Birçok insan zaman zaman şu soruyu sorar: “Bu kadar dua ediyorum ama dualarım kabul olmuyor.” Bu soru samimi görünse de çoğu zaman duanın ne olduğu ve nasıl değerlendirilmesi gerektiği tam olarak bilinmediği için sorulur. Bu yüzden meseleye en baştan, sağlam bir bilinçle bakmak gerekir.
Dua, sadece bir istekte bulunmak değildir. Dua; kulun Rabbine yönelmesi, O’na muhtaç olduğunu kabul etmesi ve teslimiyet göstermesidir. Bu yönüyle dua, başlı başına bir ibadettir.
Kur’an-ı Kerim’de Furkan Suresi 77. ayette şöyle buyrulur:
“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”
Bu ayet, duanın kul için ne kadar önemli olduğunu açıkça gösterir. Kulun Allah katındaki değeri, O’na yönelmesi ve dua etmesiyle ölçülür. Dolayısıyla dua, sadece sonucuna göre değil, kulluğun bir ifadesi olarak değerlendirilmelidir.
Bazı insanlar farkında olmadan duayı bir pazarlığa dönüştürür: “Ben istedim, Allah vermedi” düşüncesi bu yanlış bakışın sonucudur. Oysa dua, sevgiyle yapılan bir yöneliştir.
Bu durumu anlatan ibretli bir kıssa vardır:
Bir gün elinde tespihiyle bahçelerde gezen bir derviş, eteğine elmalar doldurmuş koşa koşa gelen genç bir kız görür. Kız öyle aceleyle ve saf bir hâl içinde gelmektedir ki derviş şaşırır. Önüne geçip sorar:
“Hayırdır kızım, nedir bu acelen? Hem ne taşırsın öyle eteğinde?”
Genç kız cevap verir: “Sevdiğim için elma topladım, onları götürüyorum. Şu karşıdaki tarlada çalışıyor.”
Derviş kızın eteğine bakar ve sorar: “Ey kızcağızım, ne çok toplamışsın. Bu kaç tane elma eder?”
Genç kız şaşkınlıkla cevap verir: “Ey babam, insan hiç sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı?”
Bu söz üzerine dervişin diyecek sözü kalmaz ve sessizce elindeki tespihin ipini koparır.
Bu kıssa bize şunu öğretir: Dua, hesap yaparak değil, sevgi ve teslimiyetle yapılır.
Birçok kişi şöyle düşünür: “Biz defalarca dua ediyoruz ama kabul olmuyor. Halbuki ayetlerde her duaya cevap olduğu söyleniyor.”
Burada çok önemli bir ayrım vardır: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır.
Allah Teâlâ her duaya cevap verir. Ancak kulun istediğini aynen vermek, Allah’ın hikmetine bağlıdır. Çünkü O, her şeyi en iyi bilendir.
Bu hakikat şu misalle çok güzel açıklanır:
Hasta bir çocuk doktora seslenir: “Doktor amca, bana bak!”
Doktor cevap verir: “Buyur, ne istiyorsun?”
Çocuk der ki: “Şu ilacı bana ver.”
Doktor ise üç şekilde davranabilir:
Doktor çocuğa cevap vermiştir ama her zaman istediğini vermemiştir. İşte Allah Teâlâ da kulunun duasına cevap verir; fakat hikmetine göre davranır.
Allah’a dua eden herkese Allah icabet eder. Bu icabet:
şeklinde olabilir.
Bu hâller, duanın bereketini azaltır.
Dua, sadece sonucuyla ölçülmez. Dua eden kul, Rabbine yönelmiş ve kulluğunu ilan etmiştir. Bu hâlin kendisi bile büyük bir kazançtır.
Kulun görevi dua etmek, samimi olmak ve teslim olmaktır. Sonucu ise Allah’ın hikmetine bırakmaktır.