

Allah’ım! Bizi iman, takvâ ve istikamet üzere yaşayan dostlarından eyle. Salih kullarını sevmeyi, onların güzel ahlâkından faydalanmayı ve kullukta yalnız Sana yönelmeyi nasip et. Bizi şirkten, hurafeden, istismardan ve insanları ölçüsüz yüceltmekten koru. Yardımı yalnız Senden bilen, sebepleri doğru kullanan kullarından eyle. Âmin.

İlgili Makaleler

Kaynaklar

  • Kur’an-ı Kerim: Fâtiha 1/5; Âl-i İmrân 3/37; A‘râf 7/188; Yûnus 10/62-64; İsrâ 17/56-57; Kehf 18/9-26; Neml 27/38-40; Fâtır 35/13-14; Cin 72/18-23.
  • Buhârî, Rikāk, 38; İstiskā, 3; İcâre, 12; Enbiyâ, 48.
  • Müslim, Birr, 8 ve 138; Cenâiz, 9, 102, 106 ve 108.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Tefsiri: Yûnus 62-64; Âl-i İmrân 37; A‘râf 188; Neml 38-40; Fâtır 13-14.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, “Allah’ın Velî Kulları” ve Allah’a farzlarla, ardından nafilelerle yaklaşmaya dair bölümler.
  • Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Velî”, “Keramet”, “Tevessül”, “İstidrâc” ve “Kabir Ziyareti” maddeleri.

Kaynak notu: Tevessülün bazı biçimleri hakkında Sünnî âlimler arasında görüş ayrılığı vardır. Bu makale ihtilafı gizlemeden aktarmakta; bütün görüşlerin üzerinde birleştiği tevhid ilkesini, yani bağımsız yaratma ve yardım gücünün yalnız Allah’a ait olduğunu esas almaktadır. Menkıbe kitaplarındaki her anlatı sahih kabul edilmemiştir. Hadis bölüm ve numaraları kullanılan baskı ve veri tabanına göre değişebilir.

İslami İçerikler; dua, zikir, tesbihat, Esmâü'l-Hüsnâ, Kur'an-ı Kerim mealleri ve daha birçok İslami içeriğe DuaSitesi.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.

Daha Fazla Dua ve Kur'an Tefekkürü İçin Ana Sayfa