En'âm Suresi'ndeki Tevhid Delilleri
Kur'an-ı Kerim, insanı yalnızca inanmaya davet etmez; aynı zamanda düşünmeye, araştırmaya ve kâinatta görülen sayısız delil üzerinde tefekkür etmeye çağırır. İslam'ın temelini oluşturan tevhid inancı da körü körüne kabul edilmesi istenen bir inanç değildir. Allah Teâlâ, Kur'an boyunca gökleri, yeri, geceyi, gündüzü, yıldızları, yağmuru, bitkileri ve insanın yaratılışını örnek göstererek akıl sahiplerini düşünmeye davet etmektedir.
İşte Kur'an-ı Kerim'in altıncı suresi olan En'âm Suresi, bu yönüyle eşsiz bir yere sahiptir. Sure baştan sona kadar Allah'ın varlığını, birliğini ve eşsiz kudretini anlatan delillerle doludur. Bu nedenle birçok âlim En'âm Suresi'ni Kur'an'ın en güçlü tevhid surelerinden biri olarak değerlendirmiştir.
En'âm kelimesi "davarlar, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar" anlamına gelir. Ancak surenin ana konusu hayvanlar değildir. Sure, insanların Allah'ın yarattığı nimetleri yanlış inançlarla haram veya helâl ilan etmelerini eleştirirken aynı zamanda gerçek hüküm koyucunun yalnızca Allah olduğunu öğretmektedir. Bunun yanında sure boyunca şirk inancı reddedilir, Allah'ın sonsuz ilmi ve kudreti gözler önüne serilir ve insan sürekli olarak kâinata bakmaya davet edilir.
Bugün modern bilim sayesinde milyarlarca galaksinin varlığını biliyoruz. Her galakside milyarlarca yıldız bulunuyor. Dünyamız ise bunlardan yalnızca biridir. Buna rağmen insanın yaşayabilmesi için gerekli olan hassas denge kusursuz şekilde kurulmuştur. Dünyanın güneşe olan uzaklığı, atmosferin yapısı, su döngüsü, yer çekimi ve sayısız fizik kanunu öylesine hassas ölçüler üzerine kuruludur ki bunlardan biri biraz farklı olsaydı hayat mümkün olmayacaktı.
Kur'an-ı Kerim bundan yaklaşık bin dört yüz yıl önce insanı tam da bu düzen üzerinde düşünmeye davet etmiştir. Çünkü kâinat yalnızca yaşadığımız bir yer değil, aynı zamanda Allah'ın varlığını gösteren büyük bir kitaptır. Gören göz için her yıldız bir ayettir. Her yağmur damlası bir ayettir. Her çiçek, her ağaç, her insan ve her nefes Allah'ın varlığını gösteren delillerdendir.
En'âm Suresi'nin en dikkat çekici yönlerinden biri de insanı tartışmaya değil, düşünmeye yönlendirmesidir. Sure boyunca "Bakın.", "Düşünün.", "Akletmez misiniz?" anlamına gelen mesajlar ön plana çıkar. Çünkü sağlam iman, bilgiyle güçlenen imandır. Allah'ın yarattığı düzen üzerinde tefekkür eden insanın kalbindeki iman da her geçen gün kuvvetlenir.
Gökleri ve Yeri Yaratan Allah'tır
En'âm Suresi, 1. Ayet
En'âm Suresi, Allah'a hamd ile başlamaktadır. Çünkü hamde en layık olan yalnızca O'dur. Hamd; övmek, yüceltmek ve bütün nimetlerin gerçek sahibini bilmektir. Ayet, daha ilk cümlesinde insanın dikkatini göklere ve yere çevirmektedir. Rabbimiz önce yarattığı büyük kâinatı gösteriyor, ardından insanın neden hâlâ O'na ortak koşabildiğini sorgulatıyor.
Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz düzen tesadüflerle açıklanabilecek bir düzen değildir. Güneş her gün belirlenen vakitte doğar ve batar. Ay, belirli evrelerden geçer. Mevsimler hiç şaşmadan birbirini takip eder. Dünya kendi ekseni etrafında dönerken aynı zamanda güneşin etrafında da belirli bir yörüngede hareket eder. Bu hareketlerde meydana gelecek en küçük bir değişiklik bile yeryüzündeki hayatı imkânsız hâle getirebilir.
Kur'an'ın dikkat çektiği nokta tam da budur. Evrende gördüğümüz bu kusursuz denge, sonsuz ilim ve hikmet sahibi bir yaratıcının varlığını göstermektedir. İnsan bir bina gördüğünde onun mimarını merak eder. Bir tablo gördüğünde ressamını araştırır. Peki milyarlarca yıldızdan oluşan bu muhteşem kâinatın sahipsiz olduğunu nasıl düşünebilir?
Ayet ayrıca "karanlıkları ve aydınlığı yaratan" buyurmaktadır. Bu ifade yalnızca gece ve gündüzü anlatmaz. Aynı zamanda küfür ile imanı, cehalet ile ilmi ve sapkınlık ile hidayeti de hatırlatır. Kalpleri aydınlatan da Allah'tır. Nasıl güneş maddi karanlığı ortadan kaldırıyorsa, Kur'an da manevi karanlığı ortadan kaldırmaktadır.
Ne var ki ayetin sonunda insanın en büyük yanlışı dile getirilmektedir. Bütün bu delillere rağmen bazı insanlar Allah'a ortak koşmaktadır. Tarih boyunca kimi yıldızlara, kimi putlara, kimi insanlara, kimi de kendi nefsine ilahlık payesi vermiştir. En'âm Suresi ise bu yanlış anlayışların tamamını reddederek gerçek ilahın yalnızca Allah olduğunu ilan etmektedir.
Bugün putlar şekil değiştirmiş olabilir. İnsan bazen malını, makamını, şöhretini veya nefsini hayatının merkezine koyabilir. Oysa tevhid; kalbin yalnızca Allah'a bağlanması, güvenin yalnızca O'na verilmesi ve kulluğun yalnızca O'na yapılmasıdır. En'âm Suresi daha ilk ayetiyle bu büyük hakikati bütün insanlığa ilan etmektedir.
Allah Rahmeti Kendi Üzerine Yazmıştır
En'âm Suresi, 12. Ayet
En'âm Suresi yalnızca Allah'ın sonsuz kudretini anlatan bir sure değildir. Aynı zamanda O'nun engin rahmetini de müjdeleyen ayetlerle doludur. Rabbimiz bu ayette önce çok önemli bir soru soruyor: "Göklerde ve yerde bulunanlar kimindir?" Ardından cevabı yine kendisi veriyor: "Allah'ındır."
İnsan etrafına baktığında sahip olduğunu düşündüğü birçok şey görür. Evler, arabalar, araziler, makamlar, servetler... Fakat Kur'an bize bunların tamamının gerçek sahibinin Allah olduğunu hatırlatmaktadır. İnsan yalnızca emanetçidir. Bir gün geldiğinde sahip olduğunu sandığı her şeyi geride bırakacaktır. Kalıcı olan yalnızca Allah'ın rızasıdır.
Bu ayetin en dikkat çekici kısmı ise "Rahmeti kendi üzerine yazmıştır." buyruğudur. Bu ifade Kur'an'daki en umut verici ifadelerden biridir. Allah Teâlâ kullarına merhamet etmeyi dilemiş, tövbe kapısını açık bırakmış ve rahmetini gazabının önüne geçirmiştir.
İnsan bazen yaptığı hatalar sebebiyle ümitsizliğe düşebilir. Geçmişindeki yanlışlar gözünün önüne gelir ve artık affedilmeyeceğini zannedebilir. Oysa Kur'an'ın verdiği mesaj bunun tam tersidir. Allah'ın rahmeti çok geniştir. Samimiyetle O'na yönelen hiçbir kul kapısından geri çevrilmez.
Rahmet yalnızca günahların bağışlanması değildir. Her sabah yeniden uyanabilmek, sağlıklı nefes alabilmek, iman edebilmek, Kur'an okuyabilmek, sevdiklerimize kavuşabilmek ve tövbe edebilme fırsatı bulmak da Allah'ın rahmetindendir.
Düşünelim... Kalbimiz hiç durmadan atıyor. Akciğerlerimiz her saniye çalışıyor. Dünyamız tam olması gereken hızda dönüyor. Güneş tam gerektiği kadar ısı veriyor. Atmosfer bizi koruyor. Bunların hiçbirini biz yönetmiyoruz. Buna rağmen Rabbimiz her gün sayısız nimetini bize ulaştırmaya devam ediyor.
İşte tevhid yalnızca Allah'ın bir olduğunu söylemek değildir. Aynı zamanda her nimetin O'ndan geldiğini bilmek, O'nun rahmetini hayatın her alanında görebilmektir.
Hz. İbrahim'in Hakikati Arayışı
En'âm Suresi, 74. Ayet
En'âm Suresi'nin en etkileyici bölümlerinden biri Hz. İbrahim Aleyhisselâm'ın tevhid mücadelesidir. Kur'an bize onun yalnızca büyük bir peygamber olduğunu değil, aynı zamanda hakikati arayan bir tefekkür insanı olduğunu göstermektedir.
Hz. İbrahim'in yaşadığı toplum putlara tapıyordu. İnsan eliyle yapılmış taş ve ağaç parçalarından medet umuyor, onlardan yardım bekliyordu. Fakat Hz. İbrahim çocuk yaşlardan itibaren bunun doğru olamayacağını düşünmeye başlamıştı.
Çünkü gerçek ilah; insanların yaptığı bir heykel olamazdı. Kendisini bile koruyamayan bir put başkalarına nasıl fayda sağlayabilirdi? İşte Hz. İbrahim aklını kullanıyor, gördüğü her şeyi sorguluyor ve hakikati arıyordu.
Kur'an burada çok önemli bir eğitim metodu öğretmektedir. Allah, insanın aklını kullanmasını istemektedir. İslam'da körü körüne inanmak değil, deliller üzerinde düşünmek esastır. Hz. İbrahim'in kıssası bunun en güzel örneklerinden biridir.
Bugün insanlar belki taş putlara tapmıyor olabilir. Ancak para, makam, şöhret, güç veya nefis de insanın farkında olmadan putlaştırabileceği şeylerdir. Hayatın merkezine Allah'ın yerine başka bir şeyi koymak, tevhid anlayışına zarar verir.
Bu nedenle En'âm Suresi yalnızca geçmiş kavimlerden bahsetmez; aynı zamanda her çağdaki insanı kendi hayatını sorgulamaya davet eder. Ben gerçekten yalnızca Allah'a mı güveniyorum? Kalbimin merkezinde Rabbim mi var, yoksa dünya sevgisi mi?
Yıldız, Ay ve Güneş Neden İlah Olamaz?
En'âm Suresi, 76. Ayet
Hz. İbrahim'in bu konuşması Kur'an'daki en derin tevhid anlatımlarından biridir. Bazı insanlar bu ayeti ilk okuduğunda Hz. İbrahim'in gerçekten yıldızı ilah sandığını düşünebilir. Oysa Kur'an'ın bütünlüğü incelendiğinde bunun kavmine karşı yapılan hikmetli bir tebliğ yöntemi olduğu anlaşılır.
Hz. İbrahim önce onların inandığı sistemi kendi mantıklarıyla değerlendirmektedir. Eğer yıldız ilah olsaydı neden kayboluyor? Eğer ay ilah olsaydı neden batıyor? Eğer güneş ilah olsaydı neden akşam olunca gözden kayboluyor?
Gerçek ilah değişmez. Kaybolmaz. Başkasına muhtaç olmaz. Gücünü kaybetmez. Yarattığı düzenin dışına çıkmaz. İşte Hz. İbrahim bu basit ama son derece güçlü akıl yürütmeyle kavminin inancını çürütmektedir.
Bugün bilim geliştikçe evren hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyoruz. Güneşin de bir yıldız olduğunu, onun da bir ömrü bulunduğunu biliyoruz. Demek ki güneş bile yaratılmıştır. Yaratılmış olan ise ilah olamaz. Yaratılmış olanın mutlaka bir yaratıcısı vardır.
Hz. İbrahim'in bu kıssası bize şunu öğretmektedir: Sağlam iman, düşünmekten korkmaz. Aksine her yeni bilgi insanı Allah'ın kudretine biraz daha yaklaştırır. Gerçek ilim ile gerçek iman birbirine zıt değil, birbirini tamamlayan iki büyük nimettir.
"Ben Yüzümü Gökleri ve Yeri Yaratan Allah'a Çevirdim"
En'âm Suresi, 79. Ayet
Hz. İbrahim Aleyhisselâm, yıldızın, ayın ve güneşin ilah olamayacağını gösterdikten sonra tevhid inancını büyük bir kararlılıkla ilan etmektedir. Bu ayet, Kur'an-ı Kerim'de tevhid inancını en açık ifade eden ayetlerden biridir. Çünkü burada yalnızca Allah'ın varlığı değil, kulluğun yalnızca O'na yapılması gerektiği de bildirilmektedir.
Ayetin başında geçen "Hanîf" kelimesi son derece önemlidir. Hanîf; bütün batıl inançlardan yüz çevirerek yalnızca Allah'a yönelen kimse demektir. Hz. İbrahim, toplumunun yanlış inançlarını reddetmiş ve hiçbir baskıdan korkmadan yalnızca Allah'a teslim olmuştur.
Bu teslimiyet yalnızca sözle ifade edilen bir inanç değildir. Hayatın tamamını Allah'ın rızasına göre yaşamaktır. Namazda yalnızca O'na yönelmek, duayı yalnızca O'na yapmak, rızkı O'ndan beklemek, korkuyu ve ümidi yalnızca O'na bağlamak gerçek tevhidin gereğidir.
Bugün de insanın karşısına farklı putlar çıkabilmektedir. Kimi servetine güvenmektedir. Kimi makamını hayatının merkezine koymaktadır. Kimi insanların övgüsünü Allah'ın rızasının önüne geçirebilmektedir. Oysa Hz. İbrahim'in sözü bütün çağlara seslenmektedir: "Ben yüzümü yalnızca gökleri ve yeri yaratana çevirdim."
İşte En'âm Suresi'nin vermek istediği en büyük mesajlardan biri budur. Müminin yönü yalnızca Allah olmalıdır. Çünkü yaratılan hiçbir varlık mutlak güç sahibi değildir. Her şey O'nun kudreti altındadır.
Geceyi Dinlenme, Güneşi ve Ayı Ölçü Kılan Allah
En'âm Suresi, 96. Ayet
Kur'an-ı Kerim insanı sürekli gökyüzüne bakmaya davet eder. Çünkü gökyüzü Allah'ın kudretini gösteren en büyük ayetlerden biridir. Güneş, ay ve yıldızlar hiçbir zaman görevlerini aksatmazlar. Milyarlarca yıldır aynı düzen içerisinde hareket etmektedirler.
Bugün astronomlar güneş tutulmasının dakikasını, ay tutulmasının saniyesini yıllar öncesinden hesaplayabilmektedir. Bunun sebebi evrendeki olağanüstü düzendir. Eğer bu düzen tesadüflerin ürünü olsaydı böyle kesin hesaplar yapmak mümkün olmazdı.
Kur'an bu gerçeği asırlar önce tek bir cümleyle özetlemiştir: "Bu, Allah'ın takdiridir." Yani evren kendi kendine işlememektedir. Her şey Allah'ın koyduğu ölçü içerisinde hareket etmektedir.
Gece de ayrı bir nimettir. İnsan bedeninin dinlenmesi, hormonların düzenlenmesi ve zihnin yenilenmesi gece sayesinde gerçekleşmektedir. Gündüz ise çalışma ve rızık arama zamanıdır. Rabbimiz yalnızca gök cisimlerini değil, insan hayatını da mükemmel bir denge üzerine kurmuştur.
Bu ayet bize şunu öğretmektedir: Evrende hiçbir şey rastgele değildir. Her şey ilim, hikmet ve ölçü ile yaratılmıştır. Ölçünün bulunduğu yerde ise mutlaka sonsuz ilim sahibi bir yaratıcı vardır.
Yağmurun ve Bitkilerin Yaratılışı Üzerinde Düşünün
En'âm Suresi, 99. Ayet
En'âm Suresi gökyüzünden sonra insanın dikkatini yeryüzüne çevirmektedir. Yağmurun yağması, kupkuru toprağın yeniden canlanması ve aynı topraktan birbirinden farklı yüzlerce meyvenin yetişmesi büyük bir tevhid delilidir.
Bir düşünelim... Aynı yağmur yağmaktadır. Aynı güneş ışığı toprağa ulaşmaktadır. Aynı toprakta yetişmektedirler. Buna rağmen elmanın tadı başka, üzümün tadı başka, zeytinin tadı başka, narın rengi başkadır. Aynı şartlardan böylesine farklı ürünlerin ortaya çıkması tesadüfle açıklanamaz.
Bir çekirdeğin içine koca bir ağacın planını yerleştiren kimdir? O küçücük çekirdeğin yıllarca meyve verecek bir ağaca dönüşmesini sağlayan güç nedir? Kur'an bu soruların cevabını açıkça vermektedir: Her şeyi yaratan Allah'tır.
İnsan çoğu zaman sofraya gelen nimeti görür fakat o nimetin arkasındaki ilahî rahmeti düşünmez. Oysa soframıza gelen bir lokma ekmeğin arkasında güneş, bulutlar, yağmur, toprak, rüzgâr ve sayısız sebep vardır. Bütün bu sebepleri yöneten ise yalnızca Allah'tır.
Bu ayet aynı zamanda şükrü de öğretmektedir. Nimet üzerinde tefekkür eden insan, nimetin sahibini daha çok sever. Allah'ın verdiği her lokmanın, her meyvenin ve her yudum suyun aslında büyük bir rahmet olduğunu fark eder.
İşte tevhid yalnızca gökyüzüne bakmak değildir. Soframıza gelen ekmeğe bakarken bile Allah'ın kudretini görebilmektir. En'âm Suresi, insanı tam da bu bilinçle yaşamaya davet etmektedir.
Allah'ın Dosdoğru Yolu
En'âm Suresi, 153. Ayet
En'âm Suresi boyunca Allah Teâlâ insanlara kendi varlığını ve birliğini gösteren sayısız delil sunmuştur. Gökler, yer, güneş, ay, yıldızlar, yağmur, bitkiler, insanın yaratılışı ve peygamberlerin hayatı... Bütün bu delillerin ardından Rabbimiz, insanı en önemli sonuca ulaştırmaktadır: "İşte benim dosdoğru yolum budur."
İnsanlık tarihi boyunca sayısız fikir, inanç ve yaşam biçimi ortaya çıkmıştır. Kimileri putlara yönelmiş, kimileri insanları ilahlaştırmış, kimileri ise kendi nefsini hayatının merkezine koymuştur. Kur'an ise bütün bu karmaşaya karşı tek bir hakikati ilan eder: Hak yol birdir. O da Allah'ın gösterdiği yoldur.
Bu ayette geçen "başka yollara uymayın" ifadesi oldukça dikkat çekicidir. Çünkü insan bazen küçük tavizlerle hak yoldan uzaklaşabilir. Önce Allah'ın emirlerinden birini önemsememeye başlar, ardından başka yanlışlar gelir. İşte Kur'an, insanı bu tehlikeye karşı önceden uyarmaktadır.
Dosdoğru yol; yalnızca namaz kılmak veya oruç tutmak değildir. Doğru yol; ticarette dürüst olmak, anne babaya iyilik etmek, kul hakkından sakınmak, adaletli davranmak, merhametli olmak ve hayatın her alanında Allah'ın rızasını gözetmektir.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar huzuru yanlış yerlerde aramaktadır. Kimi servette, kimi makamda, kimi şöhrette mutluluk aramaktadır. Oysa gerçek huzur, Allah'ın gösterdiği istikamet üzere yaşamaktadır. Kur'an'ın dosdoğru yolu, insanı hem dünya hem de ahiret mutluluğuna ulaştıran tek yoldur.
Hiçbir Günahkâr Başkasının Günahını Yüklenmez
En'âm Suresi, 164. Ayet
Kur'an'ın adalet anlayışını en açık ortaya koyan ayetlerden biri de budur. Allah Teâlâ herkesi kendi yaptığından sorumlu tutacağını bildirmektedir. Hiç kimse başkasının işlediği günah yüzünden cezalandırılmayacaktır.
Bu ilke, İslam'ın bireysel sorumluluk anlayışının temelidir. İnsan kendi tercihlerini yapar, kendi kararlarını verir ve bunların sonucundan da kendisi sorumludur. Başkalarının hatalarını bahane ederek kendi yanlışlarımızı meşrulaştıramayız.
Bu ayet aynı zamanda insanı sürekli kendi nefsini muhasebe etmeye çağırmaktadır. Başkalarının kusurlarını araştırmak yerine önce kendi kalbimizi düzeltmeye çalışmalıyız. Çünkü kıyamet günü herkes kendi hesabını verecektir.
Tevhid inancı yalnızca Allah'ın tek ilah olduğuna inanmak değildir. Aynı zamanda O'nun mutlak adalet sahibi olduğuna da inanmaktır. Rabbimiz hiçbir kula zerre kadar haksızlık etmeyecektir. Yapılan her iyilik karşılığını bulacak, yapılan her kötülük de adaletle değerlendirilecektir.
En'âm Suresi Günümüz İnsanına Ne Söylüyor?
En'âm Suresi aradan geçen asırlara rağmen bugün de ilk günkü kadar canlı mesajlar vermektedir. Modern insan teknoloji sayesinde çok büyük imkânlara ulaşmış olsa da çoğu zaman yaratılışın asıl sahibini unutabilmektedir. Kur'an ise insanı yeniden gökyüzüne bakmaya, toprağı incelemeye, kendi bedenini düşünmeye ve bütün bunların arkasındaki ilahî hikmeti görmeye çağırmaktadır.
Bugün teleskoplarla milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksileri görebiliyoruz. Mikroskoplarla tek bir hücrenin içinde gerçekleşen muhteşem düzeni inceleyebiliyoruz. DNA'nın taşıdığı bilgiyi çözebiliyor, embriyonun gelişimini takip edebiliyoruz. Bütün bu keşifler aslında Allah'ın sanatını daha yakından tanımamıza vesile olmaktadır.
En'âm Suresi bize şunu öğretmektedir: Bilim ile iman birbirine düşman değildir. Aksine doğru kullanılan ilim, insanı Allah'ın kudretini daha iyi anlamaya götürür. Kâinatı okumak da Kur'an'ı okumak kadar önemli bir tefekkür vesilesidir. Çünkü ikisinin de sahibi aynı Rabbimizdir.
Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı, teknolojiden önce sağlam bir inançtır. Kalpler Allah'a bağlandığında, adalet, merhamet ve güzel ahlak da hayatın merkezine yerleşir. İşte En'âm Suresi'nin vermek istediği en önemli mesajlardan biri budur.
En'âm Suresi Bizlere Ne Öğretiyor?
En'âm Suresi baştan sona kadar okunduğunda, insanın yalnızca bilgi sahibi olması değil, aynı zamanda imanını güçlendirmesi hedeflenmektedir. Sure, göklerin ve yerin yaratılışından başlayarak insanın kendi yaratılışına, gece ile gündüzün düzeninden yağmurun indirilişine, bitkilerin yaratılışından Hz. İbrahim'in hakikati arayışına kadar pek çok delili gözler önüne sermektedir.
Kur'an'ın dikkat çektiği bu deliller yalnızca geçmişte yaşayan insanlar için değildir. Bugün de gökyüzüne baktığımızda aynı yıldızları görüyoruz. Aynı güneş her sabah doğuyor, aynı yağmur toprağı canlandırıyor, aynı tohumdan aynı ağaç çıkıyor. Aradan binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen Allah'ın ayetleri değişmemiştir. Değişen yalnızca insanların onlara bakışıdır.
İnsan bazen günlük hayatın telaşı içerisinde Rabbini hatırlamayı ihmal edebilir. İş, güç, para, makam ve dünya meşguliyetleri kalbi yorabilir. En'âm Suresi ise insanı yeniden kâinat kitabını okumaya çağırmaktadır. Çünkü Allah'ın ayetleri yalnızca mushafın sayfalarında değil, aynı zamanda gökyüzünde, yeryüzünde ve insanın kendi bedeninde de bulunmaktadır.
Bugün bilim insanları evren hakkında her geçen gün yeni bilgiler elde etmektedir. Bir galaksinin büyüklüğü, bir hücrenin karmaşık yapısı, DNA'nın taşıdığı bilgi veya atomların kusursuz düzeni incelendikçe Allah'ın yaratışındaki hikmet daha açık görülmektedir. Kur'an'ın tefekküre yaptığı çağrı, modern çağda çok daha derin bir anlam kazanmaktadır.
Gerçek mümin, ilim öğrendikçe Allah'a daha çok yaklaşır. Çünkü öğrendiği her bilgi onu yeni bir hayranlığa ulaştırır. Bir çiçeğin açması, bir bebeğin dünyaya gelişi, kuşların göç etmesi veya yağmurun tam ihtiyaç duyulan zamanda yağması tesadüf değildir. Bunların tamamı Allah'ın sonsuz ilminin ve kudretinin tecellileridir.
Tevhid İnancı Hayatımızı Nasıl Değiştirir?
Tevhid yalnızca "Allah birdir." demekten ibaret değildir. Tevhid, insanın hayatının merkezine yalnızca Allah'ı koymasıdır. Seven O'nun için sever, çalışan O'nun rızası için çalışır, kazandığını O'nun razı olacağı şekilde harcar ve bütün umutlarını yalnızca Rabbine bağlar.
Tevhid sahibi insan kibirlenmez. Çünkü sahip olduğu her nimetin Allah'tan geldiğini bilir. Zengin olsa da şükreder, fakir olsa da sabreder. Başarı elde ettiğinde bunu yalnızca kendi gücüne bağlamaz; Rabbinin lütfu olarak görür.
Tevhid aynı zamanda korkularımızı da değiştirir. İnsanlardan korkmak yerine Allah'a karşı sorumluluk hisseder. Dünyanın geçici olduğunu bilir ve ebedî hayat için hazırlık yapar. Bu nedenle En'âm Suresi sadece inanç esaslarını anlatan bir sure değil, aynı zamanda insanın karakterini inşa eden büyük bir eğitim rehberidir.
Hz. İbrahim'in hayatı bunun en güzel örneğidir. O tek başına kalsa bile hakikatten vazgeçmedi. Çünkü insanların çoğunluğuna değil, Allah'ın rızasına baktı. İşte Kur'an'ın istediği mümin modeli de budur.
En'âm Suresi, Kur'an-ı Kerim'in tevhid konusunu en güçlü şekilde ele alan surelerinden biridir. Sure boyunca insanın dikkatini göklerin ve yerin yaratılışına, gece ile gündüzün düzenine, güneş ve ayın kusursuz hareketine, yağmurun indirilişine, bitkilerin yaratılışına ve Hz. İbrahim'in hakikati arayışına çevirerek Allah'ın varlığını ve birliğini akla ve kalbe birlikte göstermektedir.
Bu sure bize iman ile aklın birbirinden ayrı olmadığını öğretmektedir. Kur'an, düşünmeyi teşvik eder; sorgulamayı yasaklamaz. Aksine insanın doğru sorular sorarak hakikate ulaşmasını ister. En'âm Suresi'ndeki deliller de tam olarak bunu yapmaktadır. İnsan kâinata ne kadar dikkatle bakarsa Allah'ın sanatını o kadar açık görür.
Bugün de her sabah doğan güneş, her damla yağmur, her açan çiçek ve her atan kalp bize aynı hakikati söylemektedir: Bu muhteşem düzenin tek sahibi Allah'tır. O'nun eşi, benzeri ve ortağı yoktur. Kulluk edilmeye layık olan yalnızca O'dur.
Rabbimiz bizleri En'âm Suresi'nin tevhid mesajını gönülden anlayan, kâinattaki ayetleri okuyabilen, imanını ilim ve tefekkürle güçlendiren, yalnızca Kendisine kulluk eden salih kullarından eylesin. Âmin.