Acizliğini Bilene Kapılar Açılır
İnsanoğlu çoğu zaman gücüne, imkânlarına ve planlarına güvenir. Oysa hayatın içinde derinlemesine bakıldığında çok farklı bir hakikat göze çarpar: Asıl kapılar, gücünü ortaya koyana değil; acizliğini kabul edene açılır.
Kâinattaki İnce Düzen ve Acziyet Hakikati
Hayatımıza, çevremize hatta tüm kâinata dikkatlice baktığımızda ilginç bir düzen görürüz. Kuştan kurda, insandan ağaca kadar ne varsa; her canlının rızkı belirli bir sistem içinde kendisine ulaştırılır.
Özellikle dikkat çeken bir nokta vardır: Fıtraten zayıf ve aciz olan canlıların rızıkları adeta ayaklarına kadar gelir.
Mesela bir elma kurdunu düşünelim… Minnacık, savunmasız bir canlıdır. Ama rızkı tam içinde yaşadığı yerdedir. Evi de rızkıdır, hayatı da.
Öte yandan güçlü bir aslan… Yırtıcı, kuvvetli, doğanın en üst avcılarından biri. Ama belgesellere baktığımızda günlerce aç kaldığına şahit oluruz.
Bu tablo bize şunu düşündürür: Rızık sadece güce göre dağıtılan bir şey değildir.
Acziyet Yanlış Anlaşılmamalıdır
Aciz olmak çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnsanlar acziyeti; zayıflık, düşkünlük ya da zelil olmak gibi algılar. Oysa burada bahsedilen acizlik; rezil olmak ya da değersizleşmek değildir.
Bilakis acizliğini kabul etmek; insanın kendi gücünün sınırlı olduğunu anlamasıdır. Her şeyin sadece kendi çabasıyla değil, bir yaratıcının takdiri ve ihsanı ile gerçekleştiğini idrak etmektir.
Bu, düşüncesiz bir teslimiyet değil; aksine farkındalığın en yüksek halidir. Çünkü insan, varlığını sürdüren, rızkını ulaştıran, hayatını düzenleyen bir kudretin varlığını kabul eder.
Aciz olduğunu bilmek zayıflık değil; aksine en büyük güvene ulaşmaktır. Çünkü insan bu bilinçle;
sürekli gören,
işiten,
bilen,
bildiren,
müdahale eden,
koruyan,
gözeten,
savunan ve esirgeyen
yüce bir kudretin, yani Allah’ın himayesine girmiş olur.
İşte bu, insanın kendisini yalnız hissetmemesidir. Kendi gücüne değil; en güçlü olana dayanmasıdır.
Böyle bir insan için acziyet; korkulacak bir durum değil, bilakis en büyük emniyet kapısıdır.
Çünkü en güçlüye sığınan, kendisini gerçekten güvende hisseder.
Ve bu güven sadece dünya hayatıyla sınırlı değildir; aynı zamanda insanın ebedî saadetini de muhafaza eden bir bilinçtir.
Zıtlıkların Hikmeti ve Acziyetin Gücü
Hayatta pek çok şey zıttı ile anlam kazanır. Zıtlıklar sadece bir karşıtlık değil; aynı zamanda bir denge, bir ahenk ve bir hikmet taşır.
Gece gündüzle, karanlık aydınlıkla, yokluk varlıkla anlaşılır. Aynı şekilde güç de ancak acziyetle doğru şekilde idrak edilir.
Zayıflığını kabul eden bir kul, aslında gerçek güce yaklaşır. Çünkü kendi sınırlılığını anlayan insan, sınırsız olana yönelir.
Bu yöneliş onu güçlendirir. Kendi gücüne değil, sonsuz güce dayanır. Ve işte o zaman insan, gerçek anlamda kuvvet bulur.
Öte yandan kendini güçlü zanneden, gücü kendine ait gören kişi ise aslında en büyük yanılgının içindedir.
Tarihte bunun en açık örneklerinden biri Firavun’dur. Kendini en yüce güç olarak gören, “ben sizin en büyük rabbinizim” diyen bir insan…
Ama sonuç ne oldu?
Güç iddiası, onu kurtarmadı. Aksine en aciz, en çaresiz hâle düşerek son buldu.
İşte bu da bize şunu gösterir: Güç iddia ile değil, teslimiyet ile kazanılır.
Acziyetini kabul eden yükselir… Gücünü iddia eden ise düşer.
Çünkü bu âlemde denge böyledir. Her şey zıttı ile anlam bulur. Ve insan, ancak kendi acziyetini idrak ettiğinde gerçek yerini ve gücünü bulur.
Rızkı Veren Kim?
Bu düzenin arkasında sonsuz hazinelere sahip bir kudret vardır: Allah.
Yazın erik, üzüm… Kışın elma, armut… Her mevsim ayrı bir nimet, ayrı bir ihsan…
Evren sürekli bir üretim, sürekli bir yaratılış halindedir. Hiç durmadan veren bir sistem…
Ama dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: En çok verilenler, en zayıf ve en aciz olanlardır.
Çünkü onlar tamamen muhtaçtır. Tutunacak hiçbir güçleri yoktur. Ve bu yüzden doğrudan Allah’a bağlıdırlar.
İnsan Neden Zorlanır?
İnsan ise çoğu zaman kendini güçlü zanneder.
“Ben yaparım.”
“Ben hallederim.”
“Ben kazanırım.”
İşte tam da bu noktada işler zorlaşır. Kapılar daralır, yollar tıkanır. Çünkü insan, kendi gücünü dayanak yapar.
Oysa ne zaman ki insan içten bir şekilde “Allah’ım ben yapamam, Sen ver” der… işte o anda her şey değişir.
Acziyet: En Büyük Güç
Acziyet, zayıflık değil; aslında en büyük güçtür.
Çünkü aczini bilen insan doğru kapıya gider. Kendi gücüne değil, Allah’a dayanır.
Ve işte o zaman umulmadık kapılar açılır, beklenmedik fırsatlar doğar, hiç hesapta olmayan kolaylıklar gelir.
Çünkü Allah’ın bir ismi de Rezzâktır. Yani rızkı veren.
Ama bu rızkı en çok hissedenler, kendisini en muhtaç bilenlerdir.
Evliyaların Sırrı: Acizliğini Bilmek
Büyük zatların, evliyaların dualarına baktığımızda ortak bir nokta görürüz:
Hiçbiri “ben istiyorum” diye başlamaz.
Aksine:
“Ben hiçbir şeyim…”
“Sen her şeysin…”
diyerek başlarlar.
Çünkü bilirler ki dolu bir kap dolmaz. Ama boş olan, muhtaç olan, aciz olan dolar… taşar… ihsan edilir.
Samimi Dua ve Kırık Kalp
Dua sadece güzel cümleler kurmak değildir.
Bazen insan kelime bulamaz… cümle kuramaz…
Ama kalbi şöyle diyorsa:
“Ben bittim Allah’ım…”
İşte o dua en güçlü duadır.
Çünkü Allah, en çok kırık kalplere yakındır.
Kapılar Nerede Açılır?
Hayatın özü şudur:
Gücüne güvenen yorulur.
Kendine dayanan tükenir.
Ama acizliğini bilen… Allah’a dayanır.
Ve Allah’a dayanan asla yarı yolda kalmaz.
Belki de bu yüzden… en çok açılan kapılar, en çok acizliğini bilenlere açılır.
Ayrıca Tefarruatla oyalanmak ve dualar ve zikirler hakkında detaylı bilgiler sayfamızda yer almaktadır.
Daha fazlası ve tüm dualar ve zikirler için ana sayfamızı ziyaret ediniz .